3 Mart 2010 Çarşamba

17. Ay Kabusu: İki Uyku Teke Karşı!

Sebahat Annem ve Sibel Ablam, "çocuklar her ay dönümlerinde yeni bir huy edinir" dediklerinde, "aman artık yaaa, alarmları mı var bunların, hem o kadar çok huy değiştirir mi çocuklar, bir şeyi öğrenir, hep onu yaparlar işte" deyip çok da itibar etmemiştim. Ve tabii ki, bana tokat gibi yanıt oğlumdan geldi -neymiş, herşey deneyimmiş sevgili çok bilmiş gelin! Her ay, ama her ay kendine yeni bir huy buldu minik adam. Bazen iyiye gitti, bazen kötüye. Bu ayki olayımız "uyku" -aslında hangi ay değil ki? Ama bu ayki gerçekten farklı!

Gündüz uykularında pek bir değişiklik olmadı da minik adamın -bir kaç gün uyurken biraz zorlanması dışında- ama gece uykusuna geçişimiz artık tam bir facia! Bazen 1-1.5 saati buluyor, gözleri kapanıyor ama ayaklar kıpır kıpır, bir türlü dalamıyor. Bir de, 9'da bile yattığında "çok geeeç, bebek dediğin 8-8:30'da yatakta olur" diye ortalığı yıkan deli annenin çocuğu işi iyice azıtıp, uykuya 10, hatta 10:15'te dalıyor! Heer tür yöntemi denedik (yatakta pişpişleme, kucakta sallama, ayakta sallama), rutinimiz var (bakınız, nasıl da güzel güzel kitap okuyoruz uyku öncesi)... eee? Sonra ben buldum! Gündüz uykuları! Ama teke nasıl indirmeli, önce ben başlasam haftasonu? Çünkü anlamak lazım, tek uyku yetecek mi, yetmeyecek mi? Sabah 8'e doğru uyandığı bir iki gün denemiştik, akşam muazzam huysuzlanmıştı. Nasıl yapmalı?
Tam ben yine, yeni yeni delirmeye başlamıştım ki, imdadımıza bugün gezdiğimiz kreşin (ayrıntılar sonra) psikoloğu ve de -ilginçtir- pek itibar etmediğim ama ara ara da bakmaktan kendimi alamadığım Baby Centre bülteni yetişti. Önce psikoloğun yorumları:

  • Bu yaş için, hala günde iki uyku uyuduğunu ve kış mevsimi olduğunu düşünürsek, gece 10 yatması için çok geç bir saat değil. Kışın çocuklar, gündüz dışarıda daha az vakit geçirebildikleri için ve yediğimiz kış yemekleri de mevsime uygun olarak hazmı daha zor yemekler olduğundan, uyku saatlerini daha geçe çekebilirler, uyumakta zorlanabilirler.


  • Ayı itibariyle, Çınar tek uykuya geçiş yapmaya çalışıyor olabilir. Tek uykuya geçtiğinde daha rahat uyuyacağını tahmin edebiliriz. Tek uykuya geçireceğiniz zaman, yatağına yatırıp rahatlatma yöntemiyle uyutmayı denemeye başlamanız iyi bir fikir olabilir. Yorgun ve uykuya hazır olacağı için daha sağlıklı bir uykuya geçiş sağlayabilirsiniz böylece.


