kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2012 Pazar

Minik Adam Ankara Kitap Fuarı'nda


Kitaplarını oyuncakları kadar seven, hiçbir akşam kitap okumadan uyumayan, dedesinin her hafta aldığı her kitabı aynı coşkuyla karşılayan bir yavru olarak Çınar'ı kitap fuarına götürmesek olmazdı. Bitmeden bir gün önce de olsa, Ankara Kitap Fuarı'na gittik biz de dün akşam. 

Ankara Kitap Fuarı, ATO Congresium'da gerçekleştiriliyor. Bu kadar büyük ve profesyonel görünen bir kongre merkezi için -bize kalırsa- oldukça dağınık bir organizasyon yapmışlar. Kapıda görevliler var, fakat yayınevi standlarının yerleşimlerini gösteren broşür vs. veren yok. Yerleşim biraz dağınık; bazı alanlar çok sıkışık, bazı alanlarda iki stand arası epey yürümek gerekiyor. Standlar tek tip değil -bazı masalar çok yüksek, bazıları alçak. Hatta çok yüksek standlardan biri Tudem Yayınları'na aitti ve Çınar "çocuk" kitaplarını görebilsin diye kucağıma almak zorunda kaldım. Yalnızca bir tane çocuk yayınevi standında çocukların oturup kitapları incelemesi için masa ve sandalye vardı. Tabii ki Çınar hemen durumu değerlendirip kapıdan girer girmez fuardan keyif almaya başladı.


Neyse ki, çocuk yayınevi standları ya da çocuk kitabı da satan yayınevleri az sayıda değildi de, bizim minik adam epeyce kitap inceleyebildi -pek çoğunu da satın aldık tabii ki! Bir çok standda (Arkadaş Kitabevi, Yapı Kredi Yayınları gibi) özel indirimler de vardı. Çınar aldığı kitapların çoğunu kendisi bakarak ve hatta okuy/tarak seçti. Masa olsa da, olmasa da!


Arkadaş Kitabevi

TUBİTAK Yayınları -Merak ettiklerini okuttu da tabii...

TUBİTAK Yayınları standda bir de dinozor kazısı etkinliği düzenlemişti. Kil içine yerleştirilen dinozor kemiklerini bulmak için çocuklar kazı yaptılar. İsteyen o kazı kutularından satın aldı. Keyifli ve fuar boyunca süren bir aktiviteydi ve görevlinin çocukları sorularla düşünmeye teşvik etmesi de hoştu.

TUBİTAK Yayınları -dinozor kazısı

Ben "acaba sıkılıp bunalır mı, standlar arası gezmekten yorulur mu" diye düşünürken kitaplara baka baka 1,5 saati keyifle devirdi bizim minik adam! En çok sevindiği Yapı Kredi Yayınları standı oldu; dedesi ona buradan yeni çıkan her kitabı aldığı için, epey tanıdık "arkadaşı" vardı çünkü :)

Ms. Elif'in onlara hep okuduğu kitabı bulunca, yürüyerek bakmak istedi!

Yapı Kredi Yayınları

Bütün çocuk kitapları standlarını gezdikten sonra elimiz kolumuz dolu olarak eve döndük. Ve tabii, akşam da bool bol kitap okuduk...

Timaş Yayınları: Sevimli Kiki, Penguen Karcan, Bıcırık Todi (bunu Miss Elif'e almış :) )
1001 Çiçek Yayınları (Arkadaş Kitabevi -%30 İndirimli): Hiç Hata Yapmayan Kız (bunu ben seçtim), Dinozorlara Soralım
Pearson Yayınları: Ama Bu Okulda Uzaylılar Var, Benim! Hayır, Benim! (bu Bahar'a)
TUBİTAK Yayınları: Annem Beni Hala Eskisi Gibi Seviyor Mu?, Yavru Köpek
Yapı Kredi Yayınları: Mumuk Harfleri Öğreniyor
Yeşil Elma Yayınları: Yeşil Kuyruklu Fare


Bugün fuarın son günü. Organizasyon çok çok iyi olmasa da, pek çok çocuk yayınevini bir arada görmek, indirimlerden yararlanmak ve çocukları farklı bir etkinliğe götürmek adına gitmeye kesinlikle değer. 

Mutlu pazarlar!

16 Ağustos 2012 Perşembe

Ameliyattan İki hafta Sonra: Durum Raporu

İki hafta geçti Çınar'ın ameliyatından beri... kısa kısa, merak edenlere ve bu ameliyatı düşünenlere özet geçeyim:

Ameliyat sonrasında, çok şükür ki, kanama gibi bir sorunumuz olmadı. 3-4 gün içinde anestezinin etkisi tamamen geçti ve eski kıpırdak minik adam geri geldi.

İlk bir kaç gün uyurken hırıltısı vardı; ama kesinlikle horlama gibi değildi. Bir kaç günden sonra hırıltı da geçti, nefes alıp almadığını anlamak için dibine girip bakar olduk! Halbuki bundan önce, iki oda uzaktan dosta güven düşmana korku salan horultularını duyardık! Son zamanlarda, ağzı kapalı uyuduğunu da fark ediyoruz.

Arkadaşların tavsiyesi üzerine ilk günden itibaren odasında buhar makinesi çalıştırdık. Zırt pırt zorla da olsa su içirdik. Bu, boğazının nemli kalmasını ve çabuk iyileşmesini sağladı sanırım. Fakat, doktorun önerdiği "sakız çiğnesin, kasları kuvvetlendirir" önerisini uygulayamadık. Daha önce sakıza bayılan adam, ilaç niyetine olunca zinhar ağzına sürmedi!

Bir kaç güne kadar, yemek yerken bazen "boğazının acıdığını" söylüyordu. Bu yüzden yemeği bitirmediği oldu. İlk başlarda boğazı değil, ağzının içinde ameliyat nedeniyle oluşan yaraları acıyordu. O yaralar için Pyraldine kullandık, çok etkili bir ilaç! Ama daha sonraları sanırım boğazı da ara sıra acıdı. Ama büyük sorun yaratmadı. Son bir kaç gündür de böyle bir şikayeti kalmadı.

İlaç olarak, 1 hafta antibiyotik kullandı; 3 tam gün de günde 3 kez ağrı kesici. Daha sonra ağrı kesici gerektirecek bir durum olmadı.

İlk bir kaç gün yalnızca sıvı/krem gıdalar verdik: çorba, su, elma suyu, yoğurt,puding  ve tabii ki dondurma! Bunların yanında, Esin Teyze'mizin önerdiği "ılık çaya bisküvi bandırıp yedirmek" de hayat kurtarıcı oldu! Bir kaç gün sonra kahvaltıda krep yapmak annemin aklına geldi -aslında, teyzelerimizin aldığı "Gergedanlar Krep Yemez" kitabı sayesinde Çınar krep isteyince, tarif annemin aklına geldi, demeliyim :) Çok iyi bir tesadüf olmuş, çünkü pek çok şeyi yutmakta zorlanırken, krep tam ağzına layık oldu. Buyrun tarifi:

- 2 su bardağı süt
- yarım paket instant kuru maya
- 1 yumurta
- boza kıvamına gelinceye kadar un

Üstüne kah reçel sürdük, kah krem peynir. Böyle böyle beslenmesini düzgün tutmaya çalıştık.

İştah konusuna gelirsek, henüz bir gelişme yok. 1 aya kadar daha ameliyat etkisinde olduğunu varsaymaya karar verdim bugün; ama ne yemek yeme konusunda ne de büyümesinin birden hızlanması konusunda mucize beklemiyorum. Bizim için en önemli mucize, rahat ve sessizce uyuması...

Bu arada, uykusunu gece çok daha iyi aldığı için, uyku süresini bir miktar kısalttı. Zaten az uyuyan bir yavru olunca, bu durum benim çok da hoşuma gitmedi doğrusu :)

Son olarak, ameliyat nedeniyle ve ameliyat sonrası ultra özenli bakımın etkisiyle bir miktar cozuttu, tabir-i caizse şımardı diyebilirim. Önceki sakin günlerimizi mumla arıyoruz; ama azimliyiz... yakında fabrika ayarlarına geri döneceğini umuyoruz :)

Ben bu iki haftalık süreçte iki kez çıldırdım... Hani o "temizim" dediğim yazıya uygun davran-a-madım. Ama yalnızca iki kere ve gerçekten dayanamayacak noktaya gelmiştim (Ahmet bile hak verdiğine göre...). Ama şimdi yeniden sakin kalmaya özen gösteriyorum. Dün akşam mesela, cinnet geçirebilecekken sesimi bile yükseltmedim. Kıvırdım sanırım bu işi!

