kreş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kreş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2014 Cumartesi

Etkinlik: Şimdi Okullu Olduk!

İki hafta önce sevgili Gülsen'in çocuklarımız için düzenlediği Okula Merhaba partisindeydik. Parti mekanı Çocuklar Şehri Kreş'ti. Ben çocuklarla iyi vakit geçireceğimizi, okula başlayanlara bir motivasyon partisi olacağını sanıyordum; ama, aslında sürprizli bir etkinlik planlamış Gülsen bizler ve çocuklar için.

Kartoonevent servisler pek şekerdi...




Çocuklar Şehri Kreşi'nden biraz bahsetmek gerekirse, Şehri Hanım'ın kendi cümleleriyle şöyle diyebilirim:

Kreşimiz 0-6 yaş arasıdır.sabah kahvaltısı ,öğlen yemeği ve ikindi kahvaltımız mevcuttur .Uyku saatimiz ve faaliyetlerimizle birlikte branş derslerimizde vardır. Servisimiz mevcuttur. Fiyatlarımız çok uygundur.. Bunun yanısıra hafta içi ve hafta sonu oyun grupları etkinliklerimiz ve doğum günü organizasyonlarımız vardır.çocuklarınız eğitimci eşliğinde eglenip top havuzunda vakit geçirip,faaliyetler yaparken, siz anneler de çaylarınızı yudumlayarak hoşça vakit geçirebilirsiniz. 
Anne babalar bir yemeğe,davete veya bir geziye gittiklerinde çocuklarınızı 18.00 -01.00 arası bize bırakıp rahatça güzel bir gece geçirebilirsiniz.Akşam yemek saatimiz ,eğlence ve sonrasında uykuya geçerek güzel bir vakit geçiriyoruz çocuklarımızla.Güvenle çocuklarınızı bırakıp vakit geçirebilmeniz için sizleri çocuklar şehri kreşe bekliyoruz.sevgiler...

Şehri Hanım gerçekten çok şeker bir bayan ve kreşin "akşam çocuk bırakılabilecek" bir konsepti olması da oldukça ilgi çekici. Sancak Mahallesi, GOP, Ankara'da hizmet veren kreşe 440 42 16 no'lu telefondan ulaşabilirsiniz; ya da WEB SAYFASINDAN bilgi alabilirsiniz.

Biz anneler olarak bu güzel etkinlikte Very Cupcake'in nefis cupcakeleri ve Çocuklar Şehri'nin güzel ikramlarıyl karnımızı doyururken, çocuklar da top havuzunda eğlenceli vakit geçirdiler. Daha sonra boyama yaptılar, Tupperware'in kendilerin hediye ettiği önlükler ve hamur kalıplarıyla çalışmalar gerçekleştirdiler. 



Çocuklar eğlenir de anneler durur mu? Çocuklar Şehri'nin sürprizi ve anladığım kadarıyla rutin uygulaması olarak bir fasıl ekibi gelip bize birbirinden güzel şarkılar çaldı. Bir güzel kurtlarımızı döktük :)




Gülsen çocuklarımıza harika hediyelerle uğurladı bizleri. Buradan tüm firmalara ve sevgili Gülsen'e çok teşekkür ediyorum. Hepsini severek ve eğlenerek kullanıyoruz!

Teşekkürler Bioderma ABC Derm

Bizim oğlanların ve benim kuru cildimize Ceradolin kremler gayet iyi geldi. Farmasi Kozmetik'in güzel rimeli, parlatıcısı ve ojesi de annenin ruhuna iyi geldi kesinlikle :)

Teşekkürler Zeyland, harika bir pijama takımımız oldu!!
Teşekkürler Kliksa.com
Teşekkürler Tupperware, minik aşçıyla çok eğleniyoruz!
Teşekkürler Umur KırtasiyeŞarkgülü KırtasiyePlaydoh sayenizde haftasonlarımız daha eğlenceli geçiyor!

Çınar o gün o kadar iyi vakit geçirdi ki, ayrılmak istemedi; zaten mekanı en geç biz terk ettik. En son legolardan dünyanın en uzun kulesini yapıyordu. Ondan önce sanırım çok yorulmuştu ki, oradaki öğretmenlerden birine bol bol kitap okuttu!