  • 2-2.5 yaşına kadar en önemlisi çocukların "uykuya güvenli geçişini" sağlamaktır. Bu da, çocuğun tercihine bağlıdır. Kucakta durmak istiyor da olabilir, yatakta pışpışlanmak da, ayakta sallanmak da... 2.5 yaşına kadar, bunların herhangi birini yapmanızda hiçbir sakınca yoktur. Yalnız, nasıl uyutuyor olursanız olun, çok uzun sürmemesine dikkat edin. 15-20 dk uykuya geçmek için normal süredir. Ama 45 dk, 1 saat sürüyorsa, ve bu durum üst üste tekrarlanıyorsa, çocuğunuz ve sizin için stres kaynağı yaratacağından sağlıklı bir durum oluşturmaz. Daha geç, ama daha çabuk uykuya dalacağı bir saatte yatırmayı deneyebilirsiniz.
Ve sonra da Baby Centre'ın 17. ay kısmında, alt başlıklardan birinin kocaman kocaman yazılmış olduğunu gördüm: "İki uykudan tek uykuya geçiş". Özetle şunu diyor sevgili Baby Centre'dakiler:
 "Bu ayda çocuğunuz iki uykudan tek uykuya geçiş yapabilir. Bazı bebekler, tek uyku az, iki uyku ise çok geldiği için oldukça zor zamanlar yaşayabilir, yaşatabilirler (Evet, benim oğlumdan bahsediyor!).
(...) İki uykudan tek uykuya geçiş zor olabilir. Bazı uzmanlar bu geçiş sürecinde, gece uyuduğu süreye bağlı olarak bazı günler iki, bazı günler tek uyku uyutulabileceğini söylüyorlar (çoook mantıklı). Tek uyku uyuduğu günlerde gece yatış saatini biraz daha erkene alabilirsiniz (Kesinlikle!).
(...) Bu aylarda zor uyuyor olmasının bir nedeni de, çocuğunuza göre, etratfa keşfedecek ve yapacak onca şey için, çok az zamanının olmasıdır! Sürekli hareket halinde olmak isteyebilirler. Ve bu aylarda çocuklar, sizden faklı olduklarını anlamaya ve "kendilerinin" farkına varmaya başlarlar, dolayısıyla "bağımsız" olduklarını göstermeye çalışırlar. Uykuya direnmek de bu davranışın bir parçasıdır (Maalesef, öyle...)."
Şimdilik sevgili, iyi kalpli psikoloğun sözleri ve Baby Centre bülteniyle pek rahatladık, önerileri uygulayacağız bakalım...

Her geçen ay yeni bir icat çıkarsa da, bu zorlukların hepsinin onun büyümesinin bir göstergesi olduğunu bilmek güzel şey :)

Ama, uyu da büyü çocuğum, olur mu?

NURTURIA

En baba blogcu arkadaşım sayesinde tanıştım bu siteyle...

Başta, sanırım üye sayısı da çok olmadığı için, pek yüz vermemiştim ama sonradan minik adamı büyütürken sık sık aklıma düşen "ne yapayım ki ben şimdi?" sorularıma en net yanıtları bulabildiğim tek site oldu diyebilirim!


Sistem şöyle işliyor: Önce üye oluyorsunuz, profil oluşturuyorsunuz, çoluğunuzu çocuğunuzu ekliyorsunuz... Sonra "paylaşmaya" başlıyorsunuz. Ama herşeyi! İster kafanıza takılan bir soruyu yazıp gönderiyorsunuz, bir sürü benzer yollardan geçmiş anne-baba size deneyimleriyle yardımcı olmaya çalışıyor, ister siz sorulan sorulara yardımcı olmaya çalışıyorsunuz. Bu soru-yanıt kısmının en sevdiğim yanı, kimse sizi eleştirmiyor, bir şeyleri yapmaya zorlamıyor -herkes deneyimini anlatıyor, "sen bilirsin ama, istersen bir dene" diyor!

Yalnızca sorular ve yanıtları mı var? Haaaayııııır: Nurturia'daki arkadaşlarınla, ya da istediğin herkesle, paylaşmak için fotoğraf albümü oluşturabiliyorsunuz, aynı "facebook" ya da "twitter"daki gibi durum güncellemesi yapabiliyorsunuz, ve en son numaraları, çocuğunuzun "ilk"lerini kaydedebileceğiniz "anı defteri" oluşturabiliyorsunuz... Bu anı defterine yazdıklarınız da, isterseniz, durum güncellemenizde görünüyor, yani ahaliyle paylaşabiliyorsunuz :) Hatta, anane, dede, babane,teyze, hala, amca, dayı kim varsa üye olabilir, bu anı defterini görebilir. Hizmette sınır yok, kısacası :)

Yani Nurturia için, bir nevi "anne-baba facebook'u ya da twitter'ı" diyebiliriz :) Hmm, yalnızca anne-babalar değil, adaylar için de yararlı bir site, onları da atlamayayım!

Minik adam ve ben oradayız, şiddetle tavsiye ederim. Çünkü:
"çocuklu hayat paylaştıkça güzel!"


