13 Eylül 2011 Salı

DUYURU: İlköğretim Döneminde Montessori Eğitimi Semineri

İçime dert oluyordu bir süredir; hani şimdi gerçekten çok güzel şeylerle beyninin dolduğu bir yerde Çınar, ama, ilkokula başlayınca neler olacak, bu eğitim sistemi, öğrendiklerinin ne kadarını tutmasına izin verecek diye...

Galiba tünelin sonunda ışık var, seminere davetlisiniz!

İlköğretim Döneminde Montessori Eğitimi Semineri
Konuşmacı: Melek Çilingir
Yer: Binbir Çiçek Çocuklar Evi
Tarih: 17 Eylül 2011 Cumartesi
Saat: 14:30
Ücret: 20 TL (anne-baba birlikte gelinmesi durumunda tek kişi ücreti alınacaktır.)

Güncel: Lütfen Hilal Mutlusoy Öktem'e rezervasyon yaptırınız...

Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz!

Sevgiler!

Tatil Diyalogları

Aristo'nun en sıkı takipçisinden notlar...

Ç: Havuza çay dökülürse nooluu? Havuz yanar!!

Ç: Kolluklarımı takıncaa büyüt havuz da artık küçüt havuz olcak! Amaa, küçüt havuz, küçüt havuz kalmaya devam decek!

Anneanne: (Çın'ı hafiften ısırır) Hmm, bu çocuk tuzluymuş!
Ç: Eveet, çüntüü denize dirdim!

Havuza başını tamamen daldırdıktan sonra anneannesinin de yapmasını istedi. Anneanne "ben yapamam" deyince "bi'denee" diye ısrar etti!

---------

Bunlar da, tatilden sonra felsefeye devam serisinden...

Hilal Hanım, potaya basket atmak isteyen Çınar'ı kucağında kaldırır "hadi bas şimdi potaya" der. Çınar ayağıyla potaya "basar"!

Ç: Bu hambuugel çok büyüt di mi anne? Yemeklerini düzel yemiş büyümüş di mi? Basket potasına basabilir di mi anne? Çinay da bu hambuugeli yiyincee büyüyceek, basket potasına basacak di mi?

---------

Tatil Gibisi Var Mı?

Yok!

Hele ki bal kuzenle birlikte geçirilmişse... gündüz havuzda ve denizde yüzülmüş, kumda oynanmış, akşam gün batımında el ele yürünüp sohbet edilmiş, çocuk parkında oynanmış ve gece de önce mini diskoda kurtlar dökülüp ardından orada tanışılan arkadaşlarla havuz başında deli danalar gibi koşturulmuşsa...



Her sabah kargalarla birlikte anneanne de uyandırılıp ördekler beslenmeye gidilmiş, anneanneyle başbaşa, alabildiğine şımarık ve mutlu zaman geçirilmişse...


Denizden, havuzdan önce korkulup, sonra Pınar Teyze sayesinde suya alışılıp Çınar balığı olunmuşsa... Akdeniz'in tadı doyasıya çıkarılmışsa... aylardır özlenen, sayıklanan bir "minik dev adam" ve bir "sarı fırtına"yla buluşulmuşsa... ve hatta bu buluşmaya iki kuğu gibi kız çocuk da eklenmişse...



Ve annesi, üç yaşına yaklaşan bu minik adamın artık arkadaşlık edebildiğine, sosyalleşebildiğine, kendi isteklerini gayet net ifade edebilip ama aynı zamanda uzlaşabildiğine, havuz başında havuza düşmeden koşturabildiğine, kendi çapında felsefe yapabildiğine (bkz. tatil diyalogları), artık -garip de olsa- tercihleri olabildiğine ve "büyümeyi" kafasına takabildiğine hem şaşırıp hem duygulanıp hem gülüp hem mutlu olmuşsa...



Tatil gibisi yoktur!