Evet, üçüncüsünü de yaptık. Bu sefer organizatör bendim (kendime not: bir daha olmamalıyım; beceremeyeceğim işlere bulaşmamalıyım) ve geçen seferden de kalabalık oldu: 120 ebeveyn 60 çocuk!!!
Gittiğimiz yer (Naturel Botanik Park), mekan olarak bence çok güzel olsa da, işletme olarak inanılmaz başarısızdı. O kadar insanı -2-4 yaş arası 50 civarı çocuk olacağı da belirtildiği halde- ufak bir alana sıkıştırmış olmaları, "13:00'de geleceğiz dediniz, toparlanmanız 14:00'ü bulur diye düşündük" mantığıyla çocukların öğle yemeklerinin saat 14:00'de gelmesi (büyüklerinkinden bahsetmeyeyim bile...) ve en can alıcısı "ama biz o kadar kişiden ayrı ayrı nasıl ücret toplarız?" diyerek herkesin ücretini "organizatör"e toplatmış ve bir adisyon bile tutmamış olmaları gerçekten takdire şayandı (!). Kendilerine işletme hayatlarında başarılar diliyor, bir daha görüşmemeyi umuyoruz!
Bu kısmı geçersek, asıl hedeflerimiz olan "arkadaşlarımız görelim, Çınar arkadaşlarıyla oynasın ve mutlu olsun, güzel bir gün geçirsin"i gerçekleştirmeyi başardık. Kendi adıma, arkadaşlarıma ancak "göz kırpmış" olabilsem de, Çınar gerçekten ama gerçekten tadını çıkardı!
Neler mi yaptı?
Süs havuzlarını önce uzaktan inceledi...
Sonra içine girmeye karar verdi!
Epey bir inceledi :)
Babasıyla çimlerde boğuştu
Arkadaşlarıyla hasret giderdi
Müzik yaptı, şarkılar söyledi
Doğumgünü pastalarının mumlarının üflenmesine yardım etti...
Hızını alamadı, bir klasik olarak Begüm'ün pastasını yaladı!
İnşaat işine girdi :)
Kirlendi... hem de çoook!
Ama sulara ayaklarını sokmaktan vazgeçmedi :)
Ve arkadaşlarıyla kovalamaca&yakalamaca&gıdıklamaca oynadı, çoook eğlendi!
Eve dönerken perişandı... ama çok mutluydu; ve bunu bilmek bütün yorgunluğumuza değerdi!
Sabah kalktığında "Tapanca'yı mı didiyoluuz?" diye sordu :)
Bugün değil tatlım, ama yine geleceğiz. Ve umarım sen yine böyle eğleneceksin!
Aslında 3 (bakınız aşağıdaki video)... ama o pasta aslında daha çok Sıla'ya olduğu için, resmi olarak iki diyorum, ve siz videoyu izledikten sonra anlatmaya başlıyorum:
Eylül sonu için Nurturia'da Sapanca organizasyonu yapılırken, aklımda tek bir şey vardı: Minik adamın doğumgününü Sapanca'da, o güzel göle karşı, bir sürü arkadaşıyla kutlayabilmek! Kalbim temizmiş -ya da, her zamanki gibi Çınar'ımın kısmeti (maşallah), şahane bir organizasyon yapıldı Sapanca için (ellerine sağlık Ayça). Hem de geçen seferkinden biraz daha fazla katılımla. Ve hava da çok güzeldi. Resmen sıcaktı ve bütün hafta süren yağmur endişelerimiz, hava durumu kontrollerimiz neyse ki boşa çıkmıştı!
Doğumgününden önce kısa bir Sapanca notu: herkesle yeniden bir arada olmak, özlediğim canım anneleri görmek, ne zamandır yazıştığım ama bir türlü tanışamadığım annelerle buluşmak, yavruların hepsi ama hepsi, herşey, harikaydı! Göl, Haziran başına göre epey çekilmişti, iskeleden ayaklarımızı göle sokamadık; ama, kurbağaları görebildik. Çocuklar yine çocuk bahçesinin ve çimlerin tadını çıkarabildiler. Çınar herkesten "durulmuş" iltifatı aldı! Bu sefer iskele ekibinde biz de vardık, daha ne olsun! Hem durulmuş, hem de büyümüş oğlum... Her anı keyif doluydu; ama, en çok güldüğüm an, Çınar'a arkadaşını gösterip "bak Çınar, Güneş de burada" dediğimde "ü-üüüü" diye horoz gibi ötmesiydi!!! Şartlanmış yavrum!