Ve son olarak bu güzel gün için sevgili Gülsen'e çok teşekkür ediyorum. Emeğine sağlık!

13 Kasım 2010 Cumartesi

Okkullu Hayat

Biliyorsunuz, bizim okkulu yazmaya doyamıyorum! Ama bu seferki yazının sorumlusu ben değilim; Damla sormuş, ben de yanıtladım... Buyrun "kreş sobesi"ne:

1.Çocuğunuzu kaç yaşında kreşe gönderdiniz/göndermeyi düşünüyorsunuz? Kreşe göndermek için beklediğiniz yaş dışında bir şey var mı?

Aslında hep 2,5 yaşından sonra yarım gün gitsin, 3 yaşından sonra da tam gün gitmeye başlar diye düşünüyordum. Ama 1,5 yaşından sonra bakıcımızla yaşadığımız bazı sıkıntılar, benim işe başlamamla birlikte yaşamımıza epey uzak kalan evimizden taşınmak istememiz, kısıtlı bir zaman için Çınar'ı yeniden bir bakıcıya ve sonrasında bir yuvaya alıştırmayı çok da doğru bulmamamız sonucu, 21 aylıkken bizim minik adam "okkullu" oldu.

Doğrusu, Çınar içine kapanık ve çekingen bir bebek/çocuk olsaydı belki her tür sıkıntıyı göze alıp taşınma işini 2,5 yaşına kadar erteleyebilirdik; ama, Çınar'ın yapısı dolayısıyla yuvaya adapte olmakta çok da zorlanmayacağını, buna çok direnmeyeceğini düşündük. Ve, 16 aylıkken yuvaya başlayan kuzeni Deniz'in yaşamındaki olumlu gelişmelerden de cesaret alarak kararımızı verdik.

Evet, alışma süreci çok kolay geçmedi. Ama normal kabul edilen 3 haftadan fazla da sıkıntı yaşamadık.


Başlarken ve 3 hafta sonra...

2.Çocuğunuza kreş seçerken sizin için en önemli kriter nedir? Olmazsa olmaz, bu sağlanmazsa evde bakılsın daha iyi diyeceğiniz.

Çınar henüz küçük sayılabilecek bir yaşta olduğu için ilk kriterim, onun yaşına uygun grubu bulunan, dolayısıyla her türlü özbakımının da (bez değişimi, yemek, uyku) özenle yapılacağı bir yuva bulmaktı. 2-6 yaş diye geçen; ama, "0 yaş da kabul ediyoruz" diyen yerlere güvenemedim. Çocuğumun, bir sürü "ondan daha büyük çocuk arasında idare edilmesini" istemedim. Gerektiğinde yemeğini yedirebilen, kucağında onu sakinleştirebilen birileri tarafından bakılması, ilgilenilmesi ve gerçekten "yuva"sı gibi hissedebileceği bir yerde olması çok önemliydi benim için.

Ayrıca, eşim ve benim için, bize okulu tanıtan kişinin verdiği izlenim de önemliydi. Bu iş çocuklarla anlaşabilme ve gönül işi de olsa, sonuçta profesyonel bir iş. Ve bize "sıcak ve profesyonel" gelmeyen yuvaları da eledik. Aslında, Binbir Çiçek'e ilk girdiğimiz, Hilal Hanım'la ilk karşılaştığımız anda hem ben, hem de Ahmet, Çınar'ın okkulunun orası olacağını anlamıştık...


Kucakta sakinleşen ve uyuyan Çınar manzaraları...

3.Türkiye’deki kreşlerde rastlamadığınız, keşke olsa dediğiniz bir uygulama var mı?

Açıkçası, yurt dışındaki kreşlerle ilgili çok bilgim yok. Ancak, arkadaşlarımdan duyduğum kadarını bilebiliyorum. Örneğin, şuradaki yazıda olduğu gibi, veli katılımını daha çok görmek isteyebilirim kreşlerde. Türkiye'de bunu yapan kreşler de var, biliyorum, ama genele yayılsa, biz de çocuklarımızla ve onların arkadaşlarıyla bir şeyler paylaşsak, şahane olur!

