çınçınabi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çınçınabi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2015 Pazartesi

Etkinlik: Gülsen Doğan ile Okula Merhaba Partisi 2015

Gülsen'in geçen sene ilkini düzenlediği Okula Merhaba partisi bu sene 31 Ekim'de Curcuna Çocuk Parti Evi'nde gerçekleşti. Hem Çınar'ın hem de okula henüz başlamasa da abi kontenjanından Rüzgar'ın epey eğlendiği bir parti oldu. Onlar top havuzunda ve oyun parkında oynarken, biz anneler de güzelce dinlenip sohbet ettik. 

Çocuklar için bu harika servisleri Rüzgar'ın doğumgününde de bizimle olan sevgili Parti Maymunu hazırlamıştı

Curcuna Çocuk Parti Evi'nin özel bir misyonu var bu arada: anneleri mutlu etmek. Çünkü mutlu bir evin, mutlu bir anneden geçtiğini biliyorlar. Çocuklara oyun grupları sunarak annelerin bir araya gelmesini, ama aynı zamanda da çocuklar oynarken dinlenebilmelerini ve sosyalleşebilmelerini sağlamak istiyor. Parti Evi'nde eğitmenlerin yanı sıra bir sağlık personeli, pedagog ve beslenme uzmanı da bulunuyor. 

Biz de o gün aynen böyle yaptık aslında. Büyük oyun alanında Rüzgar bile güvenle oynarken, ben de ne zamandır görmediğim arkadaşlarımla sohbet edip hasret giderdim. Sevgil Gülsen tatlış göbeğiyle çok hoş görünüyordu. Sağlıkla bebeğini kucaklamasını bekliyoruz! Çocuklar da hem oyun alanında oynadılar, hem de sevgili Parti Maymunu'nu kendilerine hazırladığı hayvan maskeleriyle eğlendiler. 


Günün sonunda Gülsen yine bizi eve eli kolu dolu dolu gönderdi. Oyun setlerinden ev aletlerine, kozmetikten temizlik malzemelerine kadar pek çok güzel hediye hazırlamıştı. Ona ve tüm sponsorlara çok teşekkür ediyorum!


Abi-kardeş Real'in hediyesi bu oyun hamuru setine bayıldılar! Yukarıda gördüğünüz gibi, hiç yerlerinden kalkmadan 1 saat o hamurlarla oynadılar; kestiler,şekil verdiler... ben de onları izleyip kahve içtim! Bunun ne anlama geldiğini bilemezsin Real, çok teşekkürler :)))


TV reklamları sağolsun, Çınar'ı en çok heyecanlandıran oyuncaklardan biri de bu DohVinci set oldu. Hemen ertesi gün takı ağacının başına oturup tasarlamaya başladı. Onda böyle kız oyuncağı-erkek oyuncağı olayı yoktur (çabalarımızın meyvesi). Ne bulsa oynar. Bu yüzden bu setle de epeyce vakit geçirdi. DohVinci ve Hasbro'ya teşekkür ediyoruz...


Lav Cam'dan gelen bu Angry Birds sete ise Çınar ba-yıl-dı! Keşke bu fotoğraf çekildikten 5 dakika sonra o bardak babasıyla benim aramda el değiştirirken kırılmasaydı... Neyse, Migros ve Kipa'da satılıyormuş, bu hafta yenisini alacağım kuzuya. Teşekkürler Lav Cam!

Diğer hediyeler için de ben tek tek tüm sponsorlara teşekkür ederim! Hepini keyifle kullanıyoruz. Özellikle kozmetikler için Farmasi'ye teşekkür ediyorum. Onlar diğer blogda yer alacaklar... 

En sevdiğim emojinin yastığı! Teşekkürler Hediye Mucidi :)

Teşekkürler Kliksa!

Teşekkürler Arzum!

Güvenle kullanıyoruz, teşekkürler Mustela!

Mr. Wipes ürünleri en sevdiğim ev temizlik ürünleri, biyolojik olarak çözünebiliyor olmaları evi güvenle temizlememi sağlıyor! Farmasi'nin renkli kozmetiklerini ise zaten çok seviyorum! Teşekkürler Farmasi :)


Böylece bir etkinlik daha bitmiş oldu! Sevgili Gülsen'e yeniden teşekkür ediyor, önümüzdeki seneyi sabırsızlıkla bekliyorum!


