kardeş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kardeş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2014 Çarşamba

Çınar + Rüzgar = ÇınGar?

Bizim iki numara dünyaya geleli 45 gün oldu (evet, çok şükür kırkımız çıktı; çok da güzel kutladık. Yazacağım...). Bu sürede herkesin en çok merak ettiği şey Çınar'ın tepkisiydi. Kıskandı mı, ne yaptı? Babam, Rüzgar doğmadan önce "Çınar ve Rüzgar bir araya gelince 'ÇınGar' çıkacak" diye espri yapıyordu. Çınar her ne kadar kardeşini çok istediyse de, biz de bu ihtimale hazırdık. Ama pek "ÇınGar" çıkmadı evimizde, çok şükür.


Çınar'ın kardeşiyle ilk karşılaşmasında verdiği tepkiyi BURADA izlemiştik. İlk günler kardeşini çok çok merak ediyordu. Dolayısıyla sürekli Rüzgar'ın tepesindeydi. Her sabah 5:30-6:00 arası kalkıp yanımıza geldi, emzirirken dibimizden ayrılmadı, sürekli kucağına almak istedi. Bu arada kardeşinin gerçekten bir süre sadece "emip uyuyan" tepkisiz bir varlık olduğunu da idrak etti. Merakı az çok giderilince hayatımız daha normalleşti. 

3 yaşında beri her Cuma ananede kalan Çınar'ın bebekten sonra kalmak isteyip istemeyeceğini merak ediyorduk. İlk Cuma sordum ona, ananeye gidecek misin, kalacak mısın, diye. Çok emin bir şekilde "evet" dedi. Bizim Rüzgar'la evde kalacağımızı gayet normal bir şekilde söyledim. "E tamaaam, ben gitcem ananeme" dedi. Sanırım çocuklar sevildiklerinden emin oldukları zaman anne&babayı eve yeni gelen bir bebekle yalnız bırakıp gitmekte bile bir sakınca görmüyorlar. 

O çok merak ettiği evrede de, şu anda da kardeşine zarar verecek hiçbir şey yapmadı çok şükür. Sadece, coşkusu nedeniyle "bizim onu sevdiğimiz gibi" coşkuyla sevmeye çalışınca kardeşini, biraz müdahale etmek zorunda kaldık. O topalak elleriyle çocuğu telef edebilirdi zira. Ama çok da engellememeye çalıştık. Rüzgar uyanık olduğunda kucağına da verdik. Ben Rüzgar'ın altını değiştirirken ya da üstünü giydirirken Çınar benim küçük asistanım oldu. Islak mendilini, bezini verdi; kirli bezi çöpe götürüp attı. Bazen body'sini, tulumunu getirdi. 

Bir gün bana "anne, ben de yalnız kalabilirim Rüzgar'la, ben de bakabilirim ona, lütfen buna izin ver" deyince onları "farkettirmeden gözetleyerek" yalnız bıraktım. Öncesinde kardeşini ne olursa olsun tek başınayken kucağına almaması gerektiğini ve yüzüne bir şey koymamasını tembihledim. Onunla konuşmasını söyledim. Başladı anlatmaya "Rüzgar bak, bu köpekbalığı... yani, shark! Bu da at; yani horse! Hmm... başka ne anlatabilirim sana?..." Sanırım saatlerce o manzaraya bakabilirdim.


Tabii ki her şey çok yumuşak ve sakin gitmedi. Özellikle ilk bir kaç haftasonu dengesiz havalar nedeniyle hep birlikte eve kapanınca Çınar çok sıkıldı. Çok komik zannettiği "Şaban gibi konuşma -bunu nereden öğrendiği hakkında pek fikrim yok-" ve "bebek gibi konuşma" olayını abartıp evde deli danalar gibi koşturunca ve ben emzirirken de kardeşini öpmeye çalışınca anne-baba olarak epey üzerine gittik, kızdık. Çok üzüldü. Ben Rüzgar'ı emzirirken babasıyla konuşmalarını dinledim bir yandan. Hep bizim Rüzgar'la yalnız kaldığımızdan, kendisinin de kardeşine bakabileceğinden, bunun haksızlık olduğundan bahsetti. Bir de, benimle vakit geçiremediğinden yakındı. Bunu söylerken kardeşini suçlamıyor olmasına sevinsem de, içim burkulmadı değil. İlk günler bütün hayatım Rüzgar'a endeksliydi haliyle. Yine de emzirmediğim zamanlar Çınar'la da ilgilenmeye çalışıyordum; ama eskisi gibi olamıyordu tabii. Şimdi hem ikisini biraz biraz yalnız bırakıyorum (kontrol ederek), hem de Rüzgar biraz daha düzene girer gibi olduğu için Çınar'a bir az daha fazla vakit ayırabiliyorum.