Bunun dışında, bizim okkulumuzda olan ama (en azından yuva arama sürecinde gezdiğim) pek çok  okkulda göremediğim "alışma sürecinde istenildiği kadar -ya da çocuk güven duyana kadar-çocukla birlikte yuvada vakit geçirme" ve "her an yuvanın istenilen bölümünü ziyaret etme" imkanı da yaygın bir uygulama olsa, hem veliler hem de çocuklar açısından daha mutlu bir yuva süreci yaşanır diye düşünüyorum. Ama tabii, veli olarak kendimizi kontrol etmeyi, çocuğu ve arkadaşlarını huzursuz edecek kadar yuvaya girip çıkmamayı öğrenmemiz lazım önce!

Son olarak, yurtdışındaki yuvalara, Türk yuvalarındaki sıcaklığı ve beslenme programını örnek almalarını tavsiye ediyorum :)

4.Türkiye’deki kreşlerde yaygın olarak rastladığınız ve saçma bulduğunuz bir uygulama var mı?

Konunun uzmanı değilim, dolayısıyla "saçma" olarak tanımlamak benim haddim değil; ama, "ders saati" kavramını, çocukları "belirli zaman aralıklarında belirli şeyler yapmaya zorlamayı" anlamlı bulamıyorum. Benzer şekilde, çocuklar tarafından hazırlanan yıl sonu gösterileri de bana biraz zorlama geliyor.

Aslında "çocuğun özgür ruhunu örseleyebilecek" etkinliklerden hoşlanmıyorum. Okkulumuzda da böyle uygulamalar olmadığı için çok mutluyum.

5.Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra en çok zorlandığınız konu ne oldu? Henüz gitmiyorsa zorlanacağınızı düşündüğünüz?

Bizi en çok zorlayan, alışma sürecinde verdiği tepkilere adapte olmak ve sağlıklı geri-tepkiler vermek oldu. Çınar'ın zaten düzenli bir yaşamı olduğu için, okkuldaki düzene uyum sağlaması, oradaki rutine alışması zor olmadı. Ama ortam değiştirdiği için, yeni ortamına güven duyması biraz zaman aldı. Doğrusu bu, zorlu bir süreçti; ama, yukarıda da bahsettiğim gibi, beklenenden uzun sürmedi.

Öğretmenlerinin ve yuva yöneticilerinin rahatlığı ve güzel yaklaşımları sayesinde de, zorlanacağımızı düşündüğüm özbakım konularında da hiç zorlanmadık.

Çınar yuvaya yazın başladığı için ilk 3 ay pek "yuva hastalıkları" ile tanışmadık; ama sonbahar başından beri pek de iyileştiğimiz söylenemez. Sanırım, bizi en çok zorlayan konu bu "hastalık" konusu olacak. Bizim minik adam son derece düzgün beslenen, 23 ay ateş nedir bilmemiş bir yavrucak. Dolayısıyla, bağışıklığıyla ilgili sorunumuz olduğunu hiç düşünmedik. Ama tabii, her ne kadar steril yaşatmasak da, aynı anda 10'dan fazla çocuğun içinde bulunmadı hiç. Dolayısıyla da, bu seneyi "farklı mikroplarla tanışıp onlara karşı savunma stratejileri geliştireceği" bir sene olarak tanımlamamız doğru olur...

6.Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra çocuğunuzda gözlemlediğiniz en olumlu gelişme ne oldu? Henüz gitmiyorsa kreşin gelişimine en büyük katkısı ne olur sizce?
 
Çınar zaten girişken ve sosyal bir çocuktu; ama, yuvayla birlikte "arkadaş" kavramının ne olduğunu daha çok bilen, çocuklara çok daha sıcak ve paylaşımcı yaklaşabilen bir çocuk oldu.
 
 
Çınar ve arkadaşları
 
Dil gelişimi inanamayacağımız biçimde hızlandı, ve yuvaya başlayışının 5. ayını doldurduğu şu günlerde, kafasına esen kelimeyi zar zor söyleme aşamasından normal insan gibi konuşma aşamasına gelmiş bulunuyoruz. Tabii ki 2 yaşla birlikte konuşmada bir hareketlilik bekleniyordu; ama, "al karşına sohbet et" kıvamına geleceğini hiç düşünmemiştim.
 