İki haftamız böyle geçti, herşey normale dönüyor gibi. Şimdi bizi bekleyen bir haftalık bir seyahat var; hepimiz pek heyecanlıyız! Sağlıkla gidip gelelim, burada bol bol okuyacaksınız :)

İyi bayramlar diliyorum şimdiden herkese!!! Sevgilerimle...


10 Aralık 2011 Cumartesi

Yeni Yıl Coşkusu: Çekiliş :)

Hediye almayı; ama aslında daha çok vermeyi hep çok sevmişimdir! İsterim ki her yılbaşında, doğumgünlerinde sevdiklerime ufak tefek de olsa bir şeyler alayım, yüzlerini gülümseteyim...

2 yıldır bu blogda sizinle minik adamı ve minik adamlı yaşamımı, sevinçlerimi, endişelerimi, sıkıntılarımı, heyecanlarımı paylaşıyorum. Yorumlarınızla siz de benim bu duygularımı paylaştığınızı gösteriyorsuınuz çoğu zaman. Ve ben bu yüzden sizleri de -hatta okuduğunu bildiğim ama seslerini duymadıklarımı da- seviyorum.

Hal böyle olunca, ben de bloglar arasındaki modaya uyayım, dedim ve yeni yıl için sizin minikleri sevindirecek bir çekiliş düşündüm. Bu yazının altına yorum bırakan 3 kişi sırasıyla bu kitaplardan birini kazanacak:

- Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum, S. McBratney ve A. Jeram, TUDEM Yayınları
- Yeraltında, A. Millbourne, TÜBİTAK Erken Çocuk Kitaplığı
- Mavi Fil Tombik, S. Rentta, İş Bankası Yayınları


Çekilişi Random.Org ile yapacağım. Çekilişe katılmak için blog izleyicisi olmanıza -yani, yanda yer alan "Kim Bizi Seviyor?" kısmında görünmenize- gerek yok. Ama, bir şekilde takip edebiliyor olsanız iyi olur; çünkü, sonucu yine bir yazıyla duyuracağım.

Çekiliş 23 Aralık Cuma günü akşam yapılacak ve aynı gün blogda duyurulacak. Sonrasında da hemen hediyelerinizi göndereceğim :)

Mutlu Yıllar!!

24 Kasım 2011 Perşembe

Sanal Kitap Fuarından

İdefix'in sanal kitap fuarını duydunuz mu? Duymayan kalmasın... Pek çok kitabı %25 ila %50 indirimle alabiliyorsunuz. Çın'a ne zamandır almak istediğim; ama, kah kitapçılarda bulamadığım, kah ertelediğim kitapları alabildim. Geçen iki ay içinde dedemiz Yapı Kredi ve İş Bankası Yayınları'nı evimize yığdığı için alacak çok kitabımız da kalmamıştı aslında. İşte bizim mütevazi listemiz:

1- Kütüphanedeki Aslan -Michelle Knudsen (Osman&Evren'in tavsiyesiyle...)
2- Kasabanın En Şık Devi -Julia Donaldson (Osman önerdi; Çınar'ın "şık giyinme" takıntısına merhem olur diye umuyoruz... olmasa da, JD yani, muhteşem değildir de nedir?)
3- Uyuyamıyor musun Küçük Ayı? -Martin Wadell (yine "tedavi" amaçlı... bir de, Aferin Küçük Ayı'yı çok sevmişti bizim minik adam)
4- Karda Ayak İzleri -Mei Matusoka (Bir Dolap Kitap'ta okumuştum bu kitabı, çok sevmiştim. Kar sahnelerine bayıldığımız, soğuk kış döneminde iyi gider dedim)
5- Yetenek Yarışması -Jo Hodgkinson (Çınar'ın bayıldığı şeyler: müzik aletleri, hayvanlar...)

Sizde neler var?



9 Ağustos 2011 Salı

Unsere Groβe Stadt*

*Bizim Büyük Şehrimiz

Bu, Çınar'a İstanbul'dan aldığımız kitabın adı. Irmak'ta görüp vuruldum. Almanca bilip bilmemeniz hiç önemli değil, çünkü...



...içinde yazı yok! Yalnızca muhteşem renklerle çizilmiş çok şeker resimler var... Aynen üstteki fotoğraflarda gördüğünüz gibi. Her bir sayfadan onlarca hikaye çıkarabilirsiniz. Hani öyle "hikaye uydurma" yeteneğinizin olmasına bile gerek yok. Resimler o kadar komik ki, "ne olduğunu anlatsanız bile" çocuğun ilgisini çekiyor. Ve hatta, sizin de hayal gücünüzü çalıştırıyor!

Fiyat olarak, ilk baktığında insana pahalı gibi gelse de, her bir sayfadan anlatılabilecek hikaye sayısı ve hatta çocuğunuzun da resimlerine kendi kendine bakarak hayal gücünü ne kadar çok çalıştırabileceği düşünülürse, bence makul. Hatta, çok da iyi bir hediye fikri olabilir! (Not: Almanya'ya gidip gelen tanıdığınız varsa, bir miktar daha ucuza almak için sipariş verebilirsiniz?)


Bu aslında yedi kitaplık bir seri. Bir tane de, içinde bu yedi kitabın her birinden ikişer sayfa yer alan daha büyük bir koleksiyon kitap var. Bir de bu kitapların "giant book" denilen tarzda, çocuğunuzun boyu kadar olanları var. Ben çok sevdim onları; ama, İstanbul'dan Ankara'ya götürmeye kalkarsam kocamın göstereceği tepkiden korktum :)

Biz Çınar'la çok sevdik bu kitabı, bakıp bakıp hikayeler anlatıyoruz birbirimize. Size de öneririz, iyi eğlenceler!

25 Mart 2011 Cuma

Bu İkiliyi Seviyoruz!

Julia Donaldson ve Axel Scheffler'den bahsediyorum (üzgünüm; haklarında Türkçe bilgi bulamadım).
 
J.D. şimdiye kadar okuduğum en başarılı çocuk kitabı yazarlarından; hatta, sanırım benim ve oğlumun yazar listesinin en başında geliyor.

A.S. ise bence gayet alternatif çizimleri olan bir çocuk kitabı çizeri.
 
Ve ikisi birleşince ortaya nefis kitaplar çıkmış!
 
Çınar'ın ve benim şimdiye kadar okuduklarımız: Süpürgede Yer Var Mı, Minik Balık Okyanus Macerası, Zogi, Değnek Adam, Pırtık Tekir (sonuncusunu Ali Dayı Kütüphanesi'nde okuduk).

 
  
Okumadığımız ve methini duyduklarımız da var: Tostoraman, Tostoramanın Yavrusu, Nohut Oda Bakla Sofa, Kasabanın En Şık Devi... Çoğu Türkiye İş Bankası Yayınları'ndan.
 
Çınar niye seviyor bu kitapları?
  • Çünkü öyküleri alışılmadık derecede eğlenceli ve ilginç,
  • Çünkü karakterler çok sevimli,
  • Çünkü durağan değil, hareketli olaylar anlatılıyor...

Ben neden seviyorum bu kitapları? (Çınar'ın nedenlerine ek olarak)

  • Çünkü öykülerinin hemen hepsinin belli bir aritmetiği var; bence gerçekten zeka ürünü kurgular yazıyor...
  • Çünkü çizilen karakterler, alıştığımız "güzel" krakterlerden değil. Özellikle çocuk kitaplarında görmeye hiç alışmadığımız, bildiğimiz estetik anlayıştan uzak (Süpürgeli cadı, Zogi'nin prensesi), kimileri çok bizden karakterler (Değnek Adam'daki baba, Pırtık Tekir'in Hüsnü'sü)
  • Çünkü çocuklara değişik bakış açıları sunabiliyor öyküler (prenses olmak istemeyen doktor olmak isteyen prenses ve onunla birlikte yollara düşen şövalye gibi, sokak çalgıcısının kedisi olmak isteyen yavru kedi gibi, sınırsız hayal gücüne sahip minik balık gibi
  • Çünkü, kitaplar bana göre resmen melodik! Kendim şiir sevmem, ama öyle güzel bir uyağı var ki bu kitapların, okumak ruhuma iyi geliyor resmen! Muhtemelen, Çınar'ın da... (çevirilerin de son derece iyi olduğunu söylemeliyim)
Kitapları tek tek tanıtmak istemiyorum, pek çoğunun tanıtım yazılarını Bir Dolap Kitap'ta bulabilirsiniz.
 