-----------------------------------------

Blogda Gelecek Program:
- Çınar'ın Legoları (2)
- Rüzgar Oyun Grubuna Başladı
- 10 Kasım 2015 Atatürk'ü Anma Töreni

29 Haziran 2015 Pazartesi

Çınar'ın Okuma Şenliği, Satranç Turnuvası ve Karneee!

Bir kaç ayda bir yazınca her şeyi topluca yazmayı daha uygun buldum. Gruplardan biri de Çınar'ın okulunun son günlerine ait olsun dedim. Zira ilk okuma bayramı, ilk satranç turnuvası ve de okulun kapanışı önemli olaylardı bizim için :)

Binbir Çiçek'te hiç gösterileri olmamıştı bizimkilerin, Montessori felsefesine ters biliyorsunuz. Biz de rahattık. O yüzden bu okuma bayramı -dolayısıyla ilk gösteri- nasıl olacak çok merak ediyordum. Fakat neyse ki Tevfik Fikret'in gösteri mantığı da Binbir Çiçek'ten farklı çıkmadı. Son derece sade, çocukları hiç kasmayacak, eğlenceli bir yarım saat düzenlemişlerdi.


Önce bize -muhtmelen kendi repliklerinin yer aldığı- okulun ilk zamanlarıyla ilgili kaygılarını anlatan bir sunum yaptılar. Sonra şarkılar söylediler. ve sonra da Fransızca bir oyun oynadılar. Dikkat ettiğim nokta, tüm çocukların eşit repliklerinin olduğu, ve her bir repliğin de zorlamayan, rahat hatırlanacak özellikte olduğuydu. 


Gösteri bitiminde tüm çocuklara okuma belgeleri verildi teker teker ve tatlı öğretmenimizle hatıra fotoğrafları çekildi. Sayesinde bu seneyi çok güzel geçirdik. Yeniden çok çok teşekkürler...


Gösteriden sonra her çocuk kendine ayrılan sıralarda ailesine bir yıl boyunca okulda yaptığı çalışmaları içeren portfolyosunu sundu. Nereden nereye geldiğimizi görmek, bir seneyi özet geçmek çok değişik geldi bana. Gerçekten minik beyinlerinin nasıl hızlı çalıştığını, ne kadar çabuk öğrenip ilerlediklerini görmek harika!


Okulun kapanmasına yakın bir de Bilim Şenliği düzenlendi bir haftasonu. O şenlikten önceki hafta boyunca da satranç maçları yapılmış her gün. Çınar cumartesi yapılacak finale kadar gelmiş. Puanının ilk üçer girmeye yetmeyeceğini biliyorduk; ama heyecanla ilk turnuvasındaki final maçını izledik tabii!


Bizim bıdık final maçını 5 dakika kadar bir sürede kazanmayı başardı. Fakat, yenilgiye çok üzülen rakibine sarılıp "sen de çok iyiydin, bir an kazanamayacağımı düşündüm, lütfen üzülme, tebrik ederim seni de" demesi, bizim için alacağı her maçtan daha kıymetliydi. Yani hiç sevmem çocuk övmeyi, ama gerçekten kalbi tertemiz, iyilikle dolu bir oğlum olduğu için ne kadar mutlu olduğumu, şükrettiğimi yazsam az...


Çınar'ın satrançtaki başarısının mimarı diyebileceğim dedesi de o gün tabii ki bizimleydi! Babacım, sana da çook çok teşekkür ediyorum! İyi ki varsın, süper bir dedesin!!!