Çınar abi olmayı öğreniyor; biz de dört kişilik aile olmayı öğreniyoruz. Genel olarak kardeşine karşı çok sevgi dolu; ama bir o kadar da coşkulu ve meraklı bir abi Çınar. Eve ilk geldiğinde mutlaka Rüzgar'ı görmek istiyor. Sabah ilk kalktığında da. Eğer evde çekirdek ailemizden başka kimse yoksa, yani bizi kutlamaya ve Rüzgar'ı görmeye bir ziyaretçi gelmediyse bebeği iki mıncırıp odasına gidiyor ve eskisi gibi oyun oynamaya devam ediyor. Evde bir ziyaretçi varsa, biraz ilgiyi üzerine toplamak için cozutuyor. Yani hiç tepkisiz de değil; ama, yaptığı negatif bir şey de yok. Sanırım tam beklediğimiz gibi.

Aslında anne&baba olarak biraz daha onunla ilgilenebileceğimizi düşünüyorum. Büyük çocuğa ilgiyi kesmedikçe kıskançlık duygusu sanki çok daha hafif kalıyor hayatında. Bizde neyse ki anneane ve dede her geldiklerinde Çınar'la çok çok ilgileniyorlar. Hele babam! O kadar kaliteli vakit geçiriyorlar ki: satranç oynuyorlar, kitaptan satranç alıştırmaları çözüyorlar, yazı çalışıyorlar, kitap okuyorlar, dışarı çıkıp futbol oynuyorlar. Babamın bu konuda hakkını ödeyemem. Annem de Çınar'la güzel vakit geçiriyor; ama daha çok bana ve eve çok çok yardımcı; babamsa tamamen Çınar'ın emrinde. İkisi de iyi ki varlar... şükürler olsun! Biz de bundan sonra onun "birlikte kaliteli vakit geçirme" ihtiyacını biraz daha fazla karşılamaya başlarız gibi geliyor. Hatta Ahmet bunu yapmaya başladı bile. Ben hala "m.em.eyi çok seven vatandaşa" esir sayılırım; ama yine de pek çok akşam Çınar'la oyun oynayıp kitap okuyabiliyorum.

Bu kadar uzun yazmayı hiç planlamamıştım... ama hem herşeyi hatırlamak adına buraya kaydetmek, hem de merak edenlere detaylarıyla anlatmak istedim. Çınar ve Rüzgar'ın büyüyünce bu satırları okuyacak olması beni heyecanlandırıyor. Sanırım şu hayatta en çok istediğim şeylerden biri iki kardeşin birbirini sevmesi ve hayatları boyunca birbirlerinin yanında olması. Umarım bu blogu da birlikte okur, yazılanlara birlikte gülerler... "Çınar + Rüzgar = ÇınGar" da yalnızca hepimizin güldüğü bir espri olarak kalır.

26 Aralık 2013 Perşembe

Demek Abi Oluyorsun!!!

Bunca zamandır blogu boşlamış olmamın tek nedeni bu değil tabii; ama nedenlerinden biri olabilir. Bizim Minik Adam, ÇınÇın Abi oluyor! Yazarken bile boğazım düğümleniyor, gözlerim doluyor... Büyülü bir şey içindeyim, tarifi zor. 

Bizim ÇınÇın Abi, yaklaşık 1,5 senedir bir kardeşi olsun istiyordu. Hem gerçekten bebek sevdiğinden, hem de sanırım okuldaki neredeyse bütün "kanka"ları abi ya da abla olduğundan olabilir. Biraz onun gazıyla, ama çokça da ben (ve telkin yoluyla Ahmet :D) bir çocuğu daha yine deli gibi istediğim(iz) için minicik bir kalp daha içimde atmaya başladı; çok şükür!

