23 Şubat 2011 Çarşamba

Kurtarıcı Çınar Maceraları -2

Çınar'ın kurtarma araçlarına olan ilgisini ve sevgisini şurada anlatmıştım... Bu ilgisi ve sevgisi tam gaz devam ediyor!

Tabii ilgisinin ve sevgisinin bir uzantısı olarak evimiz de irili ufaklı kurtarma araçlarıyla doldu...

Konuşmalarımız da:

Ç: Pooolil alabaçııııı!!!! Ihışları naniyooo, nani yapiyoooo!!! Naaaaaaniiii naaaaaniiiiiii!!!! Ben polil alabaçını tüüceeeem, ben buna (bizim arabamızı kastediyor) binmiiiceeeem, aç kapıyı anne (inecekmiş!).






Ç: Ben geeçek ittayeye binceeem!
B: Onlar gerçek yangına gidiyorlar ama, sen nasıl söndüreceksin yangını?
Ç: Beeeeen, bi tu pışkıtcaaam, naaani yapıcam, yaagını töndüücem!!! (üç aşağı, beş yukarı bu şekilde oluyor zaten...)








Ç: (yoldan geçen ambulansı görüp) Ben bu ambulançı tüüüceeeeem!
B: Ama o ambulans hastaneye hasta götürüyor Çınar'cım, şimdi süremeyiz o yüzden.
Ç: Beeeeen, bu ambulançın içindeki hattayı yola bi atcaaaam! Amaaaa, hattayı yola ataaçaaam, alabalay hattayı ecebiliiiiy...
B: Tatlım, ama sen hastayı yola atarsan senin ambulanı sürmene hiç izin vermezler. Ambulans şoförlerinin görevi hastaları hastaneye götürmektir.
Ç: Ben hattaya aaauuuwwwwww yapcaaaam... (doğru yolu bulur)


Tabii, bazen kafası iş makineleri sevgisiyle karışmıyor da değil:

Ç: Bu tepçeeee, ambulança hatta boçaltıyoooo!!!! (Kamyon kum taşır-kepçe kamyona kum boşaltır; kepçe ve ambulansla aynı anda oynuyor ve ambulans da hasta taşıyorsa... Aristo'm benim!)







21 Şubat 2011 Pazartesi

Aşkların En Güzeli

Başlık, aslında anneme ait bir tamlama. Tabii ki Çınar için bulduklarından! Ona göre Çınar, aşkların en güzeli... bana ve babasına göre de öyle. Torun sahibi olmak için daha epeyce bir süre bekleyeceğim, o yüzden torun kısmını geçiyorum; ama, neden çocuk sahibi olmak harika bir şey, neden bir çocuk aşkların en güzeli olabilir, onu yazabilirim (en azından, aklıma gelen kısmını):

* Çünkü, çocuk sahibi olunca var olan/olabilecek herhangi bir şeyi ne kadar çok sevebileceğinizi öğrenirsiniz. Hayatınızın aşkına, annenize, kardeşinize duyduğunuz sevgiyi geçin lütfen. Onlar da kıyaslanmayacak duygular; ama çocuğunuz size, kalbinizin sınırını öğretir! Sevginizin şiddetini öğretir...

* Çünkü, "evlat sahibi olunca anlarsın" ne demek, gerçekten anlarsınız!

* Çünkü, size sarılıp da başını boynunuza soktuğunda duyduğunuz sıcaklık, koku eşsizdir. O duyguyu, başka hiç kimseyle yaşayamazsınız. İçinizi başka pek az şey böyle kaynatabilir...

* Çünkü, yeniden çocuk kitapları okuyabilir, çocuk şarkıları dinleyebilir, oyuncaklarla oynayabilirsiniz!

* Çünkü, sürekli şaşırabilirsiniz. Hayatınız sürprizlerle dolar. "Ne zaman bunları yapacak kadar büyüdü?" hayatınızın mottosu olabilir.


* Çünkü bir gün, hem de daha o kadar da büyümediğini düşünürken, bir arkadaşını özlediğini, onu görünce heyecanlandığını, şaşırdığını ve onu görmekten duyduğu müthiş mutluluğu fark edebilirsiniz! Sevinçten, şaşkınlıktan ağlarsınız.

* Çünkü, gerçekten sabretmenin, dayanmanın ne demek olduğunu öğrenir, çok ama çok güçlü olursunuz. Uykunuzun 10 kere bölündüğü bir gecenin sabahının köründe bile, bir gülümsemeyle gecenin karanlığının nasıl dağıldığına şaşar kalırsınız!

* Çünkü, daha önce yapamadığınız biçimde empati kurabilirsiniz. Çocuğunuza gösterdiğiniz özeni, diğer insanlarla ilişkilerinizde de gösterdiğinizde, herşeyin nasıl da kolayca yoluna girdiğini fark edersiniz. Yaşamınız güzelleşir.

* Çünkü, daha tahammüllü olursunuz. Gördüğünüz pek çok kişiye "o da birinin yavrusu/o da bir anne" olarak bakabilir, daha az sinirlenebilirsiniz.

* Ve çünkü, bir çocukla birlikte yeniden büyürsünüz. Büyümek isterseniz. Önce küçülür bebek olursunuz; dünyaya onun gözünden bakmaya çalışırsınız. Alışınca bu yeni duruma, onunla birlikte büyürsünüz. Kendinizi yeniden keşfedebilirsiniz. Bir çocuğun gözünden dünyaya bakmayı öğrenince, yeniden çocuk olabilirsiniz.

Vuslat

Geçenlerde oğlumun kankası Aiace'den (*) bahsetmiştim, hatırlarsanız... Ne yazık ki Aiace, 14 Şubat'ta okkula başlayamadı. Doktorlar biraz daha dinlenmesini istemişler. Miş Aaalem "önümüzdeki pazartesi gelecek muhtemelen" demişti; ama ben, Çınar için yeni bir hayal kırıklığı olmasın diye ona söylememiştim.

İyi ki de söylememişim!

Bu sabah okula gittiğimizde, Çınar bahçede oynarken, geldiğimizi haber vermek için resepsiyona girdim. Kimse yoktu, ben de beklemeye başladım. Bir yandan da garip geldi ama, herhalde bizi görüp Miş Aaalem'e haber vermeye gittiler, diye düşündüm. Çınar, halinden memnun, bahçede oynamaya devam etti...

Biraz sonra Hilal Hanım, kucağında Aiace ile, şen şakrak resepsiyona geldi! Görünce birden inanamadım, sonra basıvermişim çığlığı "Aiace" diye. Hemen Çınar'a dönüp "Çınar bak kim burada?" dedim.

Ve Çınar önce bana, sonra Aiace'ye baktı... ve dondu kaldı! Gözleri kocaman kocaman açıldı, Japon çizgi filmlerindeki çocuklara benzedi. Suratı dondu, dünya durdu o an, zaman durdu...

Sonra deli gibi "Aiace, Aiace" diye bağırmaya, olduğu yerde zıplamaya başladı! Her zaman olduğu gibi, önce sarılmak yerine, bahçede çılgınca koşarak bir tur attı. Sonra geri gelip "ben Aiace'ye aaauuwwww yapcaaaaaam" diye merdivenleri apar topar çıktı!

Ve vuslat!

Aiace ile birbirlerine deli gibi bağırarak sarıldılar, ve o kadar şiddetli bir kucaklaşmaydı ki, ikisi birden yere yuvarlandılar :)))

Hayır, ne fotoğraf çektim, ne videoya aldım. Ben bu sefer, o anı doya doya yaşadım, izledim. Oğlumun büyümesini izledim, bir arkadaşı olmasını, o arkadaşına verdiği değeri izledim. İçime kaydettim, hem beynime hem kalbime.

Ama siz, nasıldı acaba diye merak ederseniz, şöyle bir şeye benziyorlardı işte :)