Ve geldik okulun sonuna... Birinci Sınıf "nasıl olacak, Çınar'ı anlayacaklar mı? Çok hareketli olması sorun olacak mı? Neler yaşayacağız?" kaygılarıyla başlayıp öyle yumuşak, öyle sakin geçti ki biz bile şaşırdık. Çınar da, okul da bizi hiç üzmediler. Öğretmenimizin tutumu hep çok pozitif ve yapıcıydı. Okul da disipliniyle birlikte çocuklara olan sevgi dolu tutumunu hissettirdi. Dolayısıyla, Çınar da bu pozitif ortamda büyüdü, olgunlaştı, sorumluluk sahibi bir çocuk oldu. tabii bu serpilmesinin temellerini Binbir Çiçek'te attığımızı hiçbir zaman inkar edemeyiz. O kadar kendine güveni yüksek ve kendinin farkında, yapabileceklerinin bilincinde mezun oldu ki Binbir Çiçek'ten, motivasyon olduğu sürece bekleneni yapamıyor olması tuhaf olurdu. Hilal'e buradan bir kez daha sonsuz teşekkürler... bu paragrafın özeti olarak, hangi okul sorusunun bizdeki yanıtı "kreş için Binbir Çiçek, anaokulu+ilkokul için Tevfik Fikret"tir. Anaokulunu yazmamın nedeni, Tavfik Fikret'e başvuracaksanız eğer, artık sadece anaokulu kurası açacaklar. Birinci sınıftan öğrenci almayacaklar. Bilginiz olsun... 

Peki şimdi ne yapıyor tatilde derseniz, yaz okuluna gidiyor tabii ki! Araştırıp Arı Koleji'nde karar kıldık; ilk iki hafta sonunda da oldukça memnunuz gidişattan. Orada yaptıklarını, yüzmede aldığı birincilik madalyasını da daha sonra yazayım madem, heyecan olsun :) 

Herkese iyi tatiller!

7 Nisan 2015 Salı

Yayınımıza Kaldığımız Yerden Devam Ediyoruz: RüzRüz ve ÇınÇın'dan İlkler...

Çocuklar büyüdükçe (daha doğrusu ilk çocuk büyüdükçe) benim annelik heveslerine ve hallerine olan ilgim epey azaldı. Dolayısıyla, çocuk büyütürken olanlar bana normal, çocuklar hakkında yazılanlar da abartılı gelir oldu. Mesela Facebook'ta bir grup var, arkadaşım üye yaptı beni (Nurturia'dan sonra tövbeliydim ya kızı kıramadım). Böyle oraya biri soru sorduğunda gayrı ihtiyari yanıt vereyim istiyorum; sayfayı açıyorum... sonra bir bakıyorum, oooovv, yanıtlar kıyamet gibi. Herkes bir çocuk doktoru, herkes bir pedagog! Kimse da aşağı perdeden konuşmuyor, herkesin bildiği en iyisi, en doğrusu. Hal böyle olunca, ilk çocuğu 6,5 yaşına gelmiş, ikinciyi de doğurup neredeyse bir yaşına getirmiş, ermiş demeyeyim ama hanyayı konyayı anlayıp feleğin çemberinden geçmiş bir anne olarak "he neyse bana ihtiyaç yok, zaten bu kafaya meram anlatmaya gücüm ve vaktim de yok" deyip geçiyorum. 

Vaktiyle kendi yazdıklarım da çok tuhaf geliyor. Şimdi okuduklarım da. Dolayısıyla, bu bloga da "çocuk büyütürken dikkat edilecek üçyüz elli nokta" içerikli yazılar yazmak anlamsızlaşıyor benim için. Belki de daha çok "ne oldu" diye anlatırken deneyimlerimi paylaşsam daha sevimli bulabilirim bu mecrayı :)

Bu yüzden de şimdi minik minik insanlık için küçük, bizim hayatımız için anlamı büyük ilklerden bahsedip ileriki zaman yazılarına bir girizgah yapma niyetindeyim.

Mesela mesela, geçen zaman içinde ÇınÇın Abi okuma yazmayı söktü (Ocak 2015 başı itibariyle) ve ilk karnesini aldı! Okulumuzdan (Tevfik Fikret Okulları) inanılmaz mutluyuz. Çınar gibi algısı açık ve fakat nükleer enerjiyle çalışan bir çocuğu son derece hoşgörüyle karşılayıp "kendini kontrol etmekte zorlanıyor; ama, yaşı daha çok küçük. Bunlar normal. Sene başından beri çok aşama kaydettik, daha da iyi olacak. Zaten sorumluluğunu biliyor, derste konsantre olduğunda süper yapıyor, algısı çok iyi; zamanla  davranışları da oturacak ve çok iyi olacak" diyen bir eğitimci kadrosu var muhatabımız olarak. Her gün ödev verilmesine karşın çocukları ödevden bıktırmayacak kadar makul miktarda tutan ve yine de hiçbir okuldan geride kalmayan bir anlayışla öğreniyoruz. Fransızca'yı da çok şükür sevdi bizim mösyö, aksanla konuşurken ağzını koparasım geliyor (vehşete bağlayan anne!). Çınar sınıf öğretmenini de çok seviyor; biz de! Hem disiplinli, hem de çocuklara onları çok sevdiğini hissettiren bir kadın. Daha da bir şey beklemiyorum ilk sene. 


