bahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2011 Salı

Bahar Karşılaması

Geçen pazar bahara hoşgeldin dedik...

Talep Çınar'dan geldi. Sabah uyandı ve "Been paaka ditceeem, tepçeeyle toppağı kazcaaam, kaamona doolduucaaam!" dedi. O zaman istikamet Ahlatlıbel, dedik! Öğleden sonra saldık kendimizi ve oğlumuzu çimene...

İyi ki de salmışız. Yaptığı ilk hareket, yere yüzüstü yatıp çimenleri ve toprağı koklamak, sonra da yanağını toprağa yaslamak oldu! Tamam yavrucum; adın Çınar da, sen bir insansın, ağaç değilsin :)

Toprakla vuslata erdikten sonra bütün Ahlatlıbel'i bir uçtan diğer uca koşarak geçti. Koşmakla öyle meşguldü ki, havuzları pas geçti (biz de derin bir nefes aldık!). Yorulunca da piknik örtümüzü serdik, kuruyemiş eşliğinde kepçeyle toprağı kazdık, kamyona doldurduk. Daha doğrusu, babası ve Çınar yaptılar inşaat işini, ben de fotoğraflarını çektim! Birz park, biraz uçurtma... Bahara "merhaba" deyip, haftaya yeniden görüşmek üzere evimize döndük!


Evet, hoşgeldin bahar! Bu sene de senden çok ümitliyim... bezi bırakacağız, emziği bırakacağız. Seninle başaramazsak, en azından yardımcı ol ki, yazın işi kolaylaşsın :)

Haftaya yeniden görüşürüz, kendine iyi bak!

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Dolu Dolu Haftasonu!

Asında haftasonu yazısı yazmaktan çok hoşlanmıyorum. Çocuklu, ortalama bir aile neler yapıyorsa, biz de onları yapıyoruz! Hayatımız aksiyon değil yani... hele de ben, cumartesi günleri de çalışıyorken!

Ama, bir süre cumartesileri çalışmıyor olacağım. Minik adamın yuvaya başlaması nedeniyle, çocuk hafta içi yuvada, cumartesi anneannede olup da iyice zorlanmasın diye, cumartesi günleri ücretsiz izin aldım. Sağolsunlar, müdürler bu durumu anlayışla karşıladılar. Gerçekten, iki gün bir arada olunca, ancak yetti minik adama da, bana da!

Ve bu "cumartesi izni" zamanları ilk etkisini gösterdi bu haftasonu! Gezmeye, aksiyona doyamadık! Buyrun, pek çok ilke gebe, dolu dolu haftasonumuz -resimler ve video eşliğinde:

Tayga Toys

Cuma akşamı, minik adamı evde anneanne-dede-dayı üçlüsü bekliyordu! Hem de bir hediyeyle... Dedesi ona Tayga Toys'tan harika bir oyuncak almış! Aslında, genelde bu mağazanın oyuncaklarını pahalı buluyorum, ama bu seferkinin fiyatı çok anormal gelmedi. Ve çok da hoşuma gitti! İki parçalı meyveler/sebzeler ve bıçağı! Hem el-göz koordinasyonunu geliştiriyor, hem parça birleştirme yeteneğini! Hem de sevgili oğlumun önüne geçilemeyen "bıçakla oynamak isteme arzusunu" tatmin etti! Daha ne olsun! Biz bayıldık bu oyuncağa, öneririz!

Çınar ve Oturabilmek!

Daha önce resim yapmaya (!) pek yüz vermiyodru Çınar; ve fakat, odamıza Alp Abi'sinden şu (>) masa geldiğinden beri oturup bir şeyler çizmeye (!) bayılıyor! Burada anahtar kelime: OTURMAK! İstediğinde yapabiliyor yani (bkz. yandaki resim)... Ama boya kalemlerini sevmedi nedense, tükenmez kalem tercih ediyor. Odasının duvarlarını boyamayı da keşfedecek diye ödüm kopsa da, şimdilik yalnızca masayı boyamayı akıl edebildi... (NOT: Evet, çocukcağıza eski makalelerimin müsvettelerini resim kağısı olarak vermek yerine doğru düzgün bir resim defteri alsam, bence de çok iyi olacak! Ama işte, yeniden kullanım; çevreci mesaj!)