Her zaman kendine güvenli, kararlı bir çocuktu; ama, yuvayla birlikte özgüveni daha da arttı sanki. Bunu da orada kısıtlanmamasına, yapmak istediği fiziksel aktivitelerin engellenmemesine bağlıyorum. Biz de evde, kendisine veya bir başkasına zarar vermediği sürece, hemen herşeyi yapmasına izin veriyoruz. Yuvada da, aynı biçimde, son derece özgür bırakıyorlar, ve hatta, enerjilerini atmaları için teşvik ediyorlar!
 
Konsantrasyon ve kendi kendine oynayabilme süresi de arttı. Bu belki, daha çok yaşıyla ilgili bir şeydir; ama, ben yine okkulun olumlu bir etkisi olarak görüyorum. Gözlemleyebildiğim kadarıyla, okkulda hiçbir konuda çocuklara gereksiz müdahalede bulunmuyorlar, istedikleri oyuncakla/materyalle istediği gibi oynamasına izin veriyorlar ve çocuk oyun oynarken müdahale etmiyorlar. Yalnızca, ilk başta, eline aldığı şeyin ne işe yaradığını gösteriyorlar (yine, çocuk buna izin verirse). Dolayısıyla, kendi seçimiyle rahatça oynayabilen çocuk, tam olarak yaptığı "işe" konsantre olabiliyor ve uzun süreler o "şey"le ilgilenebiliyor.
 
 
Okkulda...


 
Yalnız Çınar'ın değil, benim üzerimde de olumlu etkileri var okkulumuzun! Hilal Hanım, Selin Hanım ve Çınar'ın öğretmenlerinin telkinleri sayesinde gün geçtikçe daha az endişeli ve takıntılı bir anne olduğumu hissediyorum :) Tüm çocuklarla ilgili o kadar pozitif bir yaklaşımları var ki, ben de Çınar'la ilgili herşeye çok daha olumlu ve rahat yaklaşabiliyorum.
 
-------------
 
Özetle, gerçekten işin ehli bir yuva bulduğunuzu düşünürseniz, çocuğunuzu buraya teslim edin! Biz "okkullu hayat"ımızdan çok memnunuz! Size de öneririz :)

2 Ağustos 2010 Pazartesi

İvme

Hiçbir zaman çok zeki bir çocuk annesi olma derdim olmadı, ya da bizim minik adam çok zeki diye düşünmedim. Çünkü bence akıllı olmak, yani mevcut zekayı en işe yarar şekilde kullanmak, ve çalışkan olmak, bir şeyi başarmak için emek harcamak ve bunun kıymetini bilmek çok daha önemlidir benim için.

Aşağıda yazacağım satırlardan, Çınar'ın zekasını övdüğüm gibi bir izlenim alınmasın diye önden bu ufak bilgiyi vermek istedim. Bir de, alakası olsa da olmasa da, her fırsatta her yerde beyan ettiğim bu düşünce, mümkünse Çınar'a bırakacağım bir anı defterinde de yazılı olmuş olsun...

Neyse efendim, malumunuz minik adam 1.5 ay önce yuvaya -kendi deyimiyle okkula- başladı. Artık okkula tamamen alıştık (evet, o da, ben de), hala sabahları benden öğretmenine giderken ufak çaplı bir "annneeeeaaaaaaaaaa" krizi yaşasak da orada bütün günü mutlu mesut geçiriyormuş.

Buraya not: 2 yaş cüceleri neden 2 yaş krizlerini, tantrumlarını ve bilimium huysuzluklarını yuvanın kapısında bırakırlar? Oğlum, işin profesyoneli orada, bu işin ilmini okumuşlar, annenden daha kolay idare ederler seni! Sen evde melek ol, yuvada az. Hayret bir şey yani!

Ve biz okkulun olumlu etkilerini zaten görmeye başlamıştık ama geçen akşam bir şey dikkatimi çekti. Bu ara Nurturia'daki anı defterine seri şekilde Çınar'ın kelimelerini giriyorum. "Ne kadar da çok kelime öğrenmiş son zamanlarda" diye düşünürken aklıma saymak geldi. Saydım ve şaşkınlıktan ağzım açık kaldı!

Çınar'ın son 1.5 ay içinde, yani okkula başladığı günden bugüne öğrendiği kelime sayısı: 30, yazıyla OTUZ! Bu, ciddi bir ivme.