Çınar'la ilgili bir ilk daha... geçenlerde lisanslı bir jimnastikçi olarak ilk jimnastik yarışmasına katıldı. Önemli olan yarışmaktı, dediğimiz bu turnuvada serisini başarıyla tamamladı. İzlerken resmen gözlerim yaşardı!!! Benim instagramda videosunun bir parçası var... Jimnastik için Yüzüncü Yıl'daki Vamos spor salonunda yer alan Bambini'ye gidiyor Çınar 1,5 senedir ve çok çok memnunuz.


Ufağa gelirsek, RüzRüz adıyla uyumlu olarak bir fırtına olarak hayatına devam ediyor. 6,5 aylık emeklemeye başladı, 7-7,5 aylıkken diş çıkardı (şu an neredeyse 11 aylık, 6 tane dişi var) ve 10,5 aylık da yürümeye başladı. Yürüken çok şeker, bacaklarını ısırasımız geliyor. Anlamlı heceler yoksa da henüz "bababa" "memmmemmemmee" gibi ağzında bir şeyler geveliyor (hiç susmuyor; bizim çocukların modeli bu galiba). Kapaklı kitapların kapaklarını açıyor, deli gibi arabalarıyla oynuyor (bildiğiniz sürüyor arabayı) ve kendi kendine epey uzun zaman oyalanabiliyor. 


İlk kez de bu hafta, 11 aylık olmasına 1 hafta kala, hasta oldu kuzucuk. Abi ya da ben taşıdık eve sanırım, yavru yakalandı. Grip. Ciğerlere indi mi inmedi mi derken epey bir korkuttu bizi ama inmemiş çok şükür. Bu kadar küçük bebek ateşli olunca insan pek üzülüyor...


Bu hastalığın tali sonucu olarak iki çocuklu bir evde hiçbir şeyi ertelemememiz ve her şeyi zamanında, planlı, programlı yapmamız gerektiğini de bir kez daha anlamış oldum!

Abi-kardeş ilişkilerinden de bahsedip bu uzuuun yazıyı bitireyim. Çınar Rüzgar'ı, Rüzgar da Çınar'ı çok seviyor. Net. Küçük zaten abinin poposunun dibinde. Bu yüzden yavrum bebek oyuncakları yerine Transformers ile oynamaya başladı :) Çınar kıskanıyor mu, diye sorarsanız, kardeşini kıskanmıyor; ama, kardeşinin çektiği ilgiyi haliyle kıskanıyor. Dolayısıyla bazen çok aşırı ve gürültülü davranabiliyor. Sabırlı olma konusunda iyi ebeveynler olduğumuzu söyleyemeyeceğim; ama, özellikle pedagogla da konuştuğumuzdan ber, daha çok çabalıyoruz. İKi çocuklu hayat, net iki çocuklu hayat değilmiş. yarattığı etki 2,5 hatta 3 çocuk gücünde bence... 


Başka bir "neler oluyor hayatta" yazısında buluşmak üzere, esenkalın!!

31 Temmuz 2014 Perşembe

Küçük Bebekle Tatil Önerileri

Bu konuda tek bir önerim var:

Yanınıza anane/babaneyi de alın!

(Teşekkürler ananecik)

Şaka değil, hem Çınar'ın ilk iki, hem Rüzgar'ın ilk tatilinde yanımızda annem vardı ve gerçekten tatil yapabildik. Destek ve tecrübe önemli! 