Seneye bahar aylarını zor bekliyorum yeni bir organizasyon için. Sizi de minik bir fotoğraf ve bir videoyla başbaşa bırakıyorum... (Daha uzun, tatlı ve ayrıntılı bir Sapanca yazısı için, Defne Yaprağı'na bir göz atın!)
Yukarıda gördüğünüz muhteşem ortamda muhteşem bir doğumgünü kutlaması yapıldı oğluma! Kocaman "bavuu"lu bir pasta hazırlattık ÇınÇın için (Carnavale Pastanesi'ne teşekkürler). Doğumgününe katılan arkadaşlarına hediye etmek için de minik hediye çantaları hazırladım. İçlerine minik birer bavuu, balonlar ve Başak yapımı pekmezli bisküvi koyduk. Ve yanımıza, Yasemin Teyze'sinin Çınar'ın doğumgünü için hazırladığı nefis Çınar yapraklı ve "bavuu"lu kurabiyeleri de aldık (eğer siz de böyle nefis, butik kurabiyeleriniz olsun istiyorsanız, Kek Dekor'u ziyaret etmenizi şiddetle öneririm! Üstelik tatları, görünüşlerinden bile güzel -yemeye kıyabilirseniz!).
Geçen sene ne mumdan ne pastadan anlayan oğlum, büyük bir keyifle "iyi ki doğdun" şarkısıyla el çırptı, defalarca mumlarını üfledi, neşeyle hediyelerini açtı! Ah, evet, bir de, pastanın üzerindeki beton mikseri yüzünden sanırım, pastayı yalamaya çalıştı!!!
Doğumgününü bilen arkadaşlarımız, bizi mahcup edip, şahane hediyeler getirmişlerdi minik adama! Sayelerinde birbirinden şık kıyafetlerimiz, iç çamaşırlarımız (tuvalet eğitimine ilk adım?), okunacak biir sürü yeni kitabımız ve oynayacak bir dolu "bavuu"muz oldu!! Canım Özge'min, hasta Aylin'ini kapıp minik adamın doğumgününe yetişmesi de bizi ayrıca duygulandırdı...
Herkese yeniden, kocaman teşekkürler! Aslında, bu mumları sizinle birlikte üflemek, bizim için en güzel hediyeydi!!!
(Fotoğraflar için Atakan, Yekta ve Pınar'a teşekkürler...)
Sapanca'da 2 gün erken doğumgünü kutladıktan sonra, tam gününde de okkulda bir parti yaptılar Çınar'a. Biz yalnızca pastamızı götürdük, kalan herşeyi Binbir Çiçek hazırladı! Öğleden sonra anneanne, babaanne, dedeler, anne ve baba olarak okkula geldik. Çınar herkesi bir arada görünce, sevinçten uçacaktı neredeyse! Sınıfı çok güzel hazırlamışlardı: balonlar, 7 cüceler için bir masa, süslenmiş sandalyeler, müzik...
Pastanın mumlarını üflemeden önce, minik bir Montessori seremonisi yaptık -aslında, yapmaya çalıştık! Çemberin etrafına çocuklar ve öğretmenler dizildiler, Selin Hanım bir şarkı söyledi ve sonra ortaya Güneş'i temsil eden kocaman sarı bir top koydular. Çınar'ın eline de bir Dünya maketi verdiler. Ve fakat yavrum, Dünya'yı top sanıp yere fırlatınca sanıyoruz ki Maria Montessori'nin kemikleri sızlamıştır! Neyse, Hilal Hanım ve Çınar, Güneş'in çevresinde Dünya ile döndüler. Ama yılı tamamlayamadan Çınar sınıftan kaçtı! Kendisini yakalamak mümkün olmayınca, 1 yılı temsil eden turu babası tamamladı. Aslında, çok keyifli olacakmış. Çünkü turdan önce Selin Hanım "Çınar 1 yaşında yürüyebiliyor muydu, konuşabiliyor muydu, kendisi yemek yiyebiliyor muydu?" gibi gelişimiyle ilgili sorular sordu, biz yanıtladık. Turdan sonra da "Çınar artık yürüyebiliyor, konuşabiliyor, kendisi yemek yiyebiliyor" gibi ne kadar yol aldığını anlatan ufak bilgiler verdi bize... bu sırada sevgili Çınar, masanın başına oturmuş, pastanın gelmesini bekliyordu (umarım seneye Dünya'yı Güneş etrafında tur atmaya ikna edebiliriz).
Ve sonunda Çınar'ın beklediği an geldi... Pasta geldi, mumlar üflendi, iyi ki doğdun şarkısı söylendi! Minik cüceler masanın etrafına dizilip pastalarını yediler, meyve sularını içtiler. Sonra da neşeyle çalan müziğe eşlik ettiler, balonlarla oynadılar! Bir ara Çınar ve arkadaşı Ezgi sarmaş dolaş oldular. Sevgi kelebekleri! Ezgi, Çınar'ın Haziran'dan beri arkadaşı, ikisi de tam gün gelen "bebek"lerden. Fark ettik ki, epey kanka olmuşlar...
Çocuklar iyice kurtlarını döktükten sonra, minik adamı da alıp evimize geldik... ve o akşam, Çınar kendince bize günü anlatırken, Ahmet'le ne kadar şanslı olduğumuzu ve aslında 2 yaşın -kitapta da yazdığı gibi- hiç de "belalı" olmadığını, aksine çook ama çok eğlenceli olduğunu düşündük!
Bir kez daha, iyi ki doğdun canımız! Seni çoook seviyoruz!
Ön Not: Bu uzun bir yazı... uzun ve güzel bir günün, uzuuunca bir anısı...
İtiraf ediyorum, benim yüzümden oldu...
Her organizasyonda olmak istiyorum, her buluşmada, her etkinlikte...
Amerika'dan Evren geldi. Ankara'ya gelemeyeceği kesin... İstanbullu kıpırlar kıpır kıpır... Eksik kalmamam lazım! Dedim ki "Ortada buluşalım, Ankara'dakiler de gelebilsin!" İstanbullu kıpırlar hakikaten kıpırmış, Esra Özlem bir organizasyon yaptı hemen, Neşe yeri ayarladı, 17 aile (Ankara'dan 3, Adapazarı'ndan 1, İzmit'ten 1, kaanlar İstanbul'dan olmak üzere -yanılmıyorsam) kendimizi geçen pazar Sapanca'da bulduk! Hem de taşındığımız haftasonu!
Ara Not: Annem sağolsun, "siz gidin kızım, zaten cuma taşınacaksınız, biz evi yerleştiririz" dedi. Hayır, diyemeyeceğim bir teklifti! "Otur oturduğun yerde Başak" deneceğine emin olan Ahmet şaştı kaldı bu işe :) Annem, iyi ki varsın!
Evren ve Tan kuzusunun da bizimle gelmesiyle yol keyfimiz ikiye katlandı! Yolculuk sırasında Evren'ciğimin katlanmış mıdır, onu tam kestiremiyorum :) Zira kendisi iki oto koltuğu arasına sığmak suretiyle 3 saat yolu gitti ve de geldi. Gidişte çocuklar uyusun da orda huysuzlanmasınlar diye ninni/şarkı söyledi, dönüşte de uyumasınlar diye yapmadığı şebeklik kalmadı :) Sağolsun, varolsun! Gidişte önce Tan teslim oldu uykuya, Çınar direndi... direnirken (ciyaklamak suretiyle) Tan'ı uyandırdı ve hemen ardından pili bitti ve sızdı!
Sapanca'ya vardığımızda Çınar hala uyuyordu; başına babasını nöbetçi diktim ve (gerçekten kendisi gönüllü olarak kaldı) bu sayede, herkesle tanışma ve bebişleri sakin kafayla sıkıştırma imkanım oldu :) Ama itiraf edeyim -orada da ettim zaten- Çınar ortada olmadığı zaman kendimi boşlukta gibi hissettim -hissediyorum. Zaten pek kimsenin benimle ilgilendiği yoktu, herkes "aaaaa ama Çınar ne zaman uyanacak, olmaz ki amaaaa" deyip durdu -alacağınız olsun! Neyse ki Çınar'ın uykusu uzun sürmedi, yarım saat sonra uyandı ve yerine oturmamacasına ortalığı keşfetmeye başladı!
Ben "yaşasın, çocuk parkı masalara gölden daha yakın, uzunca bir süre gölü fark etmez sanırım" diye düşünürken bizimkini su çağırdı resmen, soluğu göl kenarında aldık! Göle düşme çabaları sonuç vermeyince (!) ördeklere baktık. Pek hoşuna gitti ördekler yavrumun. Sayelerinde "gölde çocukların değil, ördeklerin yüzeceğini, girmemesi gerektiğini" daha rahat anlatabildim :) Allahtan göl kenarında ayaklarını çırpan bir kısım arkadaşını görmedi. Görseydi kendisini Sapanca'dan ayırmamız mümkün olmazdı zira.
Sol üst, Ördekler yoook, Sağ alt: sevgili ördekler, Sağ/sol üst/alt: Özge ve Elif Teyzeler'i oğlumu mıncırırken, kendisi "beni mıncırın" diye gözlerinin içine bakarken...
Etraf o kadar cazipti ki Çınar için, öğle yemeğini başarıyla yedirmemiz mümkün olmadı -ki mönüde bayıldığı köfte-pilav ikilisi vardı! Yemedi, su dolu tasta oynarken annesi tavuklu domatesli şehriye çorbasını içirdi -kakaladı desek daha doğru olacak! Gölden, etraftan, sağdan soldan biraz hevesini alınca da usul usul ortada oynayan diğer çocukların yanına yanaştı, Aylin'in ayaklarını merak etti, TülinSu'yla su içme yarışı yaptı (önce Çınar Aylin'in suluğundan içti, sonra TülinSu'nun, sonra Aylin'in suluğunu TülinSu aldı, Çınar da TülinSu'nunkine terfi etti... herşeylerini paylaştılar -mikroplarını bile :>), sonra da hamaktaki Gülce'nin yanında yanaştı, bir süre birlikte keyif yaptılar!
Sol üst: Ilgaz Abi bebeleri eğlendiriyor (gibi), Sağ üst: bebekler Ekin ve Ece, Alt: oyun zamanı! Sol altta, sapsarı kafalı çocuk hemşehrim Ata :)
Sol üst: Ada sızdı sızacak (-tı, ama sonra "uyandım!" demiş ve kalkmış), Sol alt: Gülce ve Çınar'ın hamak keyfi, Sağ alt: hamakta üç fıstık, Ada, Gülce, TülinSu, Sağ üst: saldım çayıra...
Gülce kız hamakta sızdı ama bizimki şarj oldu resmen. Soluğu çocuk parkında aldık! Ben "iyi ki salıncaklar korumalı değil, saatlerce sallanamaz" derken yine beklenmedik bir şey oldu ve salıncağa binmeye yeltenmedi bile! Öyle eğlenceli bir kaydırak vardı ki, tünelli münelli, merdiven çıkmak, tünelden geçmek, ceeee yapıp kaymak daha cazip geldi! Zaten sevmiyorum salıncak olayını! Ne o öyle, saatlerce sallan sallan sallan (ve salla salla salla tabii). Bizimki koca popoyu kaldırıp da kaydırağın tepesine varana kadar önünden "fırtıp" kayan Yiğit'e biraz sinirlendiyse de (sağ elini havaya kaldırıp "gııhhhaaaaaa" şeklinde bağırmak suretiyle) herhangi bir münferit olay yaşanmadı parkta da! Zaten, ben hayatımda bu kadar uyumlu çocuğu bir arada gördüğümü hatırlamıyorum! Tabii ki çekişmeler oldu: İrem ve Çınar arasında top yüzünden, Yiğit ve Çınar arasında kaydırak sırası ve Yiğit'in çorapları yüzünden, Çınar ve Ata arasında oyuncak arabalar yüzünden (hehe, hep başrolde benim oğlum olmasının nedeni benim hep Çınar'ın yanında bulunmuş olmamdır herhalde, değil mi, yoksa başka çekişen ikililer de vardır, değil mi???)... Ama hiç birbirini iten, birbirine zarar veren, bilerek anlamsızca hareket eden çocuk yoktu ortada! Ki, yaşları 2 ay ile 3 yaş arası değişen, ortalama yaşı 1.5-2 olan 17 çocuktan bahsediyorum!
Üst taraf: kaydırak ekibi -Ada (kaymak üzere), Defne, Yiğit, Çınar, Alt taraf: kaydıraktan kayan Çınar, Yiğit'in çoraplarını alıp kaçan Çınar ve kovalayan Yiğit, bir köprüde karşılaşmış inatçı iki keçi -keçiler Mine'nin Ada'sı ve Çınar
Bu kadar çok ve küçük çocuğun hiçbir arıza çıkarmadan bir arada bulunabilmelerinin nedeni kesinlikle aileleriydi bana göre! Hepsi değişik karakterde çocuklardı çünkü, gözlemleyebildiğim kadarıyla. Ama aileler... hepsinin ortak bir yanı vardı: sabırlı, hoşgörülü, nasıl davranması gerektiğini iyi bilen, çocukları boş yere germeyen, anlayışlı, fedakar, mutlu 17 aile bir aradaydık o gün. Ve her bir ailenin enerjisi beni o kadar etkiledi ki, anlatamam! Gerçekten, çocuklarımızın davranışlarını çoğu zaman bizim anne-baba olarak tutumumuz da etkiliyor. Tahammülsüz ve mutsuz olduğumuz zaman hırçınlaşıyor çocuklar, mutlu ve rahat olduğumuzda birden sevgi kelebeği, uyumlu çocuk numunesi oluveriyorlar! Nurturia'yı bu yüzden seviyorum, beni tahammülsüz ve mutsuz olmaktan alıkoyan, buna fırsat vermeyen bir sürü arkadaşım var orada! Beni çok olumlu etkileyen pek çok anne... çok şey öğrendim, öğrenmeye devam ediyorum. Olumlu etkilerini görüyordum zaten, ama Sapanca'da emin oldum! Biz birbirimize iyi geliyoruz! Keşke fırsat olsa da, hep görüşsek!
Neyse efendim, bu kadar hareketten artık gerçekten yorulan Çınar ve diğer çocuklar kendilerini çimlere attılar! Aşağıda "çimlere yayılmış" fotolarımızdan bir seçki bulabilirsiniz. İlk fotoda Çınar, yeni meşgalesi ayakkabı bağcıklarıyla oynarken Ada yanına geldi oturdu. Birlikte bağcıkların sihirli dünyasında eğlendiler bir süre...
Sol üst: Çınar ve Ada :), kalanlar: Çınar'ın çeşitli halleri...
Böyle yerlere serildiğini görünce, Evren'in dönüş yolunda uyutmama çabaları (bkz. 6. paragraf) boşa çıkmıştır, diye düşünebilirsiniz. Çıkmadı, ama gerçekten sevgili Evren muhteşem bir performans sergiledi! Tan azıcık sızar gibi yapsa da ikisi de -aç ve pis olarak- gece uykusuna geçmediler. Sağ salim, ama anneler olarak biraz tutulmuş vardık evlerimize...
Merak edenler için: Çınar o gece banyo ve yemekten sonra 10 dakika içinde uyudu ve 10 saat boyunca kıpırdayamadı bile! Yorgunluktan sefil olmuş yavrum, iyi elektrik attı ama :)
Son Not: Tanıştığım herkesin tahmin etiğim gibi olmasına şaşırdım da, şaşırmadım da... samimiyetlerinden hiç kuşku duymamıştım hiçbirinin, ama bu kadar gerçek olmaları yine de şaşırtıcı geldi :) (YavruSu'nun annesi) Evren, Elif ve Özge'yle yıllaaaaaardır tanışıyor gibiydim! Hani üniversitede kankasınızdır da sonra bir yerlere dağılırsınız, ama her buluşmanızda herşey kaldığı yerden yeniden başlar.... öyle hissettim! Damla zaten ailemizin bir ferdi gibi (Tan'ı kendi yeğenim, Evren'i kızkardeşim gibi gördüğüm için sanırım Damla'yı da kızkardeşim sanıyorum -aslında galiba ablam sanıyorum :>), Tuğçe ve Neşe'nin -ve Neşe'nin kızkardeşlerinin- zerafeti, Ayşegül, Füsun, Yasemin ve Mine'nin tatlılığı, Esra'nın neşesi, Eylem'in samimiyeti, Özlem'in muhabbeti... her bir annenin artık daha bir ayrı yeri var kalbimde!
Ben şimdi yeni bir organizasyon ne zaman yapılır, ben bu muhteşem ailelerle bir daha ne zaman buluşurum onun derdindeyim!
O zamana kadar, kalın sağlıcakla, Çınar'ın deyişiyle: Ba-baaaa!!!!