12 Temmuz 2011 Salı

Bir Anne Nelere Duygulanabilir? #1

Böyle bir seri başlatmayı düşünüyorum blogda, bir annenin çocuğu büyürken duygulanabileceği, anne-baba olmayanlara göre "abuk subuk" denebilecek şeyleri yazacağım... İlki de bu:


Fotoğraf kötü, telefonla çektim, ışığı ayarlayamadım... ama meramımı anlatıyordur...

Burası, bizim apartman; bunlar da apartmanın çocuklarının bisikletleri ve oğlumun scooterı! Yıllardır düren bir gelenektir, genelde kilitlenmez bile bisikletler. Annesinin de bir zamanlar bisikletinin durduğu bu merdiven kenarında, oğlunun scooterının da park ettiğini gören anne duygulanmaz da ne yapar? (Yazarken gözleri bile dolar...)

Beyne Entegre GPS*

(*) GPS: Global Positioning System -Küresel Konumlandırma Sistemi (diye çeviriliyor değil mi?) Ya da, araçlara takılan, haritadan gidilecek rotayı gösteren cihazların kullandığı sistem de diyebiliriz :)

Bu arkadaşın babasında var bundan; beyne entegre GPS yani. Ahmet, bir yere gideceği zaman, alır önüne haritayı, oturur çalışır! Hakikaten çalışır ama... Sonra yolda belki bir-iki kez bakar; ve olay bitmiştir! Hangi şehirse artık o, yerlisinden daha iyi bilir gidilecek yerleri, ne kadar sürede gidileceğini, hatta iki nokta arası alternatif yolları!

Çınar'da acayip bir yol hafızası olduğunu kreşe yeni başladığı dönemde keşfetmiştik. Okulun caddesinin üstünden geçerken "okkul", anneannesinin evinin paralel caddesinden geçerken "anane ebi" demesinden. Artık iyice aştı kendini, alternatif yolları da tanımaya başladı.

Geçen gün Kuğulu Park'a gidiyoruz. Ondan 1 hafta önce de hastaneye gitmiştik aynı yoldan (Güven Hastanesi). Yolun alakasız bir yerinde Çınar birden dikilip "hattaneye ditmiyoluz mu?" diye sordu! Bu soru cümlesi "hastaneye gitmeyeceğiz değil mi?" anlamına geliyor. Epey şaşırdım, zira ilk seferinde benim, babasının gittiği bu yolun nereye çıkacağını anlamam epey sürmüştü :)

Sonra, geçen haftanın son günü, Ahmet şehirde olmadığı için okula alternatif bir yoldan gidiyordum. Yine hastane yolunun yakınından geçmemiz gerekiyordu. Daha yolun başına gelmeden "Çinay hatta mı? Öhö öhö... öktülüyoo mu? Doktola mı didiyoluz?" diye sordu!



İyi ki annesine, dayısına ya da dedesine çekmemiş. Artık yollarda kaybolmaktan korkmuyorum; kendi GPS cihazımı kendim yapmışım, ellerimize sağlık :))

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Lüks

Ufak şeylerle de mutlu olabilirim... mesela, yatağımın başucu ilk böyle göründüğünde çok mutlu olmuştum. Lüks, buydu benim için!


Sonra lüks, aşağıda göreceğiniz hale (ç)evrilen başucumda, kalan yarılarının da okunmasını bekleyen kitapları yatmadan önce okuyabilmek oldu...


Biliyorum, benim bu gece yorgunluklarım da yakında bitecek, kitap okuyacak bir sürü zamanım olacak... ama ne zaman? Çınar'ı yatırdıktan sonra gözlerim açık kalmak istemiyor sanki. Son 3-4 aydır fazladan bir ağırlık var üzerimde, fazladan bir yorgunluk. Ne kadar uyusam da (hoş, zaten en fazla 7 saat uyuyabiliyorum günde), evde hiç iş yapmasam da dinlenemiyorum. Galiba, bir önceki yazıyla da ilgili bir durum var. Yine kafayı atıl hale geldiğim işyerime taktım. Beyin yorgunluğu başka şeye benzemiyor... kafanı yastığa koyup uyumakla atılmıyor.

En kısa zamanda kendime gelmem, bunun için de "kendim için" bir şeyler yapabilmem lazım... Ne zaman, bilmiyorum. En kısa zamanda olmasını umuyorum...