Gebe olmayı, o minicik hareketleri hissetmeyi, her ultrason randevusundan önce heyecanlanmayı çok ama çok özlemişim. Tabii bu gebelik ilki kadar "olağanüstü" geçmiyor. İnsan süreci yaşayınca daha kontrollü, daha doğal karşılıyormuş. Ve tabii çok daha rahat oluyormuş.

Süreçle ilgili pek çok şeyi biliyorsam da, evde bir abi varken gebe olmak ilk kez yaşadığım bir şey haliyle. Ve bu ilk de ömre bedel! (Maşallah diyelim) ÇınÇın Abi daha şimdiden çok mutlu, çok şefkatli ve çok ilgili! Sabahları "kardeşine" (bilinen cismiyle göbeğime) sarılıp "günaydın" diyor, akşamları karnımı açıp öpüp kokluyor, ileride kardeşiyle yapacaklarından bahsediyor... Şu an her şey iyi gidiyor kısacası! Ve daha doğmadan oluşan bu bağ benim gözlerimi dolduruyor! 

ÇınÇın daha ben gebelik haberimi ilk aldığımda (ve tabii ki kendisine henüz söylememişken), ertesi sabah "anne, doğumgünümde kardeşim senin karnına gelmiş olacak ve kış gelince de kıpır kıpır kıpırdanacak değil mi?" diyerek doktorumuz dahil hepimizi dumur etti önce! Çünkü gerçekten de durum aynen böyle olacaktı -oldu da çok şükür! 12 haftanın dolmasına yakın, ona henüz güzel haberi vermemişken, bir sabah serviste gördüğü herkese "Annemin göbek deliğinden karnına kardeşimi koydular. Havalar sıcak olunca doktor onu oradan çıkaracak, eve getireceğiz ve ben muhteşem bir abi olacağım" diye olayı yorumlayarak herkesi ikinci kez hayretler içinde bıraktı. 

Ama en eğlencelisi, 12 hafta dolduğunda, ultrason fotoğrafını ona gösterip ağabey olacağını müjdelediğimizde verdiği tepkiydi. Sevinçten deliye döndü. Evin içinde "yaşasııın, abi oluyorum, kardeşim karnına geldiii" diye bağıra çağıra dolanırken araya "kardeşim doğduğunda benim beğenebileceğim kadar güzel olacak" diye sıkıştırıverdi :))) Gösterilen ultrason fotoğrafını biz bile bir şeye benzetememişken çocuktan algılamasını beklemek zaten saçmaydı; ama, beyefendi oğlum yine verilebilecek en zarif tepkiyi vermiş oldu!!! Sonra kendi ultrason fotoğraflarını gösterdik, doğum fotoğraflarını gösterip anlattık... ikna oldu gibi. Ama içinden "o kadar istedik, bekledik, gele gele bu uzaylı gelecek demek ki, kısmet, atsan atamazsın da şimdi..." demiş olabilir :)

Pek çok kişi "doğduktan sonra kıskanır" gibi yorumlarda bulunsa ve bu yorumları hiç kulak ardı etmesem de, Hilal'imin dediği gibi, ÇınÇın Abi'nin "negatif kıskançlığıyla" değil (bu terimi ben uydurdum) "severkenki coşkusuyla" baş etmekte zorlanacağımızı tahmin ediyorum yalnızca. Ve tabii, şu anki mutluluğunun ve coşkusunun "lanet olsun"a dönüşmemesi için anne-baba-büyükanne-büyükbaba-hala-dayı tayfası olarak nasıl davranmamız gerektiği konusunda da araştırmalarım sürüyor! Bu noktada destek alacağım arkadaşlarım, dostlarım, akıl hocam (Hilal'im) var çok şükür! 

Daha yazacak çok şey var, ama onu da bir sonraki yazıya bırakayım. Bundan sonra bu blog bir değil, iki minik adamın blogu olacak umarım. Ve umarım, Çınar'ın maceralarını yazdığım istikrarla, "Limon"un maceralarını da buraya not düşebilirim!


