abant etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abant etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2011 Perşembe

Abant: Geri Dönmek İstemediğimiz Yer...

Geçen seneki gibi, bu sene de 23 Nisan'ı oğlumuz gerçekten bayram olarak geçirsin istedik. Sağolsun, annemin liseden arkadaşı Esin Teyze'miz bizi Abant'taki evine davet etti de bu isteğimizi tam anlamıyla gerçekleştirebildik!

Benim çocukluğumdan beri bayıldığım bir evdir zaten; Çınar'ın da o kocaman bahçede özgürce koşup oynayabilecek olması beni gerçekten heyecanlandırmıştı. Hava muhalafet etmeseydi, herhalde içeri girmeyecekti(k); ama zaten daha Abant'a ayak bastığımız anda kendini bahçeye attı minik adamım.


Zaten şu yukarıdaki fotoğraftaki sevinci ve neşeyi gördükten sonra hangi anne-baba çocuğunu içeri sokmak isteyebilir ki? :) Ben de istemedim zaten... Birlikte deli gibi bahçede koşup oynadık, kendimizi yerlere attık ve ıslanmadık bir yerimiz kalmayıncaya kadar dışarıda zaman geçirdik. Evet, çocuk bayramımız başlamıştı!

Tabii bu kadar koşturmaca ve alınan oksijen sonunda minik adam ilk gün yemeğini yer yemez sızdı ve 2,5 saat uyanmadı...



Bilen bilir; anneyse çok daha iyi anlar... 2,5 saat bir çocuğun uyuması demek, kendinize ayıracağınız muazzam uzunlukta bir zaman demektir :) Ben, sürenin bu kadar uzun olacağını tahmin etmemekle birlikte, anın keyfini çıkarmaya baktım. Esin Teyze'nin şahane zevkiyle döşenmiş evini gezdim, fotoğraflar çektim, "bir gün bir koleksiyoner olma" istediğim depreşti... sonra şömine başında oturduk, ev yapımı vişne likörü (vodnişka diyorlar sanırım) içtik... Sohbet ettik, Esin Teyze'nin gizli hazinelerine baktık: Lise yıllarında doldurduğu anket defterlerini karıştırdık annemle. 43 yıl önce liseli bir genç kızın sorduğu sorular ve en yakın arkadaşının o sorulara verdiği yanıtlar!! Bir kız çocuk için değerli bir hazinedir! Annemin 16 yaşından bu yana hiç değişmemiş olması beni dehşete düşürmedi değil. Bir yandan da hüzünlendim; sanki 16 yaşında bir genç kızın o kadar gerçekçi olmaması gerekirmiş gibi geldi... Ama hayat herkese bana davrandığı kadar cömert davranmıyor tabii. Bu kısım da Çınar'ın anneannesiyle ilgisi bir anı olarak kalsın burada....



Benimle ilgili de bir not: ilginçtir; her ne kadar Çınar uzun süre uyuduğunda kendime çok vakit ayırabildiğim için mutlu olsam da, bir yandan da tuhaf bir şekilde özlüyorum kendisini. Bu yüzden, bu şahane 2,5 saatin dolmasına yakın, tam "acaba uyandırsam mı artık?" diye düşünürken yavru kuş kendiliğinden "şarkılar söyleyerek" uyandı.

Ve çekirdek aile olarak kendimizi göle attık!

Aslında çok gazlı gitmiştik göle; hani "pırıl pırıl bir ilkbahar günü" değildi; ama, uyumadan önce Gölde kitabımızı okumuştuk. "Jöleye benzeyen bir sürü baloncuk" görmeye hazırdık! Ama bizi gri, puslu bir göl karşıladı. Dolayısıyla, Çınar'ın "döleye benceyen balonduklaaaaaaaaa, yeeedesiniiiiiiz?" diye seslenmeleri pek bir sonuç vermedi... Yine de, su kenarında bulunmuş olmanın neşesiyle dolandık, göle taş attık, çiçeklere baktık ve Çınar ata bindi! 10 m ancak gitti at üstünde ama olsun, hem heyecanlandı hem de sevdi!




Ben de kendimi doğa fotoğraflarına verdim... çok seviyorum fotoğraf çekmeyi. Ve artık böyle çoook şahane fotoğraflar çekebileyim istiyorum. Bunun için yapmam gerekenler: 1- Fotoğrafçılık kursuna gitmek, 2- Profesyonel bir fotoğraf makinesi almak. İlki için imkanım var; resmen üşengeçlikten (ve her haftasonu bir yerlere gitme mevsimimiz açıldığından) kursa yazıl(a)mıyorum! İkincisi için, bu şirketten ayrılıp doğru düzgün maaş alabileceğim bir yerde çalışmaya başlamam lazım. Umarım bu sene içinde bu iki hedefime birden ulaşıp aşağıdaki güzellikleri hakkıyla fotoğraflamayı başarabilirim...

Çuha çiçekleri

Vahşi menekşeler, Abant Gölü'nden bir görünüm, çuha çiçekleri ve nergisler...

Minik adama dönersek... Çocuklara isim koyarken dikkat etmek lazım; mesela, bizim minik adam (daha önce de yazmıştım) kendini gerçekten ağaç sanıyor olabilir. Bıraksam dışarıda, çimlerin üstünde mışıl mışıl uyuyacak gibi geliyor bazen. Çoğu zaman, çimenlik bir alan gördüğünde, yüzükoyun yere yatıp çimenleri kokluyor (ya da hangi bitki örtüsü varsa artık...). Bizden görmüş olamaz, öyle pek "doğa aşığı" ebeveynler değiliz; gerçekten içinden geliyor demek ki! Nitekim, 1 saatlik göl gezisinden eve dönünce de kendini yine çayıra çimene salmak istedi yavrumuz. Ama, geçen haftasonu geçirdiği kulak enfeksiyonu ve hala antibıdıbıdı alıyor olması nedeniyle paketleyip içeri soktuk. Aslında, bir kozumuz vardı: dedesinin yaş günü ve kestaneli pasta gibi :) Doğa kadar dayanamadığı bir diğer şey de "yaşgünleri ve pastalar"... Kriz anlarında bu tür kozları kullanmak iyidir!

İyi ki doğdun babacım!!! Birlikte nice güzel, sağlıklı, torununla bol bol koşturacağın yaşlara!!!

Buraya kadar, sanki bir hafta geçmiş gibi değil mi? Hayır, yalnızca bir gündü, dolu dolu bir gün! O akşam hepimiz oksijen ve temiz hava sarhoşu, mis gibi uyuduk ve aynen Esin Teyze'nin dediği gibi zıpkın gibi uyandık! Eve dönüş gününü güzel değerlendirmek için yine bahçede vakit geçirdik yavruyla, evin köpeği Yaman'a baktık...

"Yaman'dıııım, yaapiyosun sen Yaman'dıım? Bak, buuda kotabiliiitin amaa, buudan çıkmak yok, tamam mı Yaman'dım?"

Sonra, başka bir tatlı ailenin evine konuk olmak üzere yola çıktık; babası ve Çınar yolun bahçe içindeki kısmını ATV ile aldılar! Yani, yavrunun binmediği arazi aracı kalmadı sanırım!


ATV de tamam, sırada ne var acaba?

Ve Ayşe Teyzeler'in evine geldiğimizde Çınar'ın bayıldığı bir şeyle karşılaştık: kediler! Allahtan insana alışıklardı; yoksa, Çınar'ın ilgisinden epey bunalabilirlerdi. Bizim minik adam kedileri sevdi, inceledi, "aaauuuwwww" yaptı, onlar gibi cam içinde oturdu, saklandıkları yerleri buldu... Bu hayvan sevgisine bayılıyorum aslında! Hiç ellemiyorum, zarar vermediği sürece (ya da zarar görmediği sürece); bırakıyorum doya doya sevsin, onlardaki sevgiyi hissetsin! Kendini korumayı da biliyor (ya da öğrendi bu sayede). Yani, kendi deyimiyle "aggın" olduğunu hissediyorsa bir hayvanın, ona daha temnkinli yaklaşıyor. Sevilme taraftarı olanların da peşinden ayrılmıyor...

"Aaaauuuwwww... Tedii, ücülmene gerek yok tedi, Çinaay sana sariliyo..."


Kedilerden zor ayırdık görebileceğiniz gibi... Ama işte, her güzel şeyin bir sonu var. Yine de, başlıkta da dediğim gibi, eve dönerken ayaklarım geri geri gitti. Hiç ayrılmak istemedim Abant'tan, Esin Teyzeler'in evinden, bahçeden, Yaman'dan, gölden ve kedilerden...

Bitirirken, bir teşekkürüm var:

Bize bu güzel haftasonunu, nefis kahvaltıları, lezzetli yemekleri, muhteşem çilek, erik ve mandalina reçellerini, insanın gözünü ve ruhunu okşayan evini, gönlünü açan bahçesini, sıcacık sohbetini sunan, annemin "bir kaç on yıllık" arkadaşı Esin Teyze'm... Herşey için çok ama çok teşekkürler! 23 Nisan gezilerini gelenekselleştirme projesini hayata geçireceğim, söz! Ama gelecek seneden önce, yaz başında çilek toplamaya geleceğiz, bilesin :)