Diğer önereceğim "tali" şeylerse:

- İdeal olarak 10:00-17:00 arası bebeği dışarı  çıkmarmayın (biz biraz esnettik, gölgede ve tente altında tutmak kaydıyla 11:00-16:30 oluyor genelde.
- Otelde park yatak yoksa park yatağınızı yanınıza alın.
- Ana kucağı da hem bebeği hem kendinizi dinlendirmek için pek yararlı
- Alıştığı bir düzen varsa (uyku ve beslenme saati) bunu koruyun ki topluca rahat edin. Rüzgar henüz sesten çok etkilenmediği için havuz başında emzirip uyutabildim. Ama etkilenseydi odaya götürür getirirdim. Düzeni olan bebek huzurludur çünkü...
- Pompanızı, biberonları yanınıza almayı unutmayın :)
- Kolsuz bodyler candır!
- Emzirme dışında yapabileceğiniz herşeyi babasının da yapabileceğini unutmayın :))

Ek gıdaya başlamamış bebekle tatil kolay aslında. Ama yanında bir de abi/abla varsa zor. Bunun için de yazının ennn başındaki öneriye dönüyoruz :)) 

Ek gıdaya başlayan bebek içinse yukarıdakilere ek olarak portatif mama sandalyesi diyorum. Fisher Price'ın var bizde, burada da yazmıştım... Hayat kurtarıcı! Üşenmeyin taşıyın derim. Kendi kaşık/çatalını, kaplarını ve kullan-at mama önlüklerini de unutmayın. 

İyi tatiller!!!

29.07.2014, Kundu, Antalya


30 Haziran 2014 Pazartesi

Çınar'ın Oyuncakları: Transformers

Çocukcağıza hep "eğitici" oyuncaklar almayalım, arada da trendlere kendini kaptırsın deyip bu sefer de bu ara çok istediği Transformers oyuncaklarından sipariş verdik. Bu filmi hiç seyretmemiş bir çocuk aslında bizim ÇınÇın Abi; ama tabii ki arkadaş kültürü önemli bir nokta. Biz de onunla birlikte yeni Transformers akımından çok haberdar olmadığımızdan ailemizin oyuncak sitesi Toyzzshop'u açınca karşımız çıkan oyuncaklara biraz şaşırdık doğrusu. Anne&baba olarak kendi zamanımızdan bildiğimiz Transformers epey bir evrilmiş...


Hala Optimus Prime'da kalmış bir anne olarak işin doğrusu bu aldıklarımın adını bile tam doğrultamıyorum. İlgili sayfayı açıp Çınar'la birlikte bakıp seçtik her ikisini de. Biri bu, diğeri de şu. Konuya vakıf olanlar anlasın diye linkini veriyorum. 


Bu yukarıda gördüğünüz arkadaşın kutusunda 6+ yazdığı için ÇınÇın'ın yaşına uyar diye düşünmüştük ama değil Çınar'ı, babasını bile zorladı biraz. Aslında parça geçişleri çok yumuşak ve birleşim yerleri rahat hareket eden bir oyuncak. Ama biz bir türlü bundan başka bir şekle sokmayı başaramadık. Hani kanatları açıp kapatabiliyoruz, o yukarıdaki ejder başlarını arkaya kıvırabilyoruz ama, orada kaldı yapabildiklerimiz. Yani neymiş, dedik, oyuncaklardaki yaş uyarıları önemliymiş. Bir de tabii, eskiden Transformers arkadaşlar bilindik araçlara dönüşürlerdi, bunlar fantastik modellere dönüşüyorlar, ondan da ne şekle sokacağımızı bilemedik. Kutunun üstünde ve içinde talimatlar var aslında; ama bize pek yararı olmadı doğrusu...

Bu büyük olandan istediğimiz verimi alamayınca, küçük olanı biraz daha sonraki bir vakitte açmaya karar verdik. Transformers filminin vizyonda olduğu şu sıralarda çocuğunuz sizden bu oyuncakları isterse aklınızda olsun, zaman bizim çocukluğumuzdaki gibi değil, diye uyarmak istedim :) Bana kalırsa karakter oyuncağı olarak aslında yaratıcı bir seri (bir nevi 3 boyutlu yapboz) aslında; ama 6'dan daha büyük yaş grubuna hitap ediyor gerçekten de.