14 Ocak 2013 Pazartesi

İki Çocuklu Bir Gün

Dün ŞURADAKİ serzenişimi yazıp yayınla dedikten sonra börülceciğim Serapcicim aradı. Harıl harıl ev bakıyorlar, Bahar'ı bize bırakıp bırakamayacğını sordu. Allah, dedim, hemen getir, hemmen! 

Zira Çınar üç haftadır görmediği kuzenini sayıklıyordu ve ben biliyordum ki, Bahar gelince Çınar benimle değil, onunla oynamayı tercih edecekti!

Öyle de oldu. Bahar'a yemek yedirme operasyonundan sonra ikisi kendi başlarına kah azarak, kah sakin sakin oynamaya başladılar. 

Bu arada fark ettim ki, ben Çınar'dan daha küçük bir çocuğa yemek yedirirsem, Çınar yemeğini kendisi yiyor (ay hayır, normal zamanda nadiren yiyor kendisi, konuşmaktan o kaşık o ağızla buluşamıyor. Ve hayır, daha ne kadar böyle sürecek bilmiyorum. Teşekkür ederim.).


Velhasıl, "dinlenemiyorum beeen" diye başladığım Pazar gününü hem bu iki baldan tatlı yavrunun oynamasını izleyerek, hem dinlenerek hem de tepeme binen bir dinozor olmadan yemek pişirebilerek geçirdim. Bahar kızım bana pilavın tavuklarını didiklemekte de yardım etti bu arada. Çocukların etinden, sütünden de yararlandım yani!

Demek ki, Çınar'ın ihtiyacı olan şey, arkadaşmış, kardeşmiş! Onu böyle küçük kuzenleriyle oynarken görünce içim eriyor. "Abilik" taslamıyor asla, ama o kadar uyumlu oynuyor ki. Kırmadan, kızmadan, kızdırmadan. Zaman zaman kendisinden taviz verebiliyor -anası kılıklı! Ama böyle zamanlarda, ne kadar yumuşak huylu olduğunu görünce, içimi bir sevinç kaplıyor. Karşısına onun bu huyunu takdir edecek insanlar çıksın istiyorum hep... 

Neyse efendim, daha fazla duygusallığa kapılmadan, iki çocuklu hayatın aşırı derecede zor olmayacağına karar vermiş olduğumu huzurlarınızda yazmak istiyorum. Evet, Çınar'ın müstakbel kardeşi Bahar'ın yaşına gelene kadar bu üstteki cümleyi defalarca yutacağım, onun da farkındayım! Ama 2 sene, yapabilirim; daha önce de yaptım, yine olur diyorum!

Ben ve naifliğimden bugünlük bu kadar, iyi haftalar diliyorum!!!

13 Haziran 2012 Çarşamba

Çınar'dan Kardeş ve Büyümek Üzerine Çıkarımlar...

Ara ara çok şey yumurtluyor ve artık bu durum hayatımızın bir parçası halini aldığı için çoğu zaman yazmayı unutuyorum...

Bunu bloga yazmayı da, Çılgınlarım'a yazdığım bir e-posta sırasında akıl ettim/hatırladım!


Ç: Anne, kardeşim senden süt emerse büyür, di mi?

B: Evet tatlım
Ç: Aç da bir bakayım nasıl süt gelecek?
B: Şu anda süt yok ki annecim!
Ç: Ama o zaman kardeşim büyüyemez ki süt emmezse, ölür! (vahşi bu ara biraz...)
B: Şimdi yok ama, kardeşin olunca benim mem.elerime yine süt dolacak, aynen senin bebekken emdiğin gibi, o da emecek ve büyüyecek.
Ç: Aaaa, ben de emerim o zaman, birlikte emeriz, ben de büyüyüp yetişkin bir erkek olurum o zaman!

Sonumuz hayrolsun... ne diyeyim? :)

Önemli Not: 
Yok, hayır, hamile falan değilim. Uzun vadeli planlama aşamasındayız. 
Heyecana gerek yoktur, öperim :)