Her birini şiddetle size de öneririm! Şimdiden, iyi okumalar, iyi eğlenceler!!!!

23 Ekim 2010 Cumartesi

Kitap Dünyası

Biraz da kitaplar...

...ama bu sefer uzman yazısı yok. Yeliz'cim merak etmiş, sobelemiş; ben de çok keyifli buldum ve yazıyorum (hatta itiraf edeyim, k.i.s.d'de okuduğumda "işte kimse beni sobelemezse de yazacağım" dediğim konuydu bu).

Aslında, daha önceki Minik Adamın Kitapları yazı serisinin 18-24 ay versiyonunu da yazsam çok iyi olacak. Köprünün altından çok sular aktı çünkü...

Ama bugün röportaj günü!

- Boncuğunuza kitap seçerken en çok önem verdiğiniz kriterler neler?

Yalın anlatım ve net çizimler! Sakız gibi uzayan cümleler, çok karışık resimler Çınar'a fazla geliyor. Bana da! Sırf kucak kucağa oturmak adına dinliyor öyle kitapları da, ama hiçbir zaman "en sevdiği kitaplar listesi"nin üst sıralarında yer almıyor bunlar.

- Bir kitabın kapak tasarımı sizi cezbeder mi?

Gerçekten güzel bir tasarımsa, evet eder. Örneğin, Oğlumun Tuvalet Kitabı isimli kitabın kitap tasarımına vurulmuş ve almıştım (iyi ki de almışım, içi de gayet başarılı üstelik). Evet, sanatsal değil; ama, "iş makinesi/bavuu" seven bir erkek çocuğun ilgisini çekeceği garanti, değil mi? Bir de, Close Your Eyes'ın kapak tasarımı muhteşemdi (bakın, o sanatsal hem de). Evren'in referansı olmasa dahi, kitabı gördüğüm an alırdım, eminim! Ama, genelde yalnızca kapak tasarımına bakarak kitap almıyorum; çünkü, bence çocuk kitaplarının kapak tasarımlarında ciddi sıkıntılar var bence. İçleri kesinlikle daha başarılı!

- Çocuk kitaplarının didaktik yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz?

Öğretmek istediği şeyi, öykünün içine güzelce saklarsa, seviyorum (mesela, Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor, güzel bir örnek bunun için). Ama "...Baykuş da demiş ki, işte çöplerinizi yerlere atarsanız, dünyamız böyle kirlenir..." tarzı doğrudan mesaj içerikli cümleleri olan kitaplardan çok da hoşlanmıyorum. Biri bana böyle bir şeyi sürekli okusa/söylese, inadına tersini yapabilirim. Ama, sonucu kendim çıkarırsam, uygulama için daha fazla şevkim olur ("bakın bunu da ben akıl ettim" diye sevinebilirim bile.. bilmiyorum, çocuklar da böyle mi hissediyorlar acaba?).

- Çocuk kitaplarındaki resimler nasıl olmalı sizce? Hikayesini beğendiğiniz bir kitabı ilüstrasyonlarından dolayı almamazlık ediyor musunuz veya tam tersi oluyor mu? Hikayesi uyduruk olan bir kitabı grafiklerine aşık olarak aldığınız oldu mu? Grafiklerde aradığınız temel özellikler var mı? Varsa nedir?

Net ve sade çizimlerden yana oyumu kullanıyorum! Bir de, parlak renkleri seviyorum. Bence TÜBİTAK'ın Erken Çocukluk Serisi güzel bir örnek anlatamaya çalıştığım şey için.

Karışık, çok fazla ayrıntı içeren çizimler, çocukların ilgisini çok dağıtıyormuş gibi geliyor. Mesela, Animal Boogie, bence şahane bir şarkı kitabı! Resimler parlak mı parlak, canlı mı canlı! Ama Çınar uzun süre bakamadı o kitaba, çok karışık illüstrasyonlar içeriyor olmasından olabilir mi, bence olabilir! Şimdilerde ise, ben şarkısını da söyleyince okurken, severek bakıyor. 

Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, kırmızı, sarı, yeşil, mavi gibi ağırlıklı ana renkler kullanılan çizimler Çınar'ın dikkatini kesinlikle daha çok çekiyor... ve bir de, gerçek resimler, yani objelerin fotoğrafları olan kitapları da seviyoruz -Çınar da, ben de.

Şimdiye kadar, çizimlerini beğendiğim ama içeriğini pek de sevmediğim çok kitap olmadı sanırım. Hepsi bir şekilde örtüştü... ama mesela, Uç Uç Böceği BonBon kitabının, illüstrasyonlarını çok şeker bulmama rağmen, öyküsünü aynı derecede başarılı bulmamıştım. Çınar, uğurböceklerinin ve uzun öykünün hatrına severek dinledi hep; ama, bence zayıftı.

- Çocuğunuzun şu anda en çok sevdiği 3 kitap hangileri? Bu kitapların bir ortak yönü var mı?

En sevdiği 3 değil, 6 kitap seçtim (6'ya indirebildim). Bu kitapların ortak bir yönü var; biri hariç, hepsi hediye!!! Şaka değil... "Zaten ben de onları alacaktım" diye avutabilir miyim acaba kendimi? :)


Aslında, pek ortak yönleri olduğu söylenemez sanırım. Yalnızca, şeker ve yalın çizimler, net anlatım, güzel hikayeler diyebilirim! İlk Taşıtlar Kitabım'ın hikayesi yok tabii ki; onun olayı, içinde her türden (oyuncak dahil) taşıt resmi olması. Çınar'ın kendi kendine dakikalarca oyalandığı kitaplardan biri. Bir Taşıtlar kitabımız daha var (sağa bakınız). O da Yasemin Teyze'mizin hediyesi (hiç şaşırmadınız, değil mi?). Bu da Çınar'ı çok oyalıyor. Hayır, yap-bozlarıyla oyalanmıyor. En arka sayfasında 4 taşıt şoförünü labirent yollarla taşıtlara bağlamışlar. Minik dolma parmaklarıyla "buuu, budaaaan, bavuuna gidiyooo" diye yolu takip ederek şoförü taşıtına ulaştırıyor. Öyle oyalanıyor. İşi bitince de parmaklarını yiyorum ben afiyetle! (Pardon, kitap tanıtımı yazısı olacaktı bu, öhöm...)

Kitaplara gelecek olursak:

1- Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor (Feridun Oral, Sara Şahinkanat): Çınar önce Nino'nun bindiği otobüse tav oldu; ama, okudukça hikayeyi de sevdi! Yılanbalığının yuvasının çökmek üzere olduğu sahnede heyecanlanıyor, Nino'nun annesine sarıldığı sahnedeyse "aauuuwww" deyip dönereke bana sarılıyor.

2- Yaramaz Bebeğin Maceraları (Barbro Lindgren): Her ne kadar okurken yaramaz bebekten örnek almasından korksam da, ben bile epey eğleniyorum! Böyle kafiyeli kitapları her ikimiz de çok seviyoruz (bir zamanların favorisi, Selçuk Demirel'in Ayağına Diken Batan Karga'sı gibi). Çınar son zamanlarda, okurken sinsi sinsi gülüyor yalnız, hmm...

3- Ay'a Yolculuk (Jill Murphy): Çınar'ın aydede sevgisi bu kitabın şahane çizimleri ve çok yalın, çok net ve çok ilgi çekici öyküsüyle birleşince, tüm zamanların en sevilen kitaplarından biri olmaya hak kazandı Bebek Ayı'nın Ay'a Yolculuğu. Hatta, iki önceki posta bakarsanız, bu kitaptan esinlenerek yaptığımız roketi ve içine doldurduğumuz "Ay pikniği malzemelerini" görebilirsiniz.

4- Yaramaz Fındık (Anna Currey, Miriam Moss): Yuvaya giderken oyalanan sevimli bir ayıcık... galiba Çınar, biraz kendisiyle özdeşleştirdi Fındık'ı. Öykü çok sevgi dolu, çizimler de çok başarılı, bir o kadar da şeker!

5- İlk Taşıtlarım Kitabı (Dawn Sirret): İçinde her türlü taşıta ait resim var, daha ne olsun! Çınar kitabı ilk eline aldığında 15 dakika kıpırdayamadan sayfalarına baktı... "Bavuu" olan her kitap, bizi cezbeder!