Bir sonraki oyuncak yazısında bildiğimiz sularda yüzüp eğitici oyuncaklardan devam edeceğim :) Sevgiler!

25 Haziran 2014 Çarşamba

Çınar + Rüzgar = ÇınGar?

Bizim iki numara dünyaya geleli 45 gün oldu (evet, çok şükür kırkımız çıktı; çok da güzel kutladık. Yazacağım...). Bu sürede herkesin en çok merak ettiği şey Çınar'ın tepkisiydi. Kıskandı mı, ne yaptı? Babam, Rüzgar doğmadan önce "Çınar ve Rüzgar bir araya gelince 'ÇınGar' çıkacak" diye espri yapıyordu. Çınar her ne kadar kardeşini çok istediyse de, biz de bu ihtimale hazırdık. Ama pek "ÇınGar" çıkmadı evimizde, çok şükür.


Çınar'ın kardeşiyle ilk karşılaşmasında verdiği tepkiyi BURADA izlemiştik. İlk günler kardeşini çok çok merak ediyordu. Dolayısıyla sürekli Rüzgar'ın tepesindeydi. Her sabah 5:30-6:00 arası kalkıp yanımıza geldi, emzirirken dibimizden ayrılmadı, sürekli kucağına almak istedi. Bu arada kardeşinin gerçekten bir süre sadece "emip uyuyan" tepkisiz bir varlık olduğunu da idrak etti. Merakı az çok giderilince hayatımız daha normalleşti. 

3 yaşında beri her Cuma ananede kalan Çınar'ın bebekten sonra kalmak isteyip istemeyeceğini merak ediyorduk. İlk Cuma sordum ona, ananeye gidecek misin, kalacak mısın, diye. Çok emin bir şekilde "evet" dedi. Bizim Rüzgar'la evde kalacağımızı gayet normal bir şekilde söyledim. "E tamaaam, ben gitcem ananeme" dedi. Sanırım çocuklar sevildiklerinden emin oldukları zaman anne&babayı eve yeni gelen bir bebekle yalnız bırakıp gitmekte bile bir sakınca görmüyorlar. 

O çok merak ettiği evrede de, şu anda da kardeşine zarar verecek hiçbir şey yapmadı çok şükür. Sadece, coşkusu nedeniyle "bizim onu sevdiğimiz gibi" coşkuyla sevmeye çalışınca kardeşini, biraz müdahale etmek zorunda kaldık. O topalak elleriyle çocuğu telef edebilirdi zira. Ama çok da engellememeye çalıştık. Rüzgar uyanık olduğunda kucağına da verdik. Ben Rüzgar'ın altını değiştirirken ya da üstünü giydirirken Çınar benim küçük asistanım oldu. Islak mendilini, bezini verdi; kirli bezi çöpe götürüp attı. Bazen body'sini, tulumunu getirdi. 

Bir gün bana "anne, ben de yalnız kalabilirim Rüzgar'la, ben de bakabilirim ona, lütfen buna izin ver" deyince onları "farkettirmeden gözetleyerek" yalnız bıraktım. Öncesinde kardeşini ne olursa olsun tek başınayken kucağına almaması gerektiğini ve yüzüne bir şey koymamasını tembihledim. Onunla konuşmasını söyledim. Başladı anlatmaya "Rüzgar bak, bu köpekbalığı... yani, shark! Bu da at; yani horse! Hmm... başka ne anlatabilirim sana?..." Sanırım saatlerce o manzaraya bakabilirdim.


Tabii ki her şey çok yumuşak ve sakin gitmedi. Özellikle ilk bir kaç haftasonu dengesiz havalar nedeniyle hep birlikte eve kapanınca Çınar çok sıkıldı. Çok komik zannettiği "Şaban gibi konuşma -bunu nereden öğrendiği hakkında pek fikrim yok-" ve "bebek gibi konuşma" olayını abartıp evde deli danalar gibi koşturunca ve ben emzirirken de kardeşini öpmeye çalışınca anne-baba olarak epey üzerine gittik, kızdık. Çok üzüldü. Ben Rüzgar'ı emzirirken babasıyla konuşmalarını dinledim bir yandan. Hep bizim Rüzgar'la yalnız kaldığımızdan, kendisinin de kardeşine bakabileceğinden, bunun haksızlık olduğundan bahsetti. Bir de, benimle vakit geçiremediğinden yakındı. Bunu söylerken kardeşini suçlamıyor olmasına sevinsem de, içim burkulmadı değil. İlk günler bütün hayatım Rüzgar'a endeksliydi haliyle. Yine de emzirmediğim zamanlar Çınar'la da ilgilenmeye çalışıyordum; ama eskisi gibi olamıyordu tabii. Şimdi hem ikisini biraz biraz yalnız bırakıyorum (kontrol ederek), hem de Rüzgar biraz daha düzene girer gibi olduğu için Çınar'a bir az daha fazla vakit ayırabiliyorum.