İlk Antibiyotik

Perşembeden beri kuvvetli biçimde öksürüyordu Çınar. Toprakana çok güzel bulmuş: gökgürültüsü şeklinde! Aynen öyle... şiddetli burun akıntısı eşliğinde, bir de! Ama ateşi çıkmadı neyse ki. "Sümüklüböcek modu"... Bir süre baldı, soğandı, doğal yollardan öksürüğü ve akıntıyı kesmeye çalıştık ama başaramayınca cumartesi doktora gittik. Meğer çok şiddetli ve koyu bir geniz akıntısı varmış; kendi haline bırakırsak düzelemeyecek, dedi doktor. Ve antibiyotiğimizi verdi: Zitromax! Böylece, ilk antibiyotiğimizle tanışmış olduk. Neyse ki, tadı son derece güzel. Çınar içerken hiç sorun çıkarmıyor! Bu aralar yaşadağımız şiddetli inatlaşmalarımıza bir yenisi eklenmemiş olduğu için çok mesudum! Yuvaya başladığımızın ikinci haftasında şifayı kapmış olduğumuz için de kendimizi tebrik ediyorum :) Biliyorum, bu işler böyle! "Hastalıklara karşı bağışıklık kazanıyor" diye düşünüyorum! (NOT: Gerçi doktor, kapalı enfeksiyon olduğunu söyledi, bulaşıcı değilmiş. Dolayısıyla, yuvaya da gitti bugün Çınar.)

Bahar'la Tanışma

Bu hafta başında minik adamın küçük halası Serap ve en taze kuzeni Bahar (2.5 aylık) Fransa'dan geldiler! Pazar günü görmeye gidecektik aslında (çünkü kıpır taze anne Kaman'a, iki günlüğüne kazıya gitmişti), ama cumartesi günü Bahar'cık aniden kıpkırmızı bir şeyler dökünce Ahmet ve kayınvalidemler soluğu hastanede aldılar (boğazları hafif kızarmış, boğaz enfeksiyonu yaparmış öyle... anne bol bol emzirsin, demiş doktor.). Hastane dönüşü de, yolda soluklanmak için, bize geldiler! Ve böylece Çınar, kuzeni Bahar'la tanışmış oldu! Minik adam pek kıskançlık nedir bilmez, ama öyle bebek/çocuk kısmına da acayip bir ilgi göstermez. Fakat kuzenini gördüğü anda büyük bir merakla geldi, inceledi ve öptü! Hem de defalarca. Ve sonra da başından ayrılmadı... Bahar ağladığı zaman bana dönüp "gıhhhhaaaaa" diyerek ve elleriyle bir şeyler anlatmaya çalıştı ama anlamadım. Sonra, "hadi Bahar'a bir oyuncak getir" dediğimizde çilekli çocuk sütü kapıp gelmesinden, o anda "Anne, Bahar aç galiba" demiş olabileceğini düşündüm :) Sütü de az kaldı içiriyordu bebeciğe :)) Bu arada, Bahar'ın da Çınar'ı çok büyük bir dikkatle incelemiş olduğunu belirtmem lazım... pek güzel kaynaştılar iki kuzican!




Bahar ve Çınar -Tanışma from Basak Celik on Vimeo.

ODTÜ Mezunlar Günü ve Ekin'in 1. Doğum Günü

Bahar ve babaanne-dede evlerine gittikten sonra biz de daha önce planladığımız gibi ODTÜ'ye doğru yola koyulduk! Mezunlar Günü ve tatlı kuzu Zeynep Ekin'in doğumgünü partisi bizi bekliyordu çünkü.

