doğumgünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğumgünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2015 Cumartesi

Rüzgar 1 Yaşında: Doğum Günü Partisi!

Evet, zaman çabuk geçmiyor, uçuyor! Rüzgar 1 yaşını geçti bile; ve ben yazmak için 1,5 ay geç kaldım. 

Abartılı bir parti yerine, Rüzgar'ın arkadaşları ve çekirdek aile için şirin bir doğumgünü yaptık. Mekanımız tabii ki kreşimiz Binbir Çiçek'ti. Canım Hilal'cim yine tüm imkanlarını seferber edip bizi en güzel şekilde ağırladı.


Partinin konspetini, Rüzgar'ın okumayı çok sevdiği, bizim de onunla özdeşleştirdiğimiz Çok Aç Tırtıl olarak seçtik. Temamızı süslemelere yansıtan ise Parti Maymunu'nun sevgili sahibesi Emine oldu. Ellerine sağlık, her şey çok içimize sindi; hediyelik magnetleri de konuklar çok çok beğendiler.



Sadece süslemeler değil, çocukların oyalanması için yemek masasına boyama yapılabilecek Amerikan servisler de hazırladı. Böylece çocuklar yemeklerini yedikten sonra güzelce boyama da yaptılar, bahçede koşmaktan yorulanlar dinlenmiş oldular.

Abi ve Ablalar :)

Kuarbiyelerimizi her zamanki gibi canım Kek Dekor Yasemin'cim hazırladı! Hem görüntüsü hem de tadı nefisti, eline sağlık canım benim! Pastamızı ise Hilal'ciğimin önerisiyle Ayşin Hanım'a sipariş verdik ve tam istediğimiz gibi bir Aç Tırtıl pastamız oldu! Elinize sağlık Ayşin Hanım!



Hava da o gün harikaydı. Abi ve ablalar bahçede koşturdular; Rüzgar ve arkadaşları da. Şimdi Rüzgar'ın arkadaşları da kim diye merak ediyor olabilirsiniz. Bizim ofiste hamileliğimizi birlikte geçirdiğimiz diğer iki arkadaşımın Rüzgar'dan 7 ve 3 hafta büyük oğulları tabii ki! Yani Kaan ve Can :) Ayrıca da, diğer blogumun bana kazandırdığı en tatlı arkadaşlardan biri olan canım İnci'cim de Rüzgar'ın doğumgünü için 4,5 ay küçük oğlu Arda'yı da kaptı Ankara'ya geldi. E dolayısıyla Rüzgar'ın 4 tane arkadaşı vardı ilk doğumgünü partisinde! Yavrular da bol bol hava aldılar, Rüzgar ve Kaan ortada epey bir koşturdular. 

Soldan sağa: Rüzgar, Can, Kaan

İnci Teyze-Arda ve Kübra Abla


O gün Rüzgar o kadar çok ortada dolandı, koşturdu ki, "partilemekten" en sonunda yorgun düşüp salıncakta uyuyakaldı! 


Bizimle birlikte olan, bir yaş sevincimizi birlikte yaşadığımız herkese çok teşekkür ediyoruz! Birlikte nice yıllarımız olsun... iyi, ki doğdun evimizin en minik neşesi, seni çook seviyoruz!!!

28 Eylül 2012 Cuma

4 YAŞIM BEN!

Anneee, 4 yaş olduğum, büyüdüğüm için servise biniyorum, di miiii? Çünkü 4 yaşlar servise biner, bebekler bi-nee-mez!

Anneee, bebek deme bana! 4 yaşım ben, bebek diilim!

Anneee, bu 4 yaşa göre bir davranış mı? Hoş bi'davranış oldu mu bu?

Ben bu yaşım, 4 yaşım. Kuzey benden bi'yaş büyük. Balina da 4 yaşmış, ama o Kuzey'den bile büyük. Ben de Kuzey yaşında, 5 yaş olunca balinadan büyük mü olcam?

Anneee, bak boynum (*boyum) buraya kadar yetişiyor. 4 yaşların yetişir ki zaten!

Bak ben bu yaşım işte (bir ilandaki telefon numarasındaki rakamları okuyor), Kuzey de bu yaş...

Çınar: Ben bu yaşım (eliyle 4 yapıyor). Sen kaç yaşsın anne?
Başak: Otuz üç Çınar'cım.
Çınar: (eliyle 33'ü yapmaya çalışır; çabalar, 3 yapar olmaz... neden sonra...) O nasıl oluyor???