Yaş dönemi gereği de hızlanmıştır eminim ama okkuldaki sosyal ortamın etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum. Sevgili Özge "Vaktiyle sen ona kitap okurken, onunla konuşurken kayda almıştır. Ama size derdini her şekilde anlatabildiği için yuvada yeni yeni kullanmaya ihtiyaç duyuyordur." dedi. Haklı sanırım. Kayda almak konusunda özellikle. Çünkü, geçen gün, 1.5 aydır görmediği oyun kartlarına bakarken bir uğurböceği resmi gördü ve parmağıyla göstererek "uböbe" dedi. Bir kaç kez tekrar ettirdim, evet, uğurböceği diyor kendince. Tabii ki 1.5 ay içinde biz onunla uğurböceği gördük, ben ne olduğunu söyledim. Ama karttaki çizgi böcekle ilişkiyi kurup, kelimeyi hatırlayıp ortaya çıkarması beni çok heyecanlandırdı!

Şimdi Çınar'ın son 1.5 ay içinde öğrendiği yeni kelimeleri (ve meallerini; zira pek çoğu pek uyduruk) yazayım buraya, siz de eğlenin:

Okkul = okul
Amaaammm = tamam
Otu = otur
Obbö = otobüs
Du(rt) = yoğurt
Eeette = evet
Aak = ayak
Aydede= aydede
Alp = hem Alp, hem de kalp
Öttü = Öykü (arkadaşı)
Gel/del = gel
Koku = koku
Nen(nen) = zeytin
Ina = Çınar
At = at
Aç = aç
Uböbe = uğurböceği
Bebe = bebek
Böbe = böcek
Be-be = bekle
Ba = Bahar (kuzenin adı, aynı zamanda Başak da demek)
Emme = Emre (bu da öbür kuzeni)
Oooda = orada
Buvaa = buraya/burada
Döl = Göl
Döyye = Gölde (bu aralar en sevdiği kitap)
Omle = omlet
Pipi = pipi (söylenişte sorun yok çok şükür :) )
Oyyö = havuz (nasıl yani, diye sormayın, bilmiyorum!)
Kuvaa = kova
Emme = ekmek

Kelime haznesi bir yana, iletişim kurma becerileri o kadar gelişti ve o kadar sosyal bir çcouk oldu ki, gerçekten şaşırıyorum! Sarım sarım sevgi kelebeği olarak dolaşıyor etrafta!

Uzun sözün özü, biz okkul kararımızdan dolayı pek memnunuz! Düşünen herkese de şiddetle öneririz!!!

Sevgiler :)

16 Mart 2010 Salı

Yuva Notları

Minik adama, haziranda başlaması için, yuva aradığımız şu dönemde beni hayrete düşüren şeyleri not etmeye karar verdim. Altı üstü kreş arıyorum (bu arada, kreş ve yuva arasında ne fark vardır, hala bilmiyorum. TDK'ya göre, ikisi de aynı şey. Ama bir de yeni bir terim var: Önokul. Buyrun bakalım!). Aradığım özellikler ya da beklentilerim de şunlar:

1- Minik adamın mutlu olacağı bir yer olsun,
2- Sevimli, düzenli, temiz bir ortamı olsun,
3- Minik adama düzgün davranılsın, güzel ilgilenilsin, ihtiyaçları anlaşılsın ve karşılansın (yani sınıfları çok kalabalık olmasın; düzgün, sevecen öğretmenleri olsun),
4- Minik adam gün içinde yaşıtlarıyla birlikte olsun, oynasın, koşsun, yorulsun, paylaşsın, sosyalleşsin,
5- Yemek yeme, uykuya kendi yatma, hatta belki bezi bırakma gibi konularda öbür çocuklara baka baka bir şeyler öğrensin,
6- İyi bir psikoloğu/pedagogu/aile danışmanı olsun (bu, kendim için!).

"Ne çok şey bekliyormuşsun" da diyebilirsiniz, "e tamam, bunların hepsi zaten olması gereken şeyler" de... ama günümüz kreşleri size öyle seçenekler sunuyorlar ki, kafanız karışıyor, afallıyorsunuz! "Ne kadar bilinçsiz bir anneyim, kreşler neler neler sunuyorlar da ben yalnızca çocuğum eğlensin falan fıstık peşindeyim" diyebiliyorsunuz! İşte beni afallatan bazı kreş/yuva notları:

1- Yalnızca Ankara'da mı moda bu, yoksa tüm Türkiye mi bu çılgınlığa kaptırdı kendini gidiyor bilmiyorum ama artık Montessori eğitimi vermeyen kreşe kreş (pardon, önokul) demiyorlar! Montessori sistemini genel olarak beğenmeme rağmen (çok kabaca anlatmam gerekirse, çocuğun istediği zaman istediği şeyi öğrenmesini teşvik eden ve gerçek hayat deneyimi kazandırmayı amaçlayan bir eğitim yaklaşımı) okullarındaki didaktik eğitim yüzünden biraz sıtkım sıyrıldı gibi. Herşey matematik üzerine kurulu, sıralama oyuncakları, sıralama küpleri, harf şablonları, herşeye "materyal" denmesi (oyuncak değil materyal!)... hele bir okul yöneticisi "burdan çocuklarımız 6 yaşında okuma-yazma öğrenerek mezun oluyorlar" deyince tamam, dedim, Montessori benim için bitmiştir, bi'daha da gelmem :)) Şaka bir yana, oyun çağında oyun oynasa da ilkokulda okuma yazmayı öğrense ne olur ki? Bizim kuşakta kime sorsanız okumayı ilkokuldan önce sökmüştür, ama kimsenin kuş kondurduğunu görmedim! (NOT: Belki de gittiğimiz o Montessori önokulu fazla katıydı... 1-2 tane daha önerilen okul duydum, belki onlar daha yumuşatılmış bir eğitim veriyorlardır. O zaman ben de yumuşayabilirim :>)

2- MEB kreşlerde İngilizce eğitimi de zorunlu kıldı sanırım ki İngilizce eğitim vermeyen kreş de yok gibi. Hatta yok! 2.5-6 yaş arası ikinci bir dil öğrenmek için çok verimli bir yaşmış (pedagog söylemişti). Ama, hani önce Türkçe'yi düzgün öğrenseler? Kafaları karışmadan, bir adet düzgün Türkçe cümle kursalar. Mesela benim minik adam, "tetetes"i "domates"e çevirmeden önce "vantutiyifoyfayf" ya da "havayyu" demese de olur :) Annesi 6 yaşından sonra öğrendi İngilizceyi, çok şükür 6 ay Kanada'da yalnız yaşayacak kadar geliştirdi. Babası da öyle. Benim için, kendi dilini düzgün kullanan, "dahi" anlamındaki "de"yi kelimeden ayrı yazabilen bir çocuğum olması daha önemli. Bunu yapsın, her dili öğrenir, konuşur zaten! (Karikatürü tedarik ettiği için Cianan Teyze'mize kocaman bir teşekkür!)

3- Eskiden çocuklar arası rekabet ilkokulda başlardı, artık "7 çok geç"! Bu slogan böyle algılansın diye ortaya atılmamıştır muhakkak, ama buna döndüğü bir gerçek. Anne-babalar çocuklarından o kadar çok şey bekler oldular ki, yuvalar/kreşler/önokullar da buna ayak uydurmak için aktiviteye boğuyor çocukları -ya da yeni ne sunacaklarını şaşırıyorlar (alın işte, Montessori)! "Günümüz rekabetçi koşulları" bahanesine sığınıp, bal gibi de yarıştırıyoruz çocuklarımızı, aman falancanınkinden eksik kalmasın, diyoruz! Yalan mı? Sevgili eşim "Başak, kreşle başlayarak yüksek lisansına kadar planlayacak yakında Çınar'ın eğitim hayatını" dedi de kendime geldim! Allahtan olaylara soğukkanlı ve mantıklı yaklaşabilen bir kocam var :)

Umuyorum ki bu cuma, sevgili eşim ve ben bir yarım gün izin alabilirsek, gözümüze kestirdiğimiz ve bana iyi olduğu söylenen (sağolsun Nurturia anneleri!) 3-4 kreşi gezeceğiz. İzlenimlerimizi, kararımızı ayrıca yazarım tabii ki! Ama, buraya da yazıyorum, yalnızca şu saydığım ilk 6 maddeyi sağlayan kreş neresiyse orayı seçeceğim, söz! Çocuğumu yarış atı gibi koşturmayacağım, andolsun :)