Her ne kadar, Bahar'ı sevdiğimiz için bölümdeki mezunlar günü etkinliklerinin sonuna yetiştiysek de, Beril'i ve hain nişanlısı Okan'ı, Emrah'ı, Göksel Hoca'yı ve tabii ki canım arkadaşım Tuba Teyze'mizi görebildik! Tuba'yı ne kadar çok özlemişim! Çınar unutmuş biraz teyzesini, ama iki terazi kaynaşmakta gecikmediler! Çınar önce canlı ve şahane müzik yapan gruba hayretle baktı ama sonra kenarda mahzun mahzun duran süpürge-faraş ikilisini keşfetti! Diyecek söz yok: armut dibine düşer! Çekirdekten çevre mühendisi yetiştiriyoruz. İşi mutfağında öğreniyor arkadaş :))


Foto-not: Seda'cım, bak, sonunda bizim de "Bremen Mızıkacıları" fotomuz oldu :))

Bölümde etkinliğin sonu gelince, biz de sevgili Yasemin'in şirine kızı Zeynep Ekin'in doğumgünü için çarşı çimlerine doğru yola düştük. Yasemin bizi "kapıda" karşıladı :) Doğumgünü kızı, sıcaktan bunalmış halde "fanilasıyla" duruyordu! Kuzuyu mıncırdıktan sonra anne-baba dönüşümlü olarak ODTÜ çimlerini, kurbağalı dereyi ve yoldan geçen "bavuuuu"ları keşfetmeye çalışan kıpır minik adamın peşine düştük! Çınar peşinde koşturmaktan doğumgünü partisine tam katılım sağlayamadıysak da, pasta kesilmesini ve pasta kesilirken Ekin'in giydiği pembe fırfırlı elbiseyi kaçırmadık! Hatta oğlum da Ekin ve diğer çocuklarla birlikte pastanın mumunu üfledi! Ama o an babamız Dünya Kupası maçı peşinde olduğu ve Çınar'ı benim zaptetmem gerektiği için foto çekemedim... Yasemin'in bir arkadaşı, son derece profesyonel makinesiyle çekiyordu ama; umarım o fotolar elime geçer :) Doğumgünü gerçekten tam bir açık hava partisi oldu. Yasemin de, Ekin de hallerinden çok memnun görünüyorlardı! Ekin, bol bol yürüme alıştırması yaptı çimlerde, annesinin belini büktü; ama, Yasemin pek de şikayetçi değildi! Nice mutlu, sağlıklı, kendin gibi güleç, şipşirin yaşlara Ekin'ciğim!



Babaanne Pazarı

Pazar günü, bu sefer planladığımız üzere, halamızı ve (bir kez daha) Bahar'ı görmeye, babaanneye gittik. Çınar yine Bahar'la son derece ilgiliydi. Tepkisini ölçmek için ben kucağıma aldım, ama hayır, yine yalnızca bebekle ilgilendi! Aslında, kıskanmıyor olmasına çok seviniyorum. Kıskanabilirdi de, o da normal bir tepki olurdu benim için... Aslında şöyle demeliyim, kıskanıp da zarar verme eğiliminde olmamasına seviniyorum. Bu, çoğunlukla insanın yapısıyla ilgilidir, farkındayım; ama sanki, biz de kendisini sevdiğimizi yeterince hissettirmişiz gibi geliyor....

Gün boyu uyumamış olan Bahar biz geldikten yarım saat sonra uyudu ve gidene kadar uyanmadı. Çınar'ı, odasına girmesin diye zaptetmekte zorlanınca (haliyle, merak ediyor) dışarı çıkardık. Anında çimleri sulayan Mustafa Amca ve hortumunu keşfetti arkadaş! Neyse ki, çok ıslanmadan kurtardık!



Babaanneden eve döndüğümüzde Çınar'ın yatma saati gelmiş, geçiyordu bile... Haftasonu yorgunluğuyla, uyuması çok uzun sürmedi.

Ve biz de babasıyla, güzel bir haftasonunun güzel anlarını konuşarak güzel bir akşam geçirdik...