6- Çiftlikte (Anna Milbourne): Aslında TÜBİTAK Erken Çocukluk Kitaplığı'nı temsilen bunu seçtim. Gölde, Ay'da, Rüzgarlı Bir Gün ve Yağmurlu Bir Gün de diğer favorilerimiz! Ortak noktaları yine aynı: öğreten ama rahatsız edici şekilde didaktik olmayan bir öykü, çocuğu bir yerden yakalayan kocaman, net çizimler, parlak renkler!


- Bir çocuk kitabı yazsanız hangi temayı işlemeyi düşünürdünüz, ya da temasız öylesine bir masal mı uydururdunuz?

Keşke o kadar yaratıcı olsam! Temasız masal anlatmaya kalkarsam ucunu bucağını alamıyorum... son zamanlarda, Yeliz'ciğimden feyz alarak anlatmaya başladığım, ÇEVKO'nun EkoDino dergisinden alıntılar yaptığım bir "Çöp Kamyonunun Öyküsü" var. Çınar abartıp "Beton Mikserinin Öyküsü"nü de isteyince uyku vakti, bir de miksere öykü uydurdum. Kitaba yazılacak gibi bir şey değil, ya da, ancak Çınar gibi "bavuu" delisi çocukların ilgisini çeker sanırım... yatırım yapmaya değmeyebilir :) Ama uyku vakti Çınar'ı gayet güzel mayıştırıyor, ben seviyorum öykülerimi!

 
Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sıra sizde: İkiçocukannesi, Toprak Büyürken, Bir Ege Masalı, Ece'den Sonra Neşe, Küçük Kenem ve Mira'nın Bahçesi... Bekliyorum :)

NOT: Yine geçen seferki gibi, benim sobelemediklerim de isterlerse yazsınlar, hepimiz yararlanalım!


8 Ekim 2010 Cuma

İKİ YAŞINDAKİ ÇOCUĞUNUZ BÜYÜRKEN -1

Bu yazı neden var bilmek isterseniz, tıklayın.

--------

Bu yazıdaki bütün alıntılar için kaynak: O'Connell, D. İki Yaşındaki Çocuğunuz Büyürken. Beyaz Balina Yayınları, İstanbul, 2003.

BÖLÜM-1: GİTMEME İZİN VER (BENİ SIMSIKI TUT)!

Bu bölüm, aslında bu yaş duygularının temelini oluşturan özgürlük sorgulaması hakkında. Çocuğumuzun gelişen fiziksel özellikleri, onlarda sonsuz bir özgürlük duygusunun gelişmesine neden oluyormuş. Yani, hava 30 derece iken yün bere giyip sokağa fırlamak istemesi ve bunun gibi bizim "anlamlandıramadığımız" bir sürü davranışının ardında, sınırlarını denemesi yatıyormuş. Bu konuda yazar diyor ki:

"[Bunları] kelimelerle ifade edemese de, duyguları şu şekilde özetlenebilir: "Ben dünyanın hakimiyim!". Sizi reddetmeye çalışmaz. Sizden sadece, herşeyin merkezi olan, onun bakış açısını paylaşmanızı ister. Bu kocaman benmerkezcilik aslında iyi bir şeydir. Bu, çocuğunuzun kendi tercihleri ve istekleri olan bir birey olma düşüncesi geliştirdiği anlamına gelir."

Kısacası, "offf, ne kadar abuk subuk şeyler yapmak istiyor" diye düşünmek yerine, sevinmemiz gerekiyormuş. Bu iyi! Bir iyi haber de, aslında bu yaptıklarıyla "sana-karşı-ben" demek istemiyormuş; yalnızca kendini sınıyormuş! Yani, biraz zorlanacağız, orası kesin; ama, sonucu, sınırlarını bilen, kendine güvenen bir çocuk olacak!

Yine, bu yaşla birlikte keşfettikleri, bizim "neden bu çocuk herşeye 'benim' demeye başladı, paylaşmayı bilmeyen bir çocuk mu olacak" diye kaygılandığımız "aidiyet" duygusuyla ilgili de şöyle diyor yazar:

""Bu benim!" İki yaşındaki çocuğunuzun pek çok kullanacağı bu ifade, etrafındaki şeyler hakkında hissettiklerinin bir özetidir. [...] temel kuralları yerleştirmede kullandığı yoldur: "Seninle oynamak istiyorum, ama öncelikle bu bebeğin benim olduğunu bilmelisin ve eğer onu benden almaya çalışırsan çok üzülürüm." Oyuncaklarıyla kendi başına oynamak istemez, ama kullanma kontrolünün kendisine olması onun için önemlidir."

Kısacası, korkmaya gerek yok! Bencil falan değil çocuğumuz; biz, doğru şekilde yönlendirdiğimiz sürece de olmayacak. Yalnızca, kendini yeteri kadar ifade edemiyor, o kadar!
 
Tabii bir de "hayır" konusu var: iki yaşındaki çocukların en sevdiği kelime olduğunu söylüyor yazar -ve aslınd çoğu zaman ters bir şekilde kullandıklarını! Hayır kelimesi, kim oldukların göstermek için en etkili yolmuş! Yazar diyor ki:
 
""Parka gitmek ister misin?" diye sorduğunuzda ve iki yaşındaki çocuğunuz kesin bir dille "Hayır!" ile yanıt verdiğinde, "Şey, evet, parka gitmeyi çok isterim, ama şu anda oyuncaklarımla oynuyorum ve çok eğleniyorum ve bırakmak istemiyorum. Şu kırmızı legoyu şu boşluktan soktuğumda ne olduğunu görmeme izin ver. Sonra parka gitme konusunu konuşalım" anlamına gelebilir."
 
Yani, hayır illa "hayır" anlamına gelmiyormuş. Artık, deneye yanıla anlayacağız dertlerini. Kendilerini bu kadar mükemmel cümlelerle ifade edemedikleri için de hırçınlaşabiliyorlarmış.
 
Peki, son zamanlarda size birden bire sıkı sıkı sarılmaya, yapışmaya başladı mı? Çınar yapıyor! Ve ben çok şaşırıyor-dum! Yani, büyüdü artık, aşsın bu anne düşkünlüğünü diye düşünüyordum ki şu paragrafla karşılaştım:
 
"İstediği herşeyi yapamayacağını anlaması kendisini güvensiz ve olduğundan daha aciz hissetmesine neden olur. Ayrıca, sizden ayrı bir kişilik oluşturmaya başladıkça, yavaş yavaş ebeveynlerinin ondan ayrı bir birey olduklarını ve onu içermeyen bir ilişkileri de olduğunu fark etmeye başlar. Bu fark ediş kendini güvensiz hissetmesine ve her zaman onun için orada olmayacağınızı düşünüp endişelenmesine neden olur. Birdenbire size sıkı sıkı sarılmaya, gideceğinizden ve geri dönmeyeceğinizden korkmaya başlar. Hala, sizinle paylaştığı güçlü bağın sonsuza kadar süreceğini bilmeye yoğun bir şekilde emin olma ihtiyacı duyar."
 
Meali şu: çocuğunuza sıkı sıkı sarılın! O hala sizin bebeğiniz!

Başak ve Çınar, 26 Eylül 2010
 
Bu bölümde son olarak, çocuğunuzun özgürlüğünü geliştirmek için yapmanız önerdiği ufak tüyolar veriyor yazar. Anahtar nokta, çok fazla "dikkatli ol" deyip "doğuştan gelen maceracı ruhunu köreltmemek ve kanatlarını test etmesini engellememek"!
 
1- Çocuğunuzun tercihlerini sınırlayın: İki yaşındakiler onlara snırlı seçenekler sunulduğunda karar vermeyle başa çıkabilirlermiş. İki şeyden birini seçmesini istediğimiz zaman, kontrolun kendisinde olduğunu hissederlermiş. Tabii burada anahtar, yapabileceğiniz seçenekleri sunmak!
 
2- Çocuğunuzun tercihlerini eleştirmekten kaçının!
 
3- Küçük şeyleri yapmasına izin verin: "Örneğin, yemek masasında güneş gözlüğünü takmakta ısrar ediyorsa, kendinize bunun savaşmaya değip değmeyeceğini sorun."
 
4- Çocuğunuza ufak meselelerde sorumluluk verin.
 
5- Önemli olaylarda çocuğunuzun lider olmasına izin verin: Ona bir şeyin doğru yolunu anlatmaktan ya da istemediği halde yardım etmekten kaçınmak gerekirmiş. Rehberlik etmek, problemi çözme konusunda -isterse yardım etmek (ama çözmemek) en iyisiymiş.
 
6- Sadece sonuçları değil, çocuğunuzun yöntemlerini de alkışlayın: Neyi doğru yapıyorsa, o durum üstüne odaklanmak, çocuğu cesaretlendiriyormuş.
 