1 Mart 2010 Pazartesi

Güzel Bir Pazar Günü

Uyarı: Çok uzun bir yazı oldu bu, ama ne yapayim, çok güzel ve dolu dolu bir gündü... hem de Çınar'ın tam 17. ayını doldurduğu gün olunca, yazdıkça yazmışım yine!

Uzun zamandır Çekirdek Çelikler olarak zaman geçiremiyoruz -hani ben cumartesi günleri de çalışıyorum ya, o yüzden ya biz anneannelerde oluyoruz hafta sonları, ya da babaanneler bizde oluyorlar. Aslında geçen cumartesi de babaannemiz ve dedemiz bizdeydi. Ama işleri olduğu için pazar günü kalamadılar ve biz Çekirdek Çelikler olarak başbaşa kalıverdik :)

Çekirdek Çelik ailesinin en ayırt edici özelliği böyle boş vakitlerinde bir saniye olsun popolarının üzerlerinde duramamalarıdır. Hatta, bu ayırt edici gen yüzünden minik adamın bilerek söylediği ilk kelime anne, baba, dede falan değil, "atta" olmuştur! (Evet, ba-ba ve de-de diyordu ama hedefe söylemiyordu... oysa ki "atta"yı kapının yanına giderek söylemişti.)


İşte bu pazar da böyle oldu. Zaten geçen haftadan minik adamın arkadaşı Elif Naz (20.5 aylık) ve ailesiyle buluşmak için sözleşmiştik. Hadi, dedik, çocukları evlere hapsetmeyelim, iki aileye de yakın Mini Town diye bir çocuk eğlence merkezine gittik. Aslında ben büyük hayaller kurmuştum, internet sayfaları pek güzeldi, ama biraz hayal kırıklığına uğradım. Çınar ve Elif Naz'ın oynayabileceği, Comfyland dedikleri alan (bir de neden İngilizce herşey? Minik Kasaba falan deseler olmuyor, değil mi?) böyle labirent gibi bir yer çıktı. Duvarlara sabitlenmiş oyuncaklar var. Çocuklar böyle serbestçe ellerine alamıyorlar ki hiçbir şeyi, sürekli ayakta dikilerek bir şeylerle uğraşmak zorundalar. Çınar'la Elif Naz da üç-beş oyuncağa ilgi gösterdiler, bir-ikisi için biraz mücadele ettiler, diğer çocuklarla azcık da olsa kaynaştılar -biraz da itiştiler; en çok da minik minderlerin üzerine çıkıp yere devrilmekten keyif aldılar. Ama bence daha çok eğlenebilirlerdi, neyse... Sanırım buraya ikisi de 2.5-3 yaşlarındayken gelsek daha çok keyif alabilirlermiş. Özellikle, kasaba kısmındaki minik şehre ve içinde çocukların trafik ışıklarının yönlendirmesiyle gezdiği akülü arabalara arkadaşım M. ve ben bayıldık! Ama ben açıkçası bizim minik adamı bindirmeye cesaret edemedim! Dediğim gibi, daha sonraki yıllarda, umarım!


Ankara'da yaşayan anneler için buraya Mini Town'la ilgili bir not: Bence güzel bir yer ama biraz fazla üst üste. Beni çok daralttı, belki de pazar günü kalabalığındandır. İşletmede de biraz sorun var gibi, ama yine pazar gününe bağlı olabilir. Çok da negatif reklam yapmak istemiyorum, sonuçta çocuklar düşünülerek hazırlanmış, özenli sayılabilecek bir yer. Ve de bunlardan Ankara'da pek yok! Ama, özellikle hafta sonu gidecekseniz, önce telefonda ücretler ve saatler ile ilgili ayrıntılı bilgi alın, sonra da girişte ne kadar süre ile kalacağınızı ve nerede oynayacağınızı anlamalarını sağladıktan sonra ücretini ödeyin... Tecrübeden yola çıkarak uyarayım istedim :)

