ilk ateş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilk ateş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2015 Salı

Yayınımıza Kaldığımız Yerden Devam Ediyoruz: RüzRüz ve ÇınÇın'dan İlkler...

Çocuklar büyüdükçe (daha doğrusu ilk çocuk büyüdükçe) benim annelik heveslerine ve hallerine olan ilgim epey azaldı. Dolayısıyla, çocuk büyütürken olanlar bana normal, çocuklar hakkında yazılanlar da abartılı gelir oldu. Mesela Facebook'ta bir grup var, arkadaşım üye yaptı beni (Nurturia'dan sonra tövbeliydim ya kızı kıramadım). Böyle oraya biri soru sorduğunda gayrı ihtiyari yanıt vereyim istiyorum; sayfayı açıyorum... sonra bir bakıyorum, oooovv, yanıtlar kıyamet gibi. Herkes bir çocuk doktoru, herkes bir pedagog! Kimse da aşağı perdeden konuşmuyor, herkesin bildiği en iyisi, en doğrusu. Hal böyle olunca, ilk çocuğu 6,5 yaşına gelmiş, ikinciyi de doğurup neredeyse bir yaşına getirmiş, ermiş demeyeyim ama hanyayı konyayı anlayıp feleğin çemberinden geçmiş bir anne olarak "he neyse bana ihtiyaç yok, zaten bu kafaya meram anlatmaya gücüm ve vaktim de yok" deyip geçiyorum. 

Vaktiyle kendi yazdıklarım da çok tuhaf geliyor. Şimdi okuduklarım da. Dolayısıyla, bu bloga da "çocuk büyütürken dikkat edilecek üçyüz elli nokta" içerikli yazılar yazmak anlamsızlaşıyor benim için. Belki de daha çok "ne oldu" diye anlatırken deneyimlerimi paylaşsam daha sevimli bulabilirim bu mecrayı :)

Bu yüzden de şimdi minik minik insanlık için küçük, bizim hayatımız için anlamı büyük ilklerden bahsedip ileriki zaman yazılarına bir girizgah yapma niyetindeyim.

Mesela mesela, geçen zaman içinde ÇınÇın Abi okuma yazmayı söktü (Ocak 2015 başı itibariyle) ve ilk karnesini aldı! Okulumuzdan (Tevfik Fikret Okulları) inanılmaz mutluyuz. Çınar gibi algısı açık ve fakat nükleer enerjiyle çalışan bir çocuğu son derece hoşgörüyle karşılayıp "kendini kontrol etmekte zorlanıyor; ama, yaşı daha çok küçük. Bunlar normal. Sene başından beri çok aşama kaydettik, daha da iyi olacak. Zaten sorumluluğunu biliyor, derste konsantre olduğunda süper yapıyor, algısı çok iyi; zamanla  davranışları da oturacak ve çok iyi olacak" diyen bir eğitimci kadrosu var muhatabımız olarak. Her gün ödev verilmesine karşın çocukları ödevden bıktırmayacak kadar makul miktarda tutan ve yine de hiçbir okuldan geride kalmayan bir anlayışla öğreniyoruz. Fransızca'yı da çok şükür sevdi bizim mösyö, aksanla konuşurken ağzını koparasım geliyor (vehşete bağlayan anne!). Çınar sınıf öğretmenini de çok seviyor; biz de! Hem disiplinli, hem de çocuklara onları çok sevdiğini hissettiren bir kadın. Daha da bir şey beklemiyorum ilk sene. 


Çınar'la ilgili bir ilk daha... geçenlerde lisanslı bir jimnastikçi olarak ilk jimnastik yarışmasına katıldı. Önemli olan yarışmaktı, dediğimiz bu turnuvada serisini başarıyla tamamladı. İzlerken resmen gözlerim yaşardı!!! Benim instagramda videosunun bir parçası var... Jimnastik için Yüzüncü Yıl'daki Vamos spor salonunda yer alan Bambini'ye gidiyor Çınar 1,5 senedir ve çok çok memnunuz.


Ufağa gelirsek, RüzRüz adıyla uyumlu olarak bir fırtına olarak hayatına devam ediyor. 6,5 aylık emeklemeye başladı, 7-7,5 aylıkken diş çıkardı (şu an neredeyse 11 aylık, 6 tane dişi var) ve 10,5 aylık da yürümeye başladı. Yürüken çok şeker, bacaklarını ısırasımız geliyor. Anlamlı heceler yoksa da henüz "bababa" "memmmemmemmee" gibi ağzında bir şeyler geveliyor (hiç susmuyor; bizim çocukların modeli bu galiba). Kapaklı kitapların kapaklarını açıyor, deli gibi arabalarıyla oynuyor (bildiğiniz sürüyor arabayı) ve kendi kendine epey uzun zaman oyalanabiliyor. 


İlk kez de bu hafta, 11 aylık olmasına 1 hafta kala, hasta oldu kuzucuk. Abi ya da ben taşıdık eve sanırım, yavru yakalandı. Grip. Ciğerlere indi mi inmedi mi derken epey bir korkuttu bizi ama inmemiş çok şükür. Bu kadar küçük bebek ateşli olunca insan pek üzülüyor...


Bu hastalığın tali sonucu olarak iki çocuklu bir evde hiçbir şeyi ertelemememiz ve her şeyi zamanında, planlı, programlı yapmamız gerektiğini de bir kez daha anlamış oldum!

Abi-kardeş ilişkilerinden de bahsedip bu uzuuun yazıyı bitireyim. Çınar Rüzgar'ı, Rüzgar da Çınar'ı çok seviyor. Net. Küçük zaten abinin poposunun dibinde. Bu yüzden yavrum bebek oyuncakları yerine Transformers ile oynamaya başladı :) Çınar kıskanıyor mu, diye sorarsanız, kardeşini kıskanmıyor; ama, kardeşinin çektiği ilgiyi haliyle kıskanıyor. Dolayısıyla bazen çok aşırı ve gürültülü davranabiliyor. Sabırlı olma konusunda iyi ebeveynler olduğumuzu söyleyemeyeceğim; ama, özellikle pedagogla da konuştuğumuzdan ber, daha çok çabalıyoruz. İKi çocuklu hayat, net iki çocuklu hayat değilmiş. yarattığı etki 2,5 hatta 3 çocuk gücünde bence... 


Başka bir "neler oluyor hayatta" yazısında buluşmak üzere, esenkalın!!

25 Ağustos 2010 Çarşamba

İlk Ateş

23 aydır ilk defa ateşlendi bizim minik adam...

Dün sabah alnı sıcaktı; ama, hem evde, hem okkulda ateşin ölçtük, 36.5 civarı çıktı.

Gece yatarken de biraz sıcaktı... bir şey yapmadık.

Sabah, 37'yi bulmuştu. Onda görmeye hiç alışık olmadığımız şeyler yaptı: bulduğu yere uzanıp yattı, kitap "okudu". Bir de üstüne kahvaltıdan sonra kusunca, hemen doktorumuza gittik. Orada 38,6'ya kadar yükseldi ateş. Elleri ayakları buz gibi oldu birden. Meğer bu, kalbin kendisini koruması için bir mekanizmaymış. Kalp kendini yormamak için, uç noktalara daha az kan pompalıyormuş...

Doktor muayene etti, boğaz ve gaita kültürü de verdik. Sonuç: Boğaz iltahaplı, kültürler temiz. Kulakta bir şey yok. Yani, üst solunum yolları enfeksiyonu! Zaten viral bir salgın varmış, bizimki de muhtemelen okkulda kaptı. Olacak bunlar, hazırlıklıydım. Bağışıklığı güçleniyor, diye bakıyorum olaya...

Doktorda paşa paşa İbufen'imizi aldık, eve Calpol yazdı. Ateş düşürücülerimizle yuvamıza döndük.

Neyse ki, bu hastalık bizi adli tatilde buldu. Çınar bugün evde, anneannesi yanında.

3 gün sonra tatile, Antalya'ya gideceğiz. O zamana kadar toparlanacağını umuyoruz.

Sürekli zıp zıp zıplayan oğlumun, ateş biraz yükselmeye başladığında kendiliğinden gidip bir yerlere uzandığını görmek çok garip, tuhaf... Neyse ki neşesi yerinde, öyle çok mahzun durmuyor. Anneannesi bugün "yoook, iyi olsun da hiç oturmasın isterse yerine" deyip durdu. Bence de; gerçekten, bir tek sağlıkları yerinde olsun çocukların!

Bir de, allah verecekse, böyle ufak tefek hastalıklar versin...

Ve de oğlum (ve hasta olan tüm çocuklar) çarçabuk iyileşsin!

NOT: Ekteki videoyu neşelenelim diye koydum. Geçen gün, AVM'de yemeğini kendisi yemek istedi. Önce makarnasına saldırdı, sonra yoğurt daha tatlı geldi! Buyrun bizim yiğidin yoğurt yiyişine:


Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır... from Basak Celik on Vimeo.