7- Sınırlar koyun: "Çocuğunuzun davranışlarınıza getireceğiniz sınırlamalar, ona güvenli ve sosyal olarak kabul edilebilir bir şekilde keşifler yapma özgürlüğü sağlar."
 
BÖLÜM-2: BENİ DİNLE!
 
Dil gelişimiyle ilgili bu bölüm, çoğunlukla ikinci doğumgünlerinde çocukların dil gelişimlerinin ortaya çıkmaya başladığını söyleyerek başlıyor (hani benim gibi konuşsun diye acele edeniniz varsa, normali buymuş). Ve herkesi bezdiren "Neden?" ya da "Bu ne?" gibi soruların amacını açıklayarak devam ediyor:

"[Çocuğunuz] çoğunlukla konuşmaya "neden?" diye sorarak başlayacaktır. Bunun sebebi, bir şey hakkında tam bir açıklama istemesinden çok, "neden?" diye sorduğunda, sizin onunla konuşmaya başlayacağınızı bilmesidir!"
""Neden?" aynı zamanda "nasıl", "ne", ya da "ne zaman" anlamlarına gelebilir. "Neden" diye sormak, iki yaşındaki bir çocuğun dünya hakkında daha çok şey öğrenmeye çalışmasının en iyi aracıdır. [...] Size "neden" diye tekrar tekrar sormak, sizin onunla konuşmaya devam etmenizi sağlamak için bir yoldur."
Yani, biz onları çözmeye çalışaduralım, onlar bizi çözmüşler bile!

"Neden" sorularıyla ilgili, 3. Bölüm'den bir kısa not: "Çocuğunuzun "neden" sorularına kusurusuz açıklama isteğiyle bakmak yerine, onların siz ve çocuğunuz arasındaki konuşma için bir basamak olduğunu düşünün."

Komik ya da yanlış söyledikleri kelimeler, ya da yanlış kullandıkları kalıplar için, onları düzelmeye çalışmamamızı, yalnızca, doğru kullanımı için model olmayı sürdürmemizi öneriyor. Sık ve doğal bir biçimde öocukla konuşmak, sevdiği konuşmaların içine onu dahil etmek, düşünce ve duygularını en iyi şekilde ifade etmesine yardımcı oluyormuş. Yazarın bu konuda bir de uyarısı var:

"Eğer çocuğunuz, uzun süreli periyotlarla onu belirli konuşmaların içine katmayan, ya da ona özgü bir şekilde konuşmayan ve ileişim kurmak için el kol hareketleri ya da zayıf dil yapıları kullanan başka birine bırakılıyorsa, çocuğunuzun dil gelişimi sürekli bir biçimde gerileyebilir."

Siz de katılırsınız sanıyorum, bu çok önemli bir uyarı!

Konuşabilen ve aslında kendisini gayet iyi ifade ettiğini düşündüğünüz çocuğunuzun ağlama krizlerine girmesine, size birden "senden nefret ediyorum" demesine şaşırıyor ve üzülüyorsanız, az sonra okuyacaklarınız sizi rahatlatabilir. Aslında, her ne kadar "kendini çok iyi ifade edebildiğini ve konuşabildiğini" düşünseniz de, çok heyecanlandıklarında, çok mutlu olduklarında ya da çok üzüldüklerinde -kısacası duygusal olarak onları zorlayan durumlarda- "kelimeyi dışarı çıkarmak" konusunda zorlanabiliyorlarmış.  

"Duygusal açıdan [bu şekilde] bir uç noktada olduğunda, kendini ifade etme zorluğunun nedeni [...] duygularını ifade edebilecek uygun kelimeleri bulma zorluğudur. Sonuç olarak, en kolay şekilde çıkan olumsuz ifadeye kilitlenebilir ve "bu durumdan hoşlanmadım" yerine "senden nefret ediyorum" şeklindeki bir cümleyi ağzından kaçırabilir."

"Kendini ifade edecek sözcüklere sahip olmadığını anladığında kendini o kadar sınırlandırılmış hisseder ki, sorununu basit bir şekilde ağlayarak çözer."

Dil gelişimiyle ilgili önemli bulduğum bir tablo var kitapta.


Bu "tilki" muhabbeti bizim evde çok yaşanır... kim bilir yavrum aklından neler geçiriyordur! Pek çok kez bizi hiç umursamayıp yanıt vermemesine şaşmamalı!

Kısacası, aşağıdaki videodaki gibi yapmayın :) (NOT: Çouğu daha da bunalttığımız videolar da ver elimde ama vimeoya yüklememişim... bu yine en iyisi!)


ÖRDET Bölüm-2 (kısa) from Basak Celik on Vimeo.


Yine bu bölüm, iletişime yardımcı olacak önerilerle noktalanıyor:

1- Karşılıklı konuşmak için fırsatları kollayın.

2- İletişim ve ifade içeren oyunlar oynayın.

3- Düzenli olarak sesli okuyun.

4- Birlikte şarkılar söyleyin.

5- Bir sürü soru sorun: Örneğin, çocuğumuz bize "topu attım" dediğinde "ne çeşit bir toptu, ne renkti, ne kadar uzağa attın, düştüğünde nasıl bir ses çıkardı?" gibi çeşitlemeler yapabilirmişiz.

6- İyi bir dinleyici olun.

7- Hareketlerinizi anlatın.

8- Daha karmaşık cümleler kullanın: Örneğin "Bak, kedi" dediğinde "evet, tekir bir kedi" demek işe yararmış.

9- Özel konuşma zamanları yaratın.

10- Dili eğlenceli hale getirin.

11- Dil gelişimini destekleyecek oyunlar arayın: Taklit oyuncakları, çiftlik seti, mutfak oyunu, yemek oyuncakları ile inandırıcı senaryolar yaratılabilir, konuşma için uygun ortam yaratılabilirmiş.

BÖLÜM-3: ÖĞRENMEMİ İZLE!

Dünyadaki herşeyi keşfetmek isteyen çocuğumuzun zihin gelişimi hepimiz için çok önemli, değil mi? O artık, eline geçirdiği şeyin işlevini "sorgulayabilen" bir varlık! Herşeyi bilmek, görmek ve deneyimlemek istiyor. İlginç nokta, yeni şeyler keşfettikçe, çocuğumuzun içinde yaşmının belirli bir düzen içinde yürümesi için şiddetli bir istek uyandığını okumam oldu! Evet, düzenin çocuklar için çok önemli olduğunu biliyordum, ama bakın neden öyleymiş:

"[...] Bu yüzden adet ve alışkanlıklar bu kadar önemlidir; onlar, çocuğun bilgiyi "yerleştirmesi"ne, tahmin edilebilirliğin ve zihinsel enerjisinin korunmasına yardım eder. Her gün, herşeyin onun için yeni olduğunu hayal edin, duygusal yoğunluktan dolayı yorgun düşecektir! Diğer taraftan düzenli bir hayat, onun enerjisini korumasını ve öğreneceği şeylerin çoğalmasını sağlar."

Yani, hayatı düzenli oldukça, zihni yeni öğreneceği şeyler için daha dinlenmiş oluyormuş! Bunu akılda tutmak lazım!

Bir de, zaman kavramı var. Dün/bugün/yarın/bir saat içinde gibi kavramları anlayamasalar da, yemekten sonra, uykudan önce gibi kavramları anlayabiliyorlarmış (özellikle de, düzenli bir yaşamları varsa). Dolayısıyla, zaman kavramı olarak bu kalıpları kullanabilirmişiz.

Matenatik ve sayı saymayla ilgili de çocuklara çok yükleniyoruz, değil mi? Özellikle ağzıdan dökülen ilk "üüüç, dööö, beeee" ile kendimizden geçip hemen 10'a kadar da saysın istiyoruz! Halbuki, iki yaşındaki çoğu çocuk bir ve iki arasındaki anlam farkını anlar; ancak, üç onlar için yakalaması zor bir anlam taşırmış. Yani, 10'a, 20'ye hatta 100'e kadar sayan çocuklarından yaptığı şey ezbermiş (tabii ki hafıza açısından, takdir edilmesi gereken bir durum... ama matematiksel olarak çok anlamlı değilmiş).

Pek çok anneden duyduğum (ve zaman zaman da katıldığım) "aynı kitabı onlarca kez okumaktan fenalık geldi" cümlesine karşı, şu okuduğum satırlar bana oldukça ilginç geldi:

"Karşılaşılan günlük yeni bilgilrin saldırısına karşı, küçük tekrarlar yapmanın çocuğunuzun rahat etmesi için bir kaynak olduğunu akılda tutmak size yardımcı olabilir."