Neyse efendim, 1 saat Mini Town'da kaldıktan sonra hemen yandaki Coccinella isimli şirin pastaneye gittik. Çocuklar orda önce pek uslu oturdular, sonra bizim minik adam kurtlandı tabii, pastaneyi keşfe çıktı. Elif Naz da bu arada Seda Teyze'sinin minik adama hediyesi Baby Einstein kartlarıyla oynadı. Pastanede bizden başka iki de çift vardı -1 numaralı çift, bizim çoluk çocuk pazar günü pastaneye doluşmamıza muhtemeln çok sinir olmuşlardı, çünkü Çınar'ın onca şirinliğine rağmen kız olanının "cık cık cık" bakışlarını yakaladık sırayla. Halbuki, ortada dolanmasından ve masalarına gidip çay istemekten başka oğlumun verdiği bir rahatsızlık yoktu. Hele ki Elif Naz, muhtemelen uyku saati de geldiği için, kuzu kuzu babasının kucağında oturuyordu! 2 numaralı çiftimiz ise, sıcakkanlı olanlardı. Çınar'ı sevdiler, hatta bizim minik adam kıza kur yaptı -kızın sevgilisi lavaboya gidince de masaya sızmaya çalıştı :)) Pastanede de 40-45 dakika kadar kalıp çay-kahve eşliğinde sohbet ettikten sonra "bir ara mutlaka yeniden görüşmek üzere" sözleşip, çocuklar da birbirlerine el sallayıp öpücük attıktan sonra evlerimizin yolunu tuttuk...

Sonra da evimizde dinlendik, diyeceğimi sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz! Çınar öğleden sonra uykusundan uyanınca kısa bir kitap+süt faslı yaptık, ve giyinip soluğu Gordion AVM'deki Joker'de aldık. Bizim minik adam oradaki jetonlu oyuncaklara -pek jeton alıp çalıştırmadığımız halde- bayılıyor! Çalıştırdığımız zaman da çok fark etmiyor zaten, o kendi kafasına göre inip binmek istiyor çünkü. Yine arabalara bindi, indi. Dönen salıncağa çok sulandı ama bindirmeye cesaret edemedim -biraz daha büyüsün, aklı ersin... hem de korkmasın, diye. Biraz jetonlu oyuncaklarla oyalandı minik adam, biraz da raflardakilerle. Henüz "bunu alalım, eve götüreyim" diye tutturmayı akıl edemiyor, o yüzden rahatız. Oyuncak mağazalarını bir nevi oyuncak kütüphanesi olarak kullanıyoruz :)) Şarkılı oyuncakları çaldırıp çaldırıp dans ediyoruz! Yine bütün rafları dolaştıktan sonra alışveriş için markete indik. Ne zamandır "acaba Çınar'ı bindirsek bütün alışveriş boyunca oturmayı başarır mı?" diye merak ettiğimiz kamyon şeklindeki alışveriş arabalarından bulduk ve minik adamı oturttuk direksiyon başına! Bayıldı, bayıldı! Direksiyonu çevirdi, kornaya bastı. Bir yandan da biz sürdüğümüz için gerçekten arabayı kullandığını sandı sanırım, çok eğlendi. Ama durduğumuz zaman arabadan inmeye çalışınca biz de alışverişi dönüşümlü yaptık -birimiz Çınar'ın arabasını iterken, diğeri listeyi tamamladı :)

Akşam da banyo-yemek-yemekten sonra kikirdeme-aman sakinleştirelim de kolay uyusun faslı derken minik adamı uyutmak için cumadan beri eeeennnn sevdiğimiz kitabımız olan "Close Your Eyes"i elimize aldık (daha doğrusu Çınar "gooogo" diye onu getirdi) ve sanırım 10 kez falan okuduktan sonra iyice pelte olan minik adamı son zamanlarda uyuduğundan çok daha kısa sürede uyutmayı başardık!

NOT-1: Sevgili eşim, ben Çınar'ı uyutmaya çalışırken, ayıptır söylemesi, pek leziz bir yemek yapmış, eşlik etsin diye azıcık da kafaları çektik! Günü gerçekten güzel bitirdik!...

NOT-2: Sevgilim yerine, sevgili eşim yazdım; çünkü annem kızdı. Öyle deyince çok Ayşe Arman'vari oluyormuş :))) Hadi anne sözü dinleyeyim, dedim!