Çınar abi olmayı öğreniyor; biz de dört kişilik aile olmayı öğreniyoruz. Genel olarak kardeşine karşı çok sevgi dolu; ama bir o kadar da coşkulu ve meraklı bir abi Çınar. Eve ilk geldiğinde mutlaka Rüzgar'ı görmek istiyor. Sabah ilk kalktığında da. Eğer evde çekirdek ailemizden başka kimse yoksa, yani bizi kutlamaya ve Rüzgar'ı görmeye bir ziyaretçi gelmediyse bebeği iki mıncırıp odasına gidiyor ve eskisi gibi oyun oynamaya devam ediyor. Evde bir ziyaretçi varsa, biraz ilgiyi üzerine toplamak için cozutuyor. Yani hiç tepkisiz de değil; ama, yaptığı negatif bir şey de yok. Sanırım tam beklediğimiz gibi.

Aslında anne&baba olarak biraz daha onunla ilgilenebileceğimizi düşünüyorum. Büyük çocuğa ilgiyi kesmedikçe kıskançlık duygusu sanki çok daha hafif kalıyor hayatında. Bizde neyse ki anneane ve dede her geldiklerinde Çınar'la çok çok ilgileniyorlar. Hele babam! O kadar kaliteli vakit geçiriyorlar ki: satranç oynuyorlar, kitaptan satranç alıştırmaları çözüyorlar, yazı çalışıyorlar, kitap okuyorlar, dışarı çıkıp futbol oynuyorlar. Babamın bu konuda hakkını ödeyemem. Annem de Çınar'la güzel vakit geçiriyor; ama daha çok bana ve eve çok çok yardımcı; babamsa tamamen Çınar'ın emrinde. İkisi de iyi ki varlar... şükürler olsun! Biz de bundan sonra onun "birlikte kaliteli vakit geçirme" ihtiyacını biraz daha fazla karşılamaya başlarız gibi geliyor. Hatta Ahmet bunu yapmaya başladı bile. Ben hala "m.em.eyi çok seven vatandaşa" esir sayılırım; ama yine de pek çok akşam Çınar'la oyun oynayıp kitap okuyabiliyorum.

Bu kadar uzun yazmayı hiç planlamamıştım... ama hem herşeyi hatırlamak adına buraya kaydetmek, hem de merak edenlere detaylarıyla anlatmak istedim. Çınar ve Rüzgar'ın büyüyünce bu satırları okuyacak olması beni heyecanlandırıyor. Sanırım şu hayatta en çok istediğim şeylerden biri iki kardeşin birbirini sevmesi ve hayatları boyunca birbirlerinin yanında olması. Umarım bu blogu da birlikte okur, yazılanlara birlikte gülerler... "Çınar + Rüzgar = ÇınGar" da yalnızca hepimizin güldüğü bir espri olarak kalır.

26 Aralık 2013 Perşembe

Demek Abi Oluyorsun!!!

Bunca zamandır blogu boşlamış olmamın tek nedeni bu değil tabii; ama nedenlerinden biri olabilir. Bizim Minik Adam, ÇınÇın Abi oluyor! Yazarken bile boğazım düğümleniyor, gözlerim doluyor... Büyülü bir şey içindeyim, tarifi zor. 

Bizim ÇınÇın Abi, yaklaşık 1,5 senedir bir kardeşi olsun istiyordu. Hem gerçekten bebek sevdiğinden, hem de sanırım okuldaki neredeyse bütün "kanka"ları abi ya da abla olduğundan olabilir. Biraz onun gazıyla, ama çokça da ben (ve telkin yoluyla Ahmet :D) bir çocuğu daha yine deli gibi istediğim(iz) için minicik bir kalp daha içimde atmaya başladı; çok şükür!