Yani, bize eziyet olsun diye yapmıyorlar... aslında, biz anlayamasak da, çok mükemmel işleyen bir mekanizmaları var!


Çınar keşif yapıyor (19 aylık)

Bir dönem -Çınar 16-17 aylıkken- "Çınar'a aktivite yaptırmaya" kafayı takmıştım! Hatta, tabiri caizse, kafayı bununla bozmuştum, diyebilirim! Neyse sonra silkelendim ve kendime geldim... O zamandan beri de, evde yalnızca Çınar'ın istediği gibi azıp coşuyoruz, sarılıyoruz, öpüşüyoruz, sevişiyoruz! Bu yüzden, şu okuduğum cümleye bayıldım!

"Çocuğunuza "öğretici" oyuncaklar sağlamak ya da oyun zamanlarını, öğrenme deneyimi haline getirmek gerektiğini düşünebilirsiniz. Rahatlayın! Çocuğunuz öğrenmesi gereken herşeyi, siz ona uyarıcı ve sevgi dolu ortam sağladığınız sürece öğrenecektir. Hatta, "öğrenmeye" zorlamaya çalışmak, çocuğunuzun üzerinde ters etki yaratabilir."

Peki, "rahat" olarak çocuğumuzun büyümesine, keşiflerine nasıl katkıda bulunabiliriz, diye sorarsanız, işte yolları:

1- Pek çok oyun sahası yaratan oyuncaklar arayın: hayvanların olduğu ahır, set şeklindeki oyunlar, vb.

2- Çocuğunuza yaratıcılık konusunda ilham veren materyaller sağlayın: kağıt havlu ruloları, plastik kutular gibi basit ev eşyaları.

3- Çocuğunuza bir şeyin "doğru" yolunu göstermekten kaçının! İlk defa karşılaştığı bir oyuncakla nasıl oynayacağını göstermek normaldir. Bundan sonra, bırakın canı nasıl isterse öyle oynasın...

4- Çocuğunuzun hayal oyununa destek olun.

5- Oyunları sayarken çocuğunuza katılın.

6- Günlük ev işlerini ve alışkanlıkları, öğrenme olanağı olarak kullanın.

7- Okuma zamanlarını çocuğunuz için eğlenceli hale getirin: okumanızı istediği kitapları seçmesine izin verin; okuma zamanlarını ders haline getirmeyin...

8- Oyun fırsatlarında dengeyi sağlayın: (burayı çok önemli buldum)

"Çocuğunuz çoğunlukla eve bağımlıysa, bakım evinde hatta kendi evinizde, bunu dışarıdaki oyunla dengelediğine emin olun. [...] Ve eğer çocuğunuz, günün büyük bir bölümünde diğer çocuklarla birlikteyse, sessiz ve yansıtıcı zamanlar için fırsat kollayın. Çocuğunuzun evde geçirdiği zamanla, dışarıdaki maceraları ne kadar dengelenirse, çocuğunuzun daha çok ilgi duymasını ve dünya ve kendisiyle ilgili daha çok şey öğrenmesini sağlamış olursunuz."

6 Ekim 2010 Çarşamba

İKİ YAŞINDAKİ ÇOCUĞUNUZ BÜYÜRKEN -Giriş

Bundan bir ay önce, Arca tatlısının annesi sevgili Yeliz sayesinde şahane bir kitapla tanıştım! "Çocuk bakımı/eğitimi" kitaplarına küsmüşken, Yeliz'in yazısından (postun en sonundaki kiap tavsiyelerine bakınız) etkilenip almaya karar verdim -iyi ki de öyle yapmışım! Uzun süre okunmayı bekledi kitap; Çınar'ın iki yaşını doldurmasıyla elime alabildim! Geç kalmamışım, tam vaktinde olmuş hatta, dedim kendi kendime... ve her okuduğumda Yeliz'e teşekkür ettim, ediyorum!

"İki Yaşındaki Çocuğunuz Büyürken" asla bir "hap formül" kitabı değil. Öneriler sunuyor, ama daha çok yaptığı, dünyaya çocuğunuzun gözünden bakmanızı sağlamak ve "belalı/berbat iki" diye sınıflandırılan davranışların aslında ne demek olduğunu çözmenize (ve dolayısıyla bunları hoşgörmenize) yardımcı olmak!

Zaten önsözü şöyle başlıyor:

"Eğlencenin, merakın ve sevginin anası iki yaş iken, hala neden bu döneme "berbat ikiler" dendiğini anlamaya çalışıyorum. Ben onu "mükemmel ikiler" diye yeniden adlandırmayı tercih ederim. İki heyecan verici bir yaştır. Birdenbire, gün ve gece boyunca ihtiyaçları sizin tarafınızdan karşılanan o bebek, gerçek, küçük bir insana dönüşmüştür -düşünceleri, fikirleri ve kendi istekleri olan bir birey-."
Kitabın açılış cümlesi bana kendimi çok iyi hissettirdi. Bir şeyin, insanlar onu öyle etiketliyor diye, ille de kötü olmaması gerektiğini hep düşünmüşümdür; ama, bu iki yaştan ben de korkuyordum açıkçası! Ve tek bir cümleyle, korkumun yerini neşe aldı. Çünkü ben de, Çınar 2 yaşını doldurduğundan beri, aynen bu cümlede yazan şeyleri hissediyordum. Demek ki, o kadar da naif değildim!

Bu ilk cümleyi okuduğumdan beri aklımdaki şeylerden biri bu kitabı sizinle paylaşmak. Notlar ala ala okuyorum, henüz bitirmiş değilim; yarıladım sayılır! Ama bölüm bölüm, aldığım notları buradan paylaşmak istiyorum. Biraz da işe yarasın bu blog, değil mi?

Bu, aslında bir giriş yazısı. Notlarımı daha sonra aktarmaya başlayacağım (bloga heyecan katmaya çalışıyorum şu an!)... arkası yarın!

Hem sorarım size, iki yaşında ama hiç "terrible" bir hali var mı oğlumun?

 
-------------------------

Bu yazıdaki bütün alıntılar için kaynak: O'Connell, D. İki Yaşındaki Çocuğunuz Büyürken. Beyaz Balina Yayınları, İstanbul, 2003.

5 Mart 2010 Cuma

Bu Da, Bir Bavul Kitap!

1 hafta önce tam bir bavul dolusu yeni kitabımız oldu! YavruSu'nun kitaplığından seçtiklerimize (solda) Seda Teyze'si de yeni hediye kitaplar ekleyince (aşağıdaki resimde, sağda), Hülya Teyze'mize Amerika'dan bir bavul kitap getirtmiş olduk (buradan, kendisine çok çok teşekkür ediyoruz yeniden).
          

İlk anda, kitapların hepsini birden minik adama gösterince, yavrucuğum ne yapacağını şaşırdı. Bir birine baktı, bir öbürüne! Çok heyecanlandı, sevindi! Biz onun coşkusuna daha çok sevindik, iyi ki almışız kitapları ve teyzesi iyi ki bir sürü yollamış dedik! Minik adam yatınca da, gruplandırdık kitapları; bir kısmını, daha sonra okumak üzere kaldırdık, bir kısmını da minik adam keyifle okusun diye kitaplığımıza koyduk. Anne, okunacak kitapların üzerine Türkçe çevirileri yazdı ki minik adam Mine Teyze'siyle birlikte de bakabilsin kitaplara.
  
YavruSu kitaplığından gelenlerden favorimiz "Close Your Eyes/Kapat Gözlerini" oldu... Bu kitap Çınar'ı büyüledi resmen, ilk gördüğü an, cumartesi gecesi uyku öncesi, hemen eline alıp kapağını açtı ve okumamı istedi. O gece sanırım 10 kez okuduk o kitabı; hatta, daha da okurduk da, iyica mayıştığı için "hadi uyuyalım" dedim. Uyurken kalkıp kalkıp "Googo" diyerek kitabı gösterdi. "GoGo", Çınar'ın önce Winnie the Pooh'un Tiger'ına, sonradan da bütün kaplan/kedigil familyasına verdiği isim. Sabah da kahvaltıda Mine Teyze'sine kendisi okudu kitabı, sayfaları açıp açıp "ıııggghhhaaaaaa, aaaaa, eeuuuoooooo, ggaaaaaaa" deyip, yeri geldiğinde de minik kaplan gibi gözlerini kapattı. Diğer favorisi de "Bear About Town/Şehirde Gezen Ayıcık" oldu. Dün gece de yarım saat boyunca döne döne ayıcık şehirde nerelere gitmiş, neler yapmış onu okuduk. Bu sayede minik adam uyku öncesi iyice mayışmış oldu ve günlerdir süren uyuma stresimizi dün gece yaşamadık!




