Çınar hasta -evet, yine!
Lütfen "ne kadar sık hasta oldu" falan demeyin, zaten kendi kendime sinir olmuş durumdayım. Muhtemelen Anıtkabir'de üşüttü, ya da okkulda kaptı gene bir şeyler. Sonuç: hasta işte. Ve ben bu sefer, kendime kızdım. Hiçbir anlamı yok, biliyorum, ama kendimi "ne kadar sık hasta ediyorum bu çocuğu" derken yakaladım işte. Ve o iç ses, bir türlü çıkmak bilmiyor kafamdan...
Neyse, "bir annenin itiraflarından" sonra asıl konuya geleyim. Konu, hastalık değil. Çocuktur, hasta olur. Hele okkula gidiyorsa, daha çok hasta olur. Konumuz, hastayken iştahsızlık. Pazar gecesinden beri Çınar'a yemek yedirebilmek mümkün değil. Yapmadığımız şebeklik, izletmediğimiz video, okumadığımız kitap kalmadı. Sağ el defansa geçip de "nammaaa!" dedi mi iş bitiyor, yemek yemiyor! Tabii, bütün aile tepesindeyiz. Hele evde anneanne/babaanne/dedelerden biri veya hepsi varsa, seyreyleyin şenliği! Kötülüğüne yapmıyoruz tabii, amacımız, hastayken bir de üstüne aç kalıp vücudu iyice halsiz düşmesin...
Yanlış yapıyormuşuz! Evet, yanlış. Az önce Hilal Hanım aradı. Sağolsun, Çınar'ı merak etmiş. Ağzındaki yaralar yüzünden yemek de yemiyor, deyince yine bana doğru yolu gösterdi sağolsun! Her zamanki gibi! Kafamı binanın duvarlarına vurasım geldi ama, neyse... zararın neresindne dönülse kardır!
Diyor ki Mrs. Hilal, nasıl elektrik kesintisi olduğu zaman, çoğu bina jeneratörü elektriği yalnızca o an binanın en çok işine yarayacak kısımlarına yönlendiriyorsa, vücut da hasta olduğu zaman, enerjisini aynı şekilde korumaya çalışıyor. Sindirim, başlı başına zor ve yorucu bir iş. Dolayısıyla, hasta olunduğunda iştahsız da olmamızın nedeni bu! Ve çocuklar bizden daha çok içgüdüleriyle yaşadıklarından, bu his onlarda daha kuvvetli. Yani, vücut, yorulmasın diye yemek yemiyor. Asıl ihtiyacı olan şey, yemek yemek değil. Dinlenmek!
Doğru, normalde 8 saat uyudu mu zıpkın gibi ayağa kalkan çocuk, 10 saat uyuyor ve uyandıktan 3 saat sonra 2 saatlik şekerlemeler yapıyor. Ve bütün gün uyuduğu halde, gece 9 olmadan yastığını alıp "anne uyut beni" diyebiliyor! Çünkü, onun ihtiyacı zorla yedirilmek değil, dinlenebilmek.
Ve Hilal Hanım yine diyor ki, hasta olduğumuz zaman, hepimizin canı başka başka şeyler yemek ister ya da istemez. Çocuklar içgüdüleriyle daha çok yönetildikleri için, vücutlarının ne istediğini bizden çok daha iyi bilirler. Yani, eğer sadece yoğurt yemek istiyorsa (bizde durum bu), bırakın yalnızca yoğurt yesin. Kaç öğün üst üste yerse yesin. Onun vücudunun ihtiyacı yoğurt demek ki!
Ve asıl önemli noktaya geliyorum, iyi okuyun (okuyayım):
Hastayken zorla yemek yedirilmeye çalışıldığı zaman bu (yani zorla yemek yemek/yemeği reddetmek), çocuklarda sonrasında da alışkanlık olarak devam ediyor. Ama, hastalık sırasında zorlamayıp, yemek yememesine izin verirseniz/ses çıkarmazsanız, hastalıktan kalkınca çok büyük bir iştahla saldırıyorlar yemeğe ve anında aç zamanlarını telafi ediyorlar!
Yani keşke dedim, sizinle dün konuşsaydık bunları... neyse, yazdığım gibi, zararın neresinden dönersen kar. Şimdi babaannesini arayayım da, yemek yedirmeye zorlamasın. Bıraksın, ne istiyorsa onu yesin. Hepimiz için zor bunu yapmak, çocuk açken, doyamayanlardanım ben mesela.
Ama, sonrası için lazım demek ki... Akşam da ben kendime mukayet olayım bari!