Gebe olmayı, o minicik hareketleri hissetmeyi, her ultrason randevusundan önce heyecanlanmayı çok ama çok özlemişim. Tabii bu gebelik ilki kadar "olağanüstü" geçmiyor. İnsan süreci yaşayınca daha kontrollü, daha doğal karşılıyormuş. Ve tabii çok daha rahat oluyormuş.

Süreçle ilgili pek çok şeyi biliyorsam da, evde bir abi varken gebe olmak ilk kez yaşadığım bir şey haliyle. Ve bu ilk de ömre bedel! (Maşallah diyelim) ÇınÇın Abi daha şimdiden çok mutlu, çok şefkatli ve çok ilgili! Sabahları "kardeşine" (bilinen cismiyle göbeğime) sarılıp "günaydın" diyor, akşamları karnımı açıp öpüp kokluyor, ileride kardeşiyle yapacaklarından bahsediyor... Şu an her şey iyi gidiyor kısacası! Ve daha doğmadan oluşan bu bağ benim gözlerimi dolduruyor! 

ÇınÇın daha ben gebelik haberimi ilk aldığımda (ve tabii ki kendisine henüz söylememişken), ertesi sabah "anne, doğumgünümde kardeşim senin karnına gelmiş olacak ve kış gelince de kıpır kıpır kıpırdanacak değil mi?" diyerek doktorumuz dahil hepimizi dumur etti önce! Çünkü gerçekten de durum aynen böyle olacaktı -oldu da çok şükür! 12 haftanın dolmasına yakın, ona henüz güzel haberi vermemişken, bir sabah serviste gördüğü herkese "Annemin göbek deliğinden karnına kardeşimi koydular. Havalar sıcak olunca doktor onu oradan çıkaracak, eve getireceğiz ve ben muhteşem bir abi olacağım" diye olayı yorumlayarak herkesi ikinci kez hayretler içinde bıraktı. 

Ama en eğlencelisi, 12 hafta dolduğunda, ultrason fotoğrafını ona gösterip ağabey olacağını müjdelediğimizde verdiği tepkiydi. Sevinçten deliye döndü. Evin içinde "yaşasııın, abi oluyorum, kardeşim karnına geldiii" diye bağıra çağıra dolanırken araya "kardeşim doğduğunda benim beğenebileceğim kadar güzel olacak" diye sıkıştırıverdi :))) Gösterilen ultrason fotoğrafını biz bile bir şeye benzetememişken çocuktan algılamasını beklemek zaten saçmaydı; ama, beyefendi oğlum yine verilebilecek en zarif tepkiyi vermiş oldu!!! Sonra kendi ultrason fotoğraflarını gösterdik, doğum fotoğraflarını gösterip anlattık... ikna oldu gibi. Ama içinden "o kadar istedik, bekledik, gele gele bu uzaylı gelecek demek ki, kısmet, atsan atamazsın da şimdi..." demiş olabilir :)

Pek çok kişi "doğduktan sonra kıskanır" gibi yorumlarda bulunsa ve bu yorumları hiç kulak ardı etmesem de, Hilal'imin dediği gibi, ÇınÇın Abi'nin "negatif kıskançlığıyla" değil (bu terimi ben uydurdum) "severkenki coşkusuyla" baş etmekte zorlanacağımızı tahmin ediyorum yalnızca. Ve tabii, şu anki mutluluğunun ve coşkusunun "lanet olsun"a dönüşmemesi için anne-baba-büyükanne-büyükbaba-hala-dayı tayfası olarak nasıl davranmamız gerektiği konusunda da araştırmalarım sürüyor! Bu noktada destek alacağım arkadaşlarım, dostlarım, akıl hocam (Hilal'im) var çok şükür! 

Daha yazacak çok şey var, ama onu da bir sonraki yazıya bırakayım. Bundan sonra bu blog bir değil, iki minik adamın blogu olacak umarım. Ve umarım, Çınar'ın maceralarını yazdığım istikrarla, "Limon"un maceralarını da buraya not düşebilirim!