25 Mart 2010 Perşembe

Bahar ve Köfte

Tuhaf bir ikili değil mi? Ama son iki sene içinde beni çok mutlu eden ve hayatımı çok çok kolaylaştıran iki şey, bu aralar en sevdiğim ikili: bildiğiniz bahar mevsimi ve nefis yemeğimiz köfte :)

Geçen sene, minik adam daha 3-4 aylık bile değilken ve ben yorgunluktan, şaşkınlıktan, hiç alışık olmadığım halde eve kapanmış olmaktan (karşı komşumuz, 70 yaşına yakın Fehmiye Teyze'mizin bile benden çok daha sosyal bir hayatı vardı) ve bütün gün evde deli gibi, öööyle yüzüme bakarak beni dinlediğini sandığım minik adamla konuşmaktan kafayı sıyırmak üzereyken (*) (öyle ki, Çınar'ın bir oyuncağının melodisini (üstte) ezberledim ve sağda solda şuursuzca söylemeye başladım diye annem çok üzülmüştü: ıııın ııınnn ııınnnn/bibiiip bibiiip/kukkurikurikurik/nay nananaynay nay nay naaay naaaay naaay naay!) annem şöyle demişti: "Başakcım, az kaldı; bahar gelsin, bak herşey nasıl kolaylaşacak! Göreceksin, bu sözümü unutma!" Gerçekten, bahar geldi, minik adam 6 ayını bitirdi ve *poooffff* !!!

Yok, tabii ki sihirli değnek değmiş gibi değişmedi birdenbire herşey ama her gün biraz daha iyiye gitti günlerimiz, bahçede geçirdiğimiz zamanlar arttı (karda kışta da her gün gezdik biz, ama tabii, çok uzun kalamıyorduk). Bahçede yemeklerimizi yemeye başladık; hatta öyle bir zaman geldi ki, eve yalnızca uyuymak için çıktık! Bahar gerçekten ilaç gibi gelmişti geçen sene bize! (Sonbaharda doğum yapan annelere müjdem olsun!) Çınar büyümüştü, ben rahatlamıştım... ilk defa dinlenebildiğimi hissetmiştim!

Bir de "köfte" demişti annem; "senin yalnızca köfte yemeni dilemiştim" (evet, ben çok zor yemek yiyen bir bebekmişim, öyle de bir çocuktum, sonra geçti ama :>). Bizim minik adam bayıla bayıla köfte yemeye başladığında, başıma gelen güzel şeyin farkında değilmişim. Son zamanlarda anladım ki, köfte yiyen çocuk (özellikle diğer yemekleri zor yiyorsa), dışarda yenilen her yemekte anne-babanın hayatını kolaylaştırıyormuş :)) Yanında yemek taşımak zorunda değilsin, "minik adam yemek ister mi bu yanımızdaki yemeği, off ya yemezse" diye düşünmek zorunda değilsin! Daya köfte-pilav-patates-yoğurdu, yemesi garanti :) (Bu yazdıklarımdan delirmişim gibi bir sonuç çıkmasın, zor yemek yiyen çocuk anneleri anlar ancak halimi!)

Bu sene baharda da çifte müjdeyi verdi annem: "Minik adam hem köfte seviyor, hem bak yine bahar geliyor. Pek çok derdimiz bitecek, bana inan!" Geçen seneden de referansı iyiydi annemin, ama bu akşam gerçekten inandım :)

Elif Naz ailesi ve Çekirdek Çelikler olarak bizim evin karşısındaki köfteciye gittik (Elif Naz da köfteciymiş bu arada, ettik iki şanslı anne). Hem nefis köfteleri, hem de harika bir oyun odası var! Saldık çocukları oyun odasına, oynadılar durdular. Biz köfte yerken sırayla gelip "mamma" istediler, köftelerini yediler, bitirdiler. Ben, yine kuru kuru yemiş olmasınlar diye, çorba da getirmiştim yanımda, biraz oynadıktan sonra, oturdular bizimle birlikte, bir güzel çorbalarını içtiler! Mihriban ve ben, 1.5 yıl sonra ilk defa, çocuk peşinde koşturmadan yemek yedik, sohbet ettik, güldük, yine çocuklarımıza dair de konuştuk (anne-baba deformasyonu, yapacak bir şey yok!). Üstelik biz sohbet ederken babalar da çocuklarla ilgilenmediler, onlar da sohbet ettiler.

Tek münferit olay dışında kuzu kuzu, güzel güzel de oynadılar bebecikler... Pek keyfili bir akşam geçirdik kısacası. Farkına vardık ki bizim bebecikler büyümüş, abi ve abla olmuşlar.

Ve, akşam bitip de eve döndüğümüzde içimden şunu söylemek geldi:

Hoşgeldin bahar, teşekkürler köfte :)