Ben 4 yaşım, sonra 5 yaş olcam, sonra 6 yaş olcam, sonra 7 yaş olcam, sonra 8 yaş olcam, sonra 10 olcam, 20 olcam, 30 olcam, baba olcaaaam!!!!! Benim de yavrularım olcaaaak!!!!

-------------

Olsun annecim! 5 ol, 6 ol, 7 ol, 8 ol, 10 ol, 20 ol, 30 ol... baba ol, yavruların olsun! Hepsi, bu senelerin tüm günleri mutlulukla, sağlıkla, neşeyle, kahkahalarla geçsin. Yanında hep seni seven, senin sevdiğin, seni dinleyen, seni anlayan insanlar olsun. Ben de, baban da, anneannen, babaannen, dedelerin, halaların, dayın, teyzelerin, amcaların, yengelerin, eniştelerin, kuzenlerin de, seni şu an deli gibi seven, üzerine titreyen herkes de yanında olsun, o günleri görsün umarım!

Hayatımızın neşesi, en güneşli günü,

İYİ Kİ DOĞDUN!!!!

Poitiers, Ağustos 2012

NOT: "Seni Seviyorum" diye bitirmiyorum bu yazıyı; bu o kadar yetersiz ki... Umarım o planların gerçekleşir de baba olursan bir gün, sen de anlarsın ne demek istediğimi...

27 Eylül 2011 Salı

Yarın Büyük Gün :)

Yarın büyük gün; minik adamın 3. yaş günü!

Hani ilk özeldir, büyük bir heyecanla beklenir kutlanır ya... anne&baba ve kalan aile üyeleri tarafından! 3. yaş günü de çocuğun kendisi tarafından heyecanla beklenen, planlar yaptığı, "gün saydığı" ilk yaş günüymüş meğer...

Aylardır, gerçekten aylardır, Çınar doğumgününü bekliyor. Tabii, beklemesinin özel nedenleri var: kocaman bir itfaiye gibi, kepçe taşıyıcı TIR gibi, polis kamyonu gibi, çekici gibi :)

Gün sayıyor: uyuyup uyanınca pazaltesi olcak, uyuyup uyanınca salı olcak, uyuyup uyanınca Çinay'ın doomdünü olcaak!

Pastasını seçiyor: Abii, acaba pastamın üstünde bunlar (Disney-Cars-Red ve Disney-Cars-Sheriff) olabilii mi? Çikolatalı çilekli pasta istiyolum!

Okuldaki ve parti evindeki kutlamalar için heyecanlanıyor: Miss Öööde bana kılavatlı bir taç yaptı!

Gerçekten büyüyor! Daha önce, 3 yaştan "büyük" beklentilerim vardı; bir süre önce bir şeyler beklemekten vazgeçtim. Ama gelen 3 yaşımız, beni her gün şaşırtmaya, gülümsetmeye, bazen de -zorlu geçen, çok zorlu geçen günlerde- beynimi uyuşturmaya devam ediyor. Hayatta zaten herşeyin bir dengesi olmalı, değil mi?

3 yaşına yaklaşmış oğlumla film izleyebilmeyi, sohbet edebilmeyi, birlikte şarkı söyleyebilmeyi, uydurduğu abuk subuk şeylere kahkahalarla gülebilmeyi, azabilmeyi, dans edebilmeyi, yalnız seyahat edebilmeyi, pastanede dondurma yiyebilmeyi, kucak kucağa kitap okuyabilmeyi seviyorum! Bunları yapabildiğimize inanamayarak yapıyorum çoğu zaman...

Geçirdiği evrimin, gelişimin hızı inanılmaz. 3 sene geriye gitmeye bile gerek yok; geçen sene bu zamanlar, iki kelimeyi bir araya getirip cümle kuramazken, bu sene sohbet edebilmek ve "acaba ne zaman susacak?" diye düşünmek... Dünyada yalnızca kendinin olduğunu sanan bir yaratıktan, pek çok şeyi "birlikte" yapabilen, yapmak isteyen, gördüğü her çocuğun arkasından koşturup sohbet etmeye çalışan bir çocuğa dönüştüğünü görmek.

Çocuk olmaya başladığını izlemek... hem şaşırtıyor, hem duygulandırıyor insanı!

Ve şükrediyorum, her gece. Teşekkür ediyorum oğlum için, yanımda olduğu için, sağlıklı olduğu için, büyüdüğünü keyifle izleyebildiğim için, tadına vararak büyütebildiğim için...

Eylül 2008

Eylül 2011

17 Ağustos 2011 Çarşamba

İyi ki Dooğduun Çinaay... ve Emooo!!