Hediye kitaplarımızdan da önce 101 Dalmaçyalı'nın üstüne atladı -ee, ne de olsa "hav hav" var! Sonra Nemo'yu okuduk. O da, Çınar'ın favori hayvanlarından balıklı kitap çünkü :) Ama bu sette ilk bakışta favorilerimiz "On the Farm" puzzle kitap ve "Baby Einstein" aynalı kartlar oldu! Aslında yapbozlar bizim minik adamın ilgisini pek çekmedi bugüne kadar. Ne kadar denediysem, hiç oralı olmadı. Ama bu hem kitap, hem yapboz, hem içinde hayvanlar hem de traktör, yani "eeeııınnnnn" var! Tam onikiden vurdu hedefi kısacası! İlk başta yine yapbozları yerleştirmek yerine yalnızca kitabı okumayı tercih etse de, dün akşam baktım, traktör başta olmak üzere, köpeği, atı döndüre döndüre yerine koymaya çalışıyor tombik elleriyle.

"Baby Einstein" kartlarını da "atta" çantamızdan ayrımıyoruz hiç! Arabada, dışarıda iyi vaikt geçirmek için bire bir! Her kartın üzerinde bir "duygu" anlatılmış, arkasında da ayna var ki, çocuk o duyguyu kendisi taklit etmeye çalışırken aynada da bir yandan kendisini görsün, ne yaptığını anlasın, eğlensin! Bizim minik adam pek çoğunu yapabiliyor -şaşırıyor, seviniyor, heyecanlanıyor, korkuyor, ağlıyor, hapşuruyor, gülüyor... Tabii "gururlanmak" gibi ne olduğunu anlayamadıkları da var; ama, bu da işin güzel yanı! Demek ki bu kartların ömrü çok uzun olacak :)

Annenin hazırladığı gelecek kitap programında, "Susam Sokağı Aktivite Kitabı", "We Honestly Can Look After Your Dog/Köpeğinize Gerçekten Bakabiliriz" (geldiğinden beri, ben bu kitabı kendim 10 kere okudum sanırım :P), "Nemo Fish School", "Dalmaçyalılar" ve müzikli kitaplarımız "Whole World/Bütün Dünya" ve "Animal Boogie" var. 2-3 hafta sonra çıkabilmeyi umduğumuz İstanbul seyahatinde bizi epey eğlendirirler diye umuyorum!

Herkese bol kitaplı günler!


27 Şubat 2010 Cumartesi

Teşekkürler "Bir Dolap Kitap"...

Evren sayesinde muhteşem bir siteyle tanıştım, hemencecik de Google Reader'a ekledim... Her yeni makaleyi heyecanla okuyorum, ama bu seferki beni o kadar çok heyecanlandırdı ki sizinle de paylaşmak istedim.

Minik Adamı yaklaşık 6 yıl sonra oldukça ilgilendirecek bir konu... ve çocuğu olan/olacak herkesin okumasını şiddetle tavsiye ediyorum:

Kitap Okumayı Sevmeyen Çocuğu Anlama Rehberi

Teşekkürler "Bir Dolap Kitap"... Seni izlemeye devam edeceğim!

22 Şubat 2010 Pazartesi

Dağ Sıçanı Sorunsalı ve Çözümü

"Nasıl yani?" dediğinizi duyar gibiyim :) Ya da "dağ sıçanı ne?" de diyor olabilirsiniz (ben demiştim)... aslında hikaye bundan yaklaşık 7 ay öncesine uzanıyor...

Çınar bir kitabın sayfalarının ters olduğunu keşfedip düzelttiğinde 10 aylıktı. Hatta, bir kitabının üzerindeki pandanın yüzü ona orantısız geldiği için (gerçekten de, gözleri fazla aşağıda o hayvanın :D) kitabı hep önce tersine çevirerek okumaya başlıyor, içini açtığında sayfalar ters kalınca yeniden düzeltiyordu :) Aslında bizim minik adamın tertip-düzen hastalığından kaynaklanıyor ters-yüz durumu. Anneannesinin ve Gülcan Teyzesi'nin elinden çok su içtiğinden midir bilinmez oğlum dehşet şekilde düzenli bir çocuk! Aldığı şeyi mutlaka "aldığı biçimde" yerine koyar (tabii, biraz öğrettik, ama içinde varmış ki çabuk kaptı), altını açtığımızda bezini koştur koştur kendisi çöpe atar, elleri kirlendi mi çekmeceden bez alır siler, misafirlere ayakkabılarını koyacakları dolabı gösterir (çünkü ayakkabılar ortada durmaz, değil mi?) ve bir şey tersse mutlaka düzeltir!

Ama işte bazen bu titizliği başına olmadık dertler açıyor... geçenlerde minik adama, öyle çok da düşünmeden "10'a Kadar Say PonPon" diye bir kitap almıştım. Maksat saymayı öğretmek değil de, çok sevdiği PonPon karakterinin yeni bir macerasını okumaktı. Önce yüz vermedi kitaba, sonra 2-3 hafta önce bir gün, yeniden gösterdiğimde pek bir çoşkuyla bakmaya başladı. Başta herşey çok güzeldi; "ayaklarını pat pat yere vurmayı seven bir tavşan, lezzetli bir çiçeğin tadına bakan iki kuş, öğle yemeğinde sinek yiyen üç kurbağa..." derken "dallardan sarkmayı seven altı neşeli dağ sıçanı" sayfasını açtı ve film koptu!

Yandaki resimde de görebileceğiniz gibi dağ tavşanları dallardan yalnızca sarkmayı sevmiyorlar, TERS sarkmayı seviyorlar! Hayır, sayfada yalnızca onlar olsa, sorun değil; ama yerde de iki tavşan onları izliyor -DÜZ bir biçimde, haliyle... Şimdi sayıca çok olan, göze çarpan, ters duran dağ sıçanları olduğu için bizim minik adam sayfayı açar açmaz hoop dedi, kitabı ters çevirdi. Ama o da ne? Bu sefer tavşanlar ters kalınca kitap bir daha düze döndürüldü. Ama bu sefer yine dağ sıçanları ters kaldı, yine kitap ters çevrildi. Ama tavşanlar bu sefer ters, hop düze döndürüldü... bu döngü ilk seferde sanırım 10-15 kere tekrarlandı. Sonra baktı olmuyor, "tavşanlar az zaten, naapiyim onlar ters dursunlar bari" dedi herhalde ve kitap tersken (dağ sıçanları düzken) okumaya devam etmek istedi. Tabii kitap ters olunca, ve tersken sayfayı çevirince bizim minik adam, dağ sıçanlarından bir önceki sayfaya geldi yeniden. O sayfada ters duran hayvanımız olmadığı için kitabı düze çevirdi, sayfayı da çevirince yeniden nereye geldi? Evet, dağ sıçanları sayfasına... haydaaaa!!!!! Buyur bakalım... Al baştan!

13 Şubat 2010 Cumartesi

Minik Adamın Kitapları (10 Ay ve Sonrası...)

Önsöz

Kitap listemizi "0-10 ay" ve "10 ay ve sonrası" olarak ikiye ayırmayı tercih ettim. Hem yazı çok çok uzamasın diye, hem de bizde öyle bir milat var çünkü, 10 aylık olduktan sonra minik adam birden büyüdü sanki :) Tercihleri değişti, daha bir "adam" oldu. Bu durum kitaplara da yansıdı haliyle... O yüzden, 0-1 yaş değil de, 0-10 ay... Bu bölümde 10 aylık olduktan sonra okumayı sevdiklerimiz ve son zamanlardaki favori kitaplarımız var.

Bundan önceki yazılar: Minik Adamın Kitapları (0-10 Ay)

Minik Adamın Favori Kitapları

Aslında bu listedeki kitapların neredeyse yarısını 10 aylık olmadan önce almış ve okumaya başlamıştık. Ama hala çok severek okuduğumuz, keyifli zaman geçirdiğimiz, görünce heyecanlandığımız için bu listeye yazmayı tercih ettim. "10. aydan sonra da okunabilecek" kitaplar olarak değerlendirilebilirler belki :)

Listeyi oluştururken sıralamayı aldığımız zamana göre yapmaya çalıştım... Minik Adamın kütüphanesinin en güzide kitapları aşağıda, buyrun efendim:

1- Tırtıl Dizisi -Parkta:
Bu kitapla Çınar 8 aylıkken tanışmıştı... İkimiz de bu kitaba farklı nedenlerle bayılıyoruz:
Çınar'ın ilgisini parlak renkleri ve net, sevimli çizimleri çekmişti. Ben ise içeriğine bayılmıştım -Çınar'ın ilk sürreal kitabı! 
"Sarı ördek köpeğini gezdiriyor, kuzucuk koşuyor, (...) domuzcuk ördekleri yemiyor, (...) kurbağacık düşüyor!"
İşte bizim minik adamın 9 aylıkken "kurbağacık nasıl düşmüş?" diye sorduğumuzda kendini yerden yere atmasına neden olan sevgili kitabımız budur! Yani bir süre sonra oradaki hayvanların neler yapmaya başladığını da anlamaya çalışmıştı :)
Bu kitap serisinin Okulda, Tatilde, vs gibi versiyonları da var. İlgilenenlere duyurulur...

2- Kim Kimdir Vahşi Hayvanlar:
Bu kitabı Çınar 9 aylıktan beri severek okuyor, inceliyor. Hem "dokun-hisset" kitaplarından hem de içeriğinin, Evren'in deyimiyle, "belli bir ahengi var".
"Fil: Aslında bu hortum ayaklarına kadar uzanan bir burun, hadi uzat elini, dokun kulağına o duymadan seni"
"Zebra: Siyah-beyaz çizgili zebra, güneşin parıldadığı ovalarda yaşar. Ama bir aslan gördü mü, kaçıp saklanacak yer arar"
Her sayfadaki hayvanın vücudunun bir bölümü o hayvanın gerçek derisine benzeyen bir malzemeyle kaplanmış. Çınar özellikle tukana ve iguanaya dokunmaktan çok hoşlanıyordu. Şimdi de ben okurken o da hayvanların seslerini taklit etmeye calışıyor :)

3- Pocoyo Saklambaç Oynuyor/ Pocoyo Hazır Dikkat Başla:
Pocoyo ile yine 9 aylıkken tanıştık. O günden beri de kendisini çok seviyoruz! Sadece Pocoyo'yu mu? Hayır, arkadaşı pembe fil Elly'yi, köpek Loula'yı, ve hatta son kitapta tanıştığımız Pato'yu ve Uykucu Kuş'u da. Çok sevimli 5 karakter yaratmışlar. Altta yatan mesajları da öyle çok çocuğun gözüne soka soka vermiyorlar. Kısaca, gerçekten eğlenceli kitaplar!
İlk Pocoyo kitabımız Saklambaç Oynuyor'da yaramaz Pocoyo anlatıcının "hangi oyunu oynamak istiyorsunuz?" sorusuna aldırmadan ordan oraya saklanıyor, arkadaşı Elly de peşinden koşturup onu bulmaya çalışıyor. Bizim minik adam da kulakları kaldırıp Elly'nin Pocoyo'yu bulmasına yardım ediyor. Sonra Elly saklanıyor, Pocoyo buluyor... sonra gece oluyor, hepsi uyuyorlar :)

İkinci kitabımızı daha yeni aldık sayılır, 1-2 ay ancak oldu. Bu macerada da Pocoyo ve Elly arabayla gezerken, gezintileri bir yarışa dönüşüyor. Sonra yarışa Uykucu Kuş da katılıyor. Kah Pocoyo, kah Elly önde giderken başlarına bir kaza geliyor... sonrası kitapta :))

4- Bubi ve Çiftlikteki Hayvanlar:
Bu kitabı da anneanemiz Çınar 10 aylıkken almıştı. Sevimli ayı Bubi çiftliğe gidiyor, oradaki hayvanlarla arkadaşlık ediyor.
Ama biraz bilmiş kendisi, bazen öğütler veriyor, bazen hasta hayvanları iyileştiriyor: "Küçük ördek de ötekilerle yüzmek istiyor ama çok utangaç. Bubi diyor ki: haydi küçüğüm, onlar da senin gibi ördek", "Küçük eşek çok çilek yiyerek midesini bozmuştu. Bubi ona şurup içirdi, eşek hemen iyileşti".
 Bazen de "okura" mesaj vermeye çalışıyor: "Buzağı annesinin memesinden süt emiyor, böylece güçlü olacak ve sağlıklı büyüyecek"
Ama Bubi çok sevimli bir ayıcık, hayvanlar da Çınar'ın o kadar çok ilgisini çekiyor ki bir oturuşta döne döne 3-5 kere okuyabiliyoruz bu kitabı :)

5- Pisi Kedi'nin Mutlu Günü:
Pisi Kedi ile tanışmamız aslında 40 günlükken olmuştu -kuzen Balca'nın "Pisi Kedi Oyun Zamanı" kitabına daha o kadarcıkken çok ilgi göstermişti bizim minik adam. Sonra 7-8 aylıkken o kitabı biz de almıştık. Ama 10 aylıkken aldığımız bu kitap en favori Pisi Kedi kitabı oldu.
"Pisi Kedi bugün çok mutlu, bugün güzel bir gün..." Sağolsun Pisi Kedi ve sağa sola saklanan dostları ve eşyaları, bizim her sıkıntılı süt içme seansımızı da mutlu kılmıştı :)
Pisi Kedi'nin Mutlu Günü, tam bir kulaklı kitap (flap book) -içinde 40 tane açkapa kulağı var. Kulakların altından kah Ayıcık çıkıyor, kah anne kedi, bazen bir örümcek... Bazen de Pisi Kedi'nin arkadaşlarının yaptığı aktivitelerin sonuçları! Son sayfada ise Pisi Kedi ve arkadaşları saklambaç oynuyorlar, biz de onları saklandıkları yerlerden (yani kulakların altından) bulmaya çalışıyoruz!
Ben Pisi Kedi'nin çizimlerini de çok seviyorum, Çınar özellikle Ayıcık'a bayılıyor! Bir de Alma'ya! Çünkü Alma kutuları "BAAAAMMMM" deviriyor bu kitapta!

6- Minik Arkadaşım Şirin Ayı:
Şirin Ayı ile 1 yaşımıza yakın tanıştık. Çınar'ın ilk "öykü" kitabıdır kendisi.
Bir gün evde Şirin Ayı'nın karnı gurrrr diye gurulduyor, ama yiyecek bir şey bulamıyor; dolaptaki kurabiyeler de çok yüksekte. O da yiyecek bir şeyler bulabilmek için ormana gidiyor...
O güne kadar sürekliliği olan hikayeleri uzun uzadıya dinleyemeyen minik adam, Şirin Ayı'nın macerasını baştan sonra dinleyip tekrar okumamı isteyince çok şaşırmıştım! Kitabın çizimleri çok da göz alıcı değil, ama görünen o ki miniklerin ilgisini epey çekiyor :)
Bu serinin bir de "Şirin At" olanı var. Çınar onu da seviyor, ama favorisi hala Şirin Ayı :) Hele ki karnının "Gurrr" diye guruldamasına çok gülüyor!

7- Minik Tavşanlar -Güzel Bir Yaz Günü:
Minik Tavşanlar, PonPon ve kardeşleriyle, Çınar 12 aylıkken tanıştık, ve o günden beri elimizden düşürmüyoruz! Zaten şu PonPon'un sevimliliğine bakar mısınız? Ben bile bayılıyorum ona!
Güzel bir yaz günü, PonPon ve kardeşleri göle gidiyorlar, nehirde gezintiye çıkıyorlar, piknik yapıyorlar...
Çınar bu kitabı da üst üste defalarca okutabiliyor bana. En çok da tavşanların "floşşş, flopppp" diye göle atladığı sayfayı seviyor! Galiba çocuklara kitap okurken canlandırma yapmak çok önemli. Ben her okuduğumuz kitabı teatral olarak dile getirmeyi seviyorum. Sanırım bizim minik adam da buna alıştı, ona kitap okuyan herkesten aynı muameleyi bekliyor :)

8- Minik Tavşanlar İyi Geceler PonPon:
Hiç kapağına aldanmayın, PonPon'un uykusu falan yok :) İtiraf ediyorum, bu kitabı 14 aylıkken, bizim minik adama uyku öncesi okuyayım, belki uykusu gelir diye almıştım. "Eğitsin" diye aldığım ilk ve tek kitaptır herhalde :) Eğittiği de söylenemez ama çok eğlendirdi!
"Gökyüzünde yıldızlar parlıyordu, bütün tavşanlar evlerine gitmişlerdi... PonPon hariç! Onun daha uