antalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2011 Salı

Tatil Gibisi Var Mı?

Yok!

Hele ki bal kuzenle birlikte geçirilmişse... gündüz havuzda ve denizde yüzülmüş, kumda oynanmış, akşam gün batımında el ele yürünüp sohbet edilmiş, çocuk parkında oynanmış ve gece de önce mini diskoda kurtlar dökülüp ardından orada tanışılan arkadaşlarla havuz başında deli danalar gibi koşturulmuşsa...



Her sabah kargalarla birlikte anneanne de uyandırılıp ördekler beslenmeye gidilmiş, anneanneyle başbaşa, alabildiğine şımarık ve mutlu zaman geçirilmişse...


Denizden, havuzdan önce korkulup, sonra Pınar Teyze sayesinde suya alışılıp Çınar balığı olunmuşsa... Akdeniz'in tadı doyasıya çıkarılmışsa... aylardır özlenen, sayıklanan bir "minik dev adam" ve bir "sarı fırtına"yla buluşulmuşsa... ve hatta bu buluşmaya iki kuğu gibi kız çocuk da eklenmişse...



Ve annesi, üç yaşına yaklaşan bu minik adamın artık arkadaşlık edebildiğine, sosyalleşebildiğine, kendi isteklerini gayet net ifade edebilip ama aynı zamanda uzlaşabildiğine, havuz başında havuza düşmeden koşturabildiğine, kendi çapında felsefe yapabildiğine (bkz. tatil diyalogları), artık -garip de olsa- tercihleri olabildiğine ve "büyümeyi" kafasına takabildiğine hem şaşırıp hem duygulanıp hem gülüp hem mutlu olmuşsa...



Tatil gibisi yoktur!

25 Eylül 2010 Cumartesi

T.A.T.İ.L. -Hiç bitmesin dediğimiz şey...

İlk defa bu sene, bu kadar uzun bir tatilden sonra, "keşke hiç bitmeseydi" dedim! Genelde uzun tatillerin sonunda sıkılırım, evimi özlerim, normal yaşantımı... bu sene öyle olmadı! Hem kaldığımız yer, koşulları, hem hava çok güzel olunca, etrafımda canlarım, kocam, annem, babam ve kardeşim, yanımda "biteeene" yavrum ve son derece mutlu olunca ve de "gerçekten" dinlenebilince, tatil niye bitsin ki?




Ama bitti. Bana da anıları yazmak kaldı! Bol fotoğraflı, az yazılı bir anı olsun istedim! Bakalım becerebilecek miyim?

Çok güzel bir rutin tutturduk tatilde! Bir kez daha anladım ki, ben düzen seviyorum! Hem de çok! Sabah bizim evin horozu oğlumun 6-6:30 arası ötmesiyle uyandık (anneanne uyandı, ben 8'e kadar uyudum, annem sağolsun)! Anneanne Çınar'a kahvaltı getirdi (domates, peynir, omlet ya da haşlanmış yumurta, zeytin, süt); minik adamın kahvaltısı bitince ev halkını uyandırdık, bu sefer biz kahvaltıya gittik. Çınar biz yerken kah masada oturup arabalarıyla oynadı, kah kendi videolarını izledi, bazen de etrafta koşturdu... Yemekleri bu şekilde hallettik hep, böylece "etraftaki kalabalıktan ilgisi dağılmadan" yemeğinin tamamını bitirebildi, anneannesi ve annesinin de içi rahat etti!


Sonra soluğu denizde aldık! Sabahtan Akdeniz çarşaf gibi oluyordu, öğleden sonra dalgalı! O yüzden sabahları denizde geçirdik daha çok, öğleden sonra havuza girdik! Çınar önce denizden biraz ürktü, ayağı yere basmadığı için tedirgin oldu. Kumlar eline yapışınca sıkıntı bastı! Ama sonra "denizde pipiyi açabiliriz" deyince, birden bütün bu sıkıntıları yok oldu, koşa koşa denize gitmeye başladı. Denizde en çok dalgadan kaçmayı sevdi, havuzda da kaydıraktan kaymayı ve dalmayı!!! Suyu ve "yüzmeyi" o kadar çok sevdi ki minik adamım, bir hafta daha kalmış olsak, muhtemelen yüzmeyi öğrenecekti.

 Çocuk havuzundaki kaydıraktan keyifle kayarken...

Sol üstten: Kendi kendine dalmayı (!) keşfetti, ve de "neredeyse" balıklama atlamayı... Sonra babası kafasının tamamını suya sokabileceğini gösterdi, hiç korkmadı! Alt: 1 ay öncesine kadar havuzdan yardımla çıkıyordu, gittiğimiz ilk gün hop diye kendisi çıkıverdi! Ve de, gerçekten biraz daha kalsak, yüzmeyi öğrenecekti!


 Uyanık olduğu her anı "suyun içinde" geçirdi Çınar, oyunlarını bile suda oynadı! Muhtemelen tatilde geçirdiği zaman, onun da hayatının en güzel günleriydi!


En keyifle yaptığı şeylerden biri, suda harcadığı enerjiyi yine havuz veya deniz kenarında kuruyemiş ve meyveyle geri kazanmak oldu :)

Bu keyifli anlara öğlenleri uyku arası verdik... zaten o kadar çok yoruluyordu ki, yatırdığımızda resmen bayılıyordu! Çınar'ın 2-3 saatlik öğlen uykularına biz de eşlik ettik çoğu zaman, sayesinde epeyce dinlendik!



Akşam olup da havuzdan çıkma vakti geldiğinde, duşumuzu alıp ördekleri beslemeye gittik. Çınar bayıldı ördeklere! "Mama" yemelerine, "aaa-aaa-aaa" diye bağırmalarına, kazların "tısss"lamalarına, kanatlarını kocaman açmalarına... Gerçi, her akşam "ördet"ler için götürdüğümüz poğaçanın yarısını kendisi yedi ama olsun; sonuçta, benim oğlum birebir ördek taklidi yapabildiğine göre, mamanın yarısını da yemeyi hak ediyor demektir!


Bütün gün süren bu kadar aktivitenin sonunda ne kadar yorulmuş olduğunu ben anlatmayayım, siz fotoğraflardan anlayın lütfen... Özellikle sol üstteki fotoğrafı çekerken, aylarca uyumaya nasıl direndiğini hatırlayıp kahkahalarla gülmekten kendimi alamadım!

Tatildeki bu rutinin yanı sıra, zaten harika olan tatilimizi daha da güzelleştiren şeyler de oldu! İlk 3 gün Ersel'cim, Balca'm ve canım yengem bizimleydiler! Çınar "Balka"sını özlemiş, Balca da "kaaadeşini"... hep el ele gezdiler... Balca gidince, Çınar epeyce bir süre, geçen bütün uçakların ardından "Balka eyye gitti" dedi durdu (Balca'nın eve uçakla gittiğini söylemiştik de). Balca'nın babasıyla benim aramda 2 ay var. Balca ve Çınar arasında da 13 ay. Ersel'ciğimle geçmişimizi, kardeşliğimizi düşününce, Balca ve Çınar'ı böyle görmek beni çok ama çok duygulandırıyor... Umarım bizim kadar, hatta bizimkinden bile güzel bir arkadaşlıkları, kardeşlikleri olur!

Balka ve kaaadeşi :)

Balca Prenses'in 3. yaş gününü de bu vesileyle hepbirlikte kutlamış olduk...

Bu kadarla da kalmadık, tatilimizin son haftasında Antalya'yı bizim için daha da ısıtan iki güzel anne ve iki tatlı kuzu da bizi kampta ziyarete geldiler! Yasemin&Gazihan ve Pınar&Efe günümüzün neşesi oldular! Yasemin yanında Gazihan'ın bütün "bavuu"larını getirmişti neredeyse (ve Çınar'a da hediye bir bavuu! Pınar Teyze'si de harika bir kitap almıştı yine Çınar'a, uykudan uyanınca -ve sonra bütün tatil boyunca, "ü-ürü-üüü" diye diye okuttu Çınar!), çocuklara ilaç gibi geldi -hele de oyuncaklarını özleyen Çınar'a!!! Önce denizin ve kumsalın tadını çıkardı kuzular, sonra soluğu havuzda aldık! Kaydıraktan kayarken hepsi çok eğlendiler. Biz de, buluşmalar için en uygun yerin havuz olduğuna karar verdik: ilk defa çocuklu bir buluşmada iki çift laf edebildik! Ne yazık ki, öğlen yemeğinden sonra arkadaşlarımı ve oğlumun arkadaşlarını uğurlamak zorunda kaldık... Ne diyeyim, tadı damağımda kaldı Pınar ve Yasemin, Antalya güneşinden daha sıcak, daha ışıl ışıl arkadaşlarım, sizleri gerçekten özledim!


Tatilin her anı keyifliydi de, benim unutamayacağım iki komik anı; ilk gün yemekhaneye giderken Çınar'ın sulanmaktan göl olmuş çimleri görüp havuz sanarak içine dalması (bkz. aşağıdaki fotoğraf) ve kaybolan arkadaşı Irmak'ın başından geçen "maceraları" bize bir gece boyunca "Imak, gittiiii, kaaaboooo, eeeee!" (meali: Irmak gitmiş, kaybolmuş, teyzesi bulunca kızmış) diye diye "anlatmasıydı".
  
Ortalıkta dolanan kaplumbağa ve havuz zannedilen çimler...

"Dönmeyelim Ankara'ya, gitmeyelim, hayatımızın sonuna kadar burada, bu kampta yaşayalım" diye az söylenmedim dönüş yolunda... ama her güzel şey gibi, bu tatil de bitti. Dönüş yolunda tek tesellim, Beyşehir'de yaşayan börülcem Sibel Abla'ma uğramak, Çınar'ın Mehmet Abi'sini ve Emre'sini görmek ve onlarla 1 gün geçirmekti. (Beyşehir'i, sevgili "çüçüt" börülcem Serap için ayrıca yazacağım.)

 Evet... siz bu yazıyı okurken, ben de bu fotoğraflara bakıyor ve iç geçiriyor olacağım. Ve tamam, canımın içi yavrucuğumla, sevgili ailemle bu kadar güzel bir 15 gün geçirebildiğim için ne kadar şanslı olduğumu da aklımda bulunduracağım!

Bu arada, 2 yaşına günler kala, benim minik adamımın tatilde ne kadar büyümüş olduğuna bakar mısınız?