Dayısı ve Çınar, müthiş komik bir ikili! İkilimizin komikliği, biraz da Çınar'ın dayısını akranı/arkadaşı/kankası gibi görüyor olmasından da kaynaklanıyor aslında. Kimseye yapmadığı tavırları dayısına yapıp, tripleri dayısına atıyor. Bu dünyada, Emo'yu sallamayan -daha doğrusu, sallamıyormuş gibi yapan- tek insan oğlum sanırım. Öyle ki, dayısı "kızıyor gibi yaptığında" bile (Çınar'a gerçekten kızabilmesi Emo için söz konusu değil de ondan), şöyle bir durup "eheheheh" şeklinde gülerek dönüp poposunu gidebiliyor. Biz yapsak, kıyameti koparır halbuki!

Yani, hem arkadaşı, kankası; hem de sevgisinden o kadar emin ki. Dayısının ona karşı olan büyük aşkını o kadar iyi anlamış durumda ki...

Çınar'la birlikte, biz de Emo'yu biraz daha iyi anladık, tanıdık aslında.

Mesela, Çınar'a hamile olduğumu müjdelediğim akşam gözleri dolunca (hatta sevinçten ağlayınca, yazsam mı acaba?), gerçekten ne kadar duygusal olduğunu keşfettik.

Çınar'a, mercimek tanesi halinden itibaren Merco, ÇınÇın, Çınoks, Çınoryon gibi lakaplar da bulunca ne kadar yaratıcı olduğunu keşfettik (Çınar da az değil, dayısından feyz alarak bana "anneyon" demişliği var).

Çalışmadığım ve Çınar'a baktığım dönemde, ben bunalmayayım diye bana yardıma geldiğinde, aslında isterse gayet de güzel sorumluluk alabileceğini keşfettik.

Çınar yürürken düştüğünde canı acımasın diye evin her yerini pamukla kaplatma fikrini duyduğumuzda, ya da annem dershaneden kendisini aradığında telefonu açamadığı için "n'oldu, Çınar'a mı bir şey oldu, Çın'a bir şey olduysa ara!!!" diye panik mesajları attığında ne kadar evhamlı olduğunu keşfettik. (Öyle ki, annem asla kendisinin çocuğuna bakmayacakmış, ben müstakbel hala olarak talibim yalnız!) 

"Abla, o TÜBİTAK'ın Ay'da kitabındaki yalan yanlış bilgileri çocuğa öğretme; bak, Ay'da su da bulunmuş, civa da" diye bana telefon ettiğinde, yaşamındaki kişilerle karşı aslında ne kadar ilgili olduğunu keşfettik.

Ders çalışırken, sabaha karşı yattığında "sabah Çınar uyanınca yanıma gelsin, öpeyim onu yuvaya gitmeden, sonra uyumaya devam edeceğim" dediğinde, ya da askerdeyken, arkadaşı yeğeniyle konuşurken ağladığında, aslında Emo'nun ne kadar kocaman bir yüreği olduğunu keşfettik.

Ve bizim 27 yılda yavaş yavaş anladığımız herşeyi, Çınoryon'umuz 3 yıllık yaşamında o kadar çabuk ve güzel analiz etti ki, dayısı onun için çok özel, çok kıymetli!

Söylememe gerek yok; ama, bizim için de öyle!

İyi ki doğdun Dayıcık, nice mutlu yılları hep coşkuyla kutlaman dileğiyle!


Resmin ve başlığın hikayesi: Doğumgünlerinden artık haberdar olan Çınar, dayısının pastasını da sahiplenir, doğumgününü de. Şöyle ki "Emo da mum üfleyecek mi?" diye sorduğu gibi, pastanın mumlarını üflerken "iyi ki doğdun Çinaaay... ve Emoo" diye şarkı söyler :)) Şarkı için TIK.




4 Ekim 2010 Pazartesi

İki Yaşa İki Doğumgünü

Aslında 3 (bakınız aşağıdaki video)... ama o pasta aslında daha çok Sıla'ya olduğu için, resmi olarak iki diyorum, ve siz videoyu izledikten sonra anlatmaya başlıyorum:


İyi Ki Doğdunuz Sıla ve Çınar! from Basak Celik on Vimeo.

Eylül sonu için Nurturia'da Sapanca organizasyonu yapılırken, aklımda tek bir şey vardı: Minik adamın doğumgününü Sapanca'da, o güzel göle karşı, bir sürü arkadaşıyla kutlayabilmek! Kalbim temizmiş -ya da, her zamanki gibi Çınar'ımın kısmeti (maşallah), şahane bir organizasyon yapıldı Sapanca için (ellerine sağlık Ayça). Hem de geçen seferkinden biraz daha fazla katılımla. Ve hava da çok güzeldi. Resmen sıcaktı ve bütün hafta süren yağmur endişelerimiz, hava durumu kontrollerimiz neyse ki boşa çıkmıştı!

Doğumgününden önce kısa bir Sapanca notu: herkesle yeniden bir arada olmak, özlediğim canım anneleri görmek, ne zamandır yazıştığım ama bir türlü tanışamadığım annelerle buluşmak, yavruların hepsi ama hepsi, herşey, harikaydı! Göl, Haziran başına göre epey çekilmişti, iskeleden ayaklarımızı göle sokamadık; ama, kurbağaları görebildik. Çocuklar yine çocuk bahçesinin ve çimlerin tadını çıkarabildiler. Çınar herkesten "durulmuş" iltifatı aldı! Bu sefer iskele ekibinde biz de vardık, daha ne olsun! Hem durulmuş, hem de büyümüş oğlum... Her anı keyif doluydu; ama, en çok güldüğüm an, Çınar'a arkadaşını gösterip "bak Çınar, Güneş de burada" dediğimde "ü-üüüü" diye horoz gibi ötmesiydi!!! Şartlanmış yavrum!

Seneye bahar aylarını zor bekliyorum yeni bir organizasyon için. Sizi de minik bir fotoğraf ve bir videoyla başbaşa bırakıyorum... (Daha uzun, tatlı ve ayrıntılı bir Sapanca yazısı için, Defne Yaprağı'na bir göz atın!)



Sapanca from Basak Celik on Vimeo.

Gelelim doğumgününe...

Yukarıda gördüğünüz muhteşem ortamda muhteşem bir doğumgünü kutlaması yapıldı oğluma! Kocaman "bavuu"lu bir pasta hazırlattık ÇınÇın için (Carnavale Pastanesi'ne teşekkürler). Doğumgününe katılan arkadaşlarına hediye etmek için de minik hediye çantaları hazırladım. İçlerine minik birer bavuu, balonlar ve Başak yapımı pekmezli bisküvi koyduk. Ve yanımıza, Yasemin Teyze'sinin Çınar'ın doğumgünü için hazırladığı nefis Çınar yapraklı ve "bavuu"lu kurabiyeleri de aldık (eğer siz de böyle nefis, butik kurabiyeleriniz olsun istiyorsanız, Kek Dekor'u ziyaret etmenizi şiddetle öneririm! Üstelik tatları, görünüşlerinden bile güzel -yemeye kıyabilirseniz!).



Geçen sene ne mumdan ne pastadan anlayan oğlum, büyük bir keyifle "iyi ki doğdun" şarkısıyla el çırptı, defalarca mumlarını üfledi, neşeyle hediyelerini açtı! Ah, evet, bir de, pastanın üzerindeki beton mikseri yüzünden sanırım, pastayı yalamaya çalıştı!!!

Doğumgününü bilen arkadaşlarımız, bizi mahcup edip, şahane hediyeler getirmişlerdi minik adama!  Sayelerinde birbirinden şık kıyafetlerimiz, iç çamaşırlarımız (tuvalet eğitimine ilk adım?), okunacak biir sürü yeni kitabımız ve oynayacak bir dolu "bavuu"muz oldu!! Canım Özge'min, hasta Aylin'ini kapıp minik adamın doğumgününe yetişmesi de bizi ayrıca duygulandırdı...

Herkese yeniden, kocaman teşekkürler! Aslında, bu mumları sizinle birlikte üflemek, bizim için en güzel hediyeydi!!!


(Fotoğraflar için Atakan, Yekta ve Pınar'a teşekkürler...)

Sapanca'da 2 gün erken doğumgünü kutladıktan sonra, tam gününde de okkulda bir parti yaptılar Çınar'a. Biz yalnızca pastamızı götürdük, kalan herşeyi Binbir Çiçek hazırladı! Öğleden sonra anneanne, babaanne, dedeler, anne ve baba olarak okkula geldik. Çınar herkesi bir arada görünce, sevinçten uçacaktı neredeyse! Sınıfı çok güzel hazırlamışlardı: balonlar, 7 cüceler için bir masa, süslenmiş sandalyeler, müzik...

Pastanın mumlarını üflemeden önce, minik bir Montessori seremonisi yaptık -aslında, yapmaya çalıştık! Çemberin etrafına çocuklar ve öğretmenler dizildiler, Selin Hanım bir şarkı söyledi ve sonra ortaya Güneş'i temsil eden kocaman sarı bir top koydular. Çınar'ın eline de bir Dünya maketi verdiler. Ve fakat yavrum, Dünya'yı top sanıp yere fırlatınca sanıyoruz ki Maria Montessori'nin kemikleri sızlamıştır! Neyse, Hilal Hanım ve Çınar, Güneş'in çevresinde Dünya ile döndüler. Ama yılı tamamlayamadan Çınar sınıftan kaçtı! Kendisini yakalamak mümkün olmayınca, 1 yılı temsil eden turu babası tamamladı. Aslında, çok keyifli olacakmış. Çünkü turdan önce Selin Hanım "Çınar 1 yaşında yürüyebiliyor muydu, konuşabiliyor muydu, kendisi yemek yiyebiliyor muydu?" gibi gelişimiyle ilgili sorular sordu, biz yanıtladık. Turdan sonra da "Çınar artık yürüyebiliyor, konuşabiliyor, kendisi yemek yiyebiliyor" gibi ne kadar yol aldığını anlatan ufak bilgiler verdi bize... bu sırada sevgili Çınar, masanın başına oturmuş, pastanın gelmesini bekliyordu (umarım seneye Dünya'yı Güneş etrafında tur atmaya ikna edebiliriz).



Ve sonunda Çınar'ın beklediği an geldi... Pasta geldi, mumlar üflendi, iyi ki doğdun şarkısı söylendi! Minik cüceler masanın etrafına dizilip pastalarını yediler, meyve sularını içtiler. Sonra da neşeyle çalan müziğe eşlik ettiler, balonlarla oynadılar! Bir ara Çınar ve arkadaşı Ezgi sarmaş dolaş oldular. Sevgi kelebekleri! Ezgi, Çınar'ın Haziran'dan beri arkadaşı, ikisi de tam gün gelen "bebek"lerden. Fark ettik ki, epey kanka olmuşlar...



Çocuklar iyice kurtlarını döktükten sonra, minik adamı da alıp evimize geldik... ve o akşam, Çınar kendince bize günü anlatırken, Ahmet'le ne kadar şanslı olduğumuzu ve aslında 2 yaşın -kitapta da yazdığı gibi- hiç de "belalı" olmadığını, aksine çook ama çok eğlenceli olduğunu düşündük!


Bir kez daha, iyi ki doğdun canımız! Seni çoook seviyoruz!


28 Eylül 2010 Salı

İKİ

İki yıl önce bugün, saat 13:03'te, bana dünyada alabileceğim en güzel hediye verildi...

Ben, saatler tam 13:03'ü gösterirken, ilk bakışta aşk ne demek anladım...

Ve "karşılıksız sevmenin" kelime anlamını öğrendim...

Ve bir şeyi, ya da birini ne kadar çok, yoğun, delicesine sevebileceğimi, "sonsuz"un ne olduğunu keşfettim... kendimden korktum!

Ve o günden sonra annemi anlamaya başladım, ve diğer tüm anneleri.

Büyük laflar etmemeyi öğrendim; ama, büyüdüm.

Seninle birlikte büyüdüm; 29 idim, 29+2 oldum.

Eksikmişim, bilmiyormuşum; tamamlandım! Tamamlandık. Baban, ben ve sen; bir aile olduk... dünyanın, bizce, en güzel ailesi olduk!

İki yıl boyunca, anneannenin deyimiyle, aşkların en güzeli oldun bizim için. Tüm aile için. En uykusuz gecenin sabahında bile, güzel gülüşünle neşe saçtın.

Ve ben her gece, ama her gece; yanımdasın ve benim oğlumsun diye tanrıya şükrettim... ve şükretmeye de devam edeceğim!


Benim minik adamım, canım oğlum: İyi ki doğdun, iyi ki varsın! Daha nice mutlu ve sağlıklı yaşlarını, hep birlikte kutlamak dileğiyle...

Seni dünyalar kadar çok seviyorum!


5 Temmuz 2010 Pazartesi

Dolu Dolu Haftasonu!

Asında haftasonu yazısı yazmaktan çok hoşlanmıyorum. Çocuklu, ortalama bir aile neler yapıyorsa, biz de onları yapıyoruz! Hayatımız aksiyon değil yani... hele de ben, cumartesi günleri de çalışıyorken!

Ama, bir süre cumartesileri çalışmıyor olacağım. Minik adamın yuvaya başlaması nedeniyle, çocuk hafta içi yuvada, cumartesi anneannede olup da iyice zorlanmasın diye, cumartesi günleri ücretsiz izin aldım. Sağolsunlar, müdürler bu durumu anlayışla karşıladılar. Gerçekten, iki gün bir arada olunca, ancak yetti minik adama da, bana da!

Ve bu "cumartesi izni" zamanları ilk etkisini gösterdi bu haftasonu! Gezmeye, aksiyona doyamadık! Buyrun, pek çok ilke gebe, dolu dolu haftasonumuz -resimler ve video eşliğinde:

Tayga Toys

Cuma akşamı, minik adamı evde anneanne-dede-dayı üçlüsü bekliyordu! Hem de bir hediyeyle... Dedesi ona Tayga Toys'tan harika bir oyuncak almış! Aslında, genelde bu mağazanın oyuncaklarını pahalı buluyorum, ama bu seferkinin fiyatı çok anormal gelmedi. Ve çok da hoşuma gitti! İki parçalı meyveler/sebzeler ve bıçağı! Hem el-göz koordinasyonunu geliştiriyor, hem parça birleştirme yeteneğini! Hem de sevgili oğlumun önüne geçilemeyen "bıçakla oynamak isteme arzusunu" tatmin etti! Daha ne olsun! Biz bayıldık bu oyuncağa, öneririz!

Çınar ve Oturabilmek!

Daha önce resim yapmaya (!) pek yüz vermiyodru Çınar; ve fakat, odamıza Alp Abi'sinden şu (>) masa geldiğinden beri oturup bir şeyler çizmeye (!) bayılıyor! Burada anahtar kelime: OTURMAK! İstediğinde yapabiliyor yani (bkz. yandaki resim)... Ama boya kalemlerini sevmedi nedense, tükenmez kalem tercih ediyor. Odasının duvarlarını boyamayı da keşfedecek diye ödüm kopsa da, şimdilik yalnızca masayı boyamayı akıl edebildi... (NOT: Evet, çocukcağıza eski makalelerimin müsvettelerini resim kağısı olarak vermek yerine doğru düzgün bir resim defteri alsam, bence de çok iyi olacak! Ama işte, yeniden kullanım; çevreci mesaj!)

İlk Antibiyotik

Perşembeden beri kuvvetli biçimde öksürüyordu Çınar. Toprakana çok güzel bulmuş: gökgürültüsü şeklinde! Aynen öyle... şiddetli burun akıntısı eşliğinde, bir de! Ama ateşi çıkmadı neyse ki. "Sümüklüböcek modu"... Bir süre baldı, soğandı, doğal yollardan öksürüğü ve akıntıyı kesmeye çalıştık ama başaramayınca cumartesi doktora gittik. Meğer çok şiddetli ve koyu bir geniz akıntısı varmış; kendi haline bırakırsak düzelemeyecek, dedi doktor. Ve antibiyotiğimizi verdi: Zitromax! Böylece, ilk antibiyotiğimizle tanışmış olduk. Neyse ki, tadı son derece güzel. Çınar içerken hiç sorun çıkarmıyor! Bu aralar yaşadağımız şiddetli inatlaşmalarımıza bir yenisi eklenmemiş olduğu için çok mesudum! Yuvaya başladığımızın ikinci haftasında şifayı kapmış olduğumuz için de kendimizi tebrik ediyorum :) Biliyorum, bu işler böyle! "Hastalıklara karşı bağışıklık kazanıyor" diye düşünüyorum! (NOT: Gerçi doktor, kapalı enfeksiyon olduğunu söyledi, bulaşıcı değilmiş. Dolayısıyla, yuvaya da gitti bugün Çınar.)

Bahar'la Tanışma

Bu hafta başında minik adamın küçük halası Serap ve en taze kuzeni Bahar (2.5 aylık) Fransa'dan geldiler! Pazar günü görmeye gidecektik aslında (çünkü kıpır taze anne Kaman'a, iki günlüğüne kazıya gitmişti), ama cumartesi günü Bahar'cık aniden kıpkırmızı bir şeyler dökünce Ahmet ve kayınvalidemler soluğu hastanede aldılar (boğazları hafif kızarmış, boğaz enfeksiyonu yaparmış öyle... anne bol bol emzirsin, demiş doktor.). Hastane dönüşü de, yolda soluklanmak için, bize geldiler! Ve böylece Çınar, kuzeni Bahar'la tanışmış oldu! Minik adam pek kıskançlık nedir bilmez, ama öyle bebek/çocuk kısmına da acayip bir ilgi göstermez. Fakat kuzenini gördüğü anda büyük bir merakla geldi, inceledi ve öptü! Hem de defalarca. Ve sonra da başından ayrılmadı... Bahar ağladığı zaman bana dönüp "gıhhhhaaaaa" diyerek ve elleriyle bir şeyler anlatmaya çalıştı ama anlamadım. Sonra, "hadi Bahar'a bir oyuncak getir" dediğimizde çilekli çocuk sütü kapıp gelmesinden, o anda "Anne, Bahar aç galiba" demiş olabileceğini düşündüm :) Sütü de az kaldı içiriyordu bebeciğe :)) Bu arada, Bahar'ın da Çınar'ı çok büyük bir dikkatle incelemiş olduğunu belirtmem lazım... pek güzel kaynaştılar iki kuzican!




Bahar ve Çınar -Tanışma from Basak Celik on Vimeo.

ODTÜ Mezunlar Günü ve Ekin'in 1. Doğum Günü

Bahar ve babaanne-dede evlerine gittikten sonra biz de daha önce planladığımız gibi ODTÜ'ye doğru yola koyulduk! Mezunlar Günü ve tatlı kuzu Zeynep Ekin'in doğumgünü partisi bizi bekliyordu çünkü.

Her ne kadar, Bahar'ı sevdiğimiz için bölümdeki mezunlar günü etkinliklerinin sonuna yetiştiysek de, Beril'i ve hain nişanlısı Okan'ı, Emrah'ı, Göksel Hoca'yı ve tabii ki canım arkadaşım Tuba Teyze'mizi görebildik! Tuba'yı ne kadar çok özlemişim! Çınar unutmuş biraz teyzesini, ama iki terazi kaynaşmakta gecikmediler! Çınar önce canlı ve şahane müzik yapan gruba hayretle baktı ama sonra kenarda mahzun mahzun duran süpürge-faraş ikilisini keşfetti! Diyecek söz yok: armut dibine düşer! Çekirdekten çevre mühendisi yetiştiriyoruz. İşi mutfağında öğreniyor arkadaş :))


Foto-not: Seda'cım, bak, sonunda bizim de "Bremen Mızıkacıları" fotomuz oldu :))

Bölümde etkinliğin sonu gelince, biz de sevgili Yasemin'in şirine kızı Zeynep Ekin'in doğumgünü için çarşı çimlerine doğru yola düştük. Yasemin bizi "kapıda" karşıladı :) Doğumgünü kızı, sıcaktan bunalmış halde "fanilasıyla" duruyordu! Kuzuyu mıncırdıktan sonra anne-baba dönüşümlü olarak ODTÜ çimlerini, kurbağalı dereyi ve yoldan geçen "bavuuuu"ları keşfetmeye çalışan kıpır minik adamın peşine düştük! Çınar peşinde koşturmaktan doğumgünü partisine tam katılım sağlayamadıysak da, pasta kesilmesini ve pasta kesilirken Ekin'in giydiği pembe fırfırlı elbiseyi kaçırmadık! Hatta oğlum da Ekin ve diğer çocuklarla birlikte pastanın mumunu üfledi! Ama o an babamız Dünya Kupası maçı peşinde olduğu ve Çınar'ı benim zaptetmem gerektiği için foto çekemedim... Yasemin'in bir arkadaşı, son derece profesyonel makinesiyle çekiyordu ama; umarım o fotolar elime geçer :) Doğumgünü gerçekten tam bir açık hava partisi oldu. Yasemin de, Ekin de hallerinden çok memnun görünüyorlardı! Ekin, bol bol yürüme alıştırması yaptı çimlerde, annesinin belini büktü; ama, Yasemin pek de şikayetçi değildi! Nice mutlu, sağlıklı, kendin gibi güleç, şipşirin yaşlara Ekin'ciğim!



Babaanne Pazarı

Pazar günü, bu sefer planladığımız üzere, halamızı ve (bir kez daha) Bahar'ı görmeye, babaanneye gittik. Çınar yine Bahar'la son derece ilgiliydi. Tepkisini ölçmek için ben kucağıma aldım, ama hayır, yine yalnızca bebekle ilgilendi! Aslında, kıskanmıyor olmasına çok seviniyorum. Kıskanabilirdi de, o da normal bir tepki olurdu benim için... Aslında şöyle demeliyim, kıskanıp da zarar verme eğiliminde olmamasına seviniyorum. Bu, çoğunlukla insanın yapısıyla ilgilidir, farkındayım; ama sanki, biz de kendisini sevdiğimizi yeterince hissettirmişiz gibi geliyor....

Gün boyu uyumamış olan Bahar biz geldikten yarım saat sonra uyudu ve gidene kadar uyanmadı. Çınar'ı, odasına girmesin diye zaptetmekte zorlanınca (haliyle, merak ediyor) dışarı çıkardık. Anında çimleri sulayan Mustafa Amca ve hortumunu keşfetti arkadaş! Neyse ki, çok ıslanmadan kurtardık!



Babaanneden eve döndüğümüzde Çınar'ın yatma saati gelmiş, geçiyordu bile... Haftasonu yorgunluğuyla, uyuması çok uzun sürmedi.

Ve biz de babasıyla, güzel bir haftasonunun güzel anlarını konuşarak güzel bir akşam geçirdik...

26 Ocak 2010 Salı

İyi ki Doğdun Minik Adamın Babası!

Bugün minik adamın babasının doğumgünü...

Hepimiz için çok özel bir gün!

Minik adamın babası bir çocuğun sahip olabileceği en harika baba... sevgi dolu, hoşgörülü, fedakar, gerektiği kadar disiplinli, oğluna aşık... kimi zaman Çınar'la birlikte bir minik adam olan, kimi zaman "baba" olduğunu hissettiren... iyi bir baba olmak için elinden gelen herşeyi yapmaya çalışan, yapan!

Minik adamın babası aynı zamanda bir kadının sahip olabileceği en harika eş, sevgili... (nedenleri bana kalsın :>)

...ve dolayısıyla minik adam da annesi de minik adamın babasına sahip oldukları için çok ama çok şanslılar!

İyi ki doğdun minik adamın babası! Birlikte nice mutlu, sağlıklı yaşlara...

Hadi bu şarkı da Çınar'dan sana gelsin (Baby TV repertuarından :>)

Bugün doğumgünüm özel bir gün
Benim için, benim için
Bugün doğumgünüm çok mutluyum
Herkes şarkı söylesin
Eğleniceez dostlarımla
Dans ve oyunlarla
Güneş ışıyor çok mutluyum
Günüm yeni başlıyor!
İYİ Kİ DOĞDUN!


NOT-1: "en harika baba/eş" deyiminden kimse alınmasın, herkesin babası/eşi kendine harika :)

NOT-2: Çınar TV çocuğu değil, evde BabyTv olmadığı için seyredemiyor zaten. Ama ananesine gttiğinde seyretmeyi seviyor. Kendi filtresi var, çok komik, 3-4 tane sevdiği program/şarkı var, onlaın dışında bakmıyor bile... bu şarkının "klibi" de sevdiklerinden biri! Nasıl olmasın, içinde tren var! Çuf çuf çuf...

NOT-3: Pedagog Bölüm-2'yi yakında yayımlayacağım, ama bugün doğumgünü münasebetiyle kapalıyız :)

22 Ocak 2010 Cuma

Minik Adam'ın İlk Yılı

Çınar doğduğundan beri blog tutamamış olsam da minik adamımın her "ilk"ini tarihleriyle bir deftere yazmıştım... sonra bu defter, "Çınar'ın doğumgünü için ilginç ne hazırlayabilirim?" diye düşünürken imdadıma yetişti :) 10 küsür yıllık akademik deneyimimi Çınar'ın defteriyle birleştirince ortaya bu poster çıktı:

Resmin üzerine tıklayınca büyük hali açılıyor olmalı. Umarım yazılar bir şekilde okunabiliyordur (belki bilgisayara indirip, zoom yapılırsa daha net okunur, uğraşırız derseniz yani. Çok eğlenceli ama, bence yapın :)) Minik Adam'ın bundan önceki maceralarını bu şekilde özet geçmiş olayım istedim :)

Tabii bu ilk yılın üzerinden bugüne kadar bir de 4 ay geçti... Çınar bu arada yürüme işini iyice kıvırdı, hatta koşmaya, dans etmeye, merdiven çıkmaya ve kendi etrafında fırıl fırıl dönmeye başladı (bu sonuncu aşama bizim açımızdan çok şenlikli oluyor... neden diye düşünürseniz kendi etrafınızda 3-5 tur dönüp yeniden düşünün :>). Hala çok kelime kullanmadan hayatını sürdürüyor (anne-baba-dede-anane-mama-atta-çişş-eegghh (pis)-ada (dayı)-po (top)-pa pa (helikopter... öyle ses çıkardığı için)-uff uff (tren, çuf çuf yani)- ve her tür hayvan sesi) ve işaretle, yapacağı şeyi tarif ederek herşeyi anlatabiliyor :) İş yapmaya, kendisine görev verilmesine bayılıyor; biz de onun bu sorumlu haline! Ufak tefek getir götür işlerini yaptırmaya başladık bile (bir şey al, bir yere götür, oraya koy gibi). Bu açıdan da aynı babasına benziyor, iş ver yapsın, görev adamı!

Daha fazlasını yeri ve zamanı geldikçe anlatayım... ve sizi Çınar'ın ilk yılıyla başbaşa bırakayım :)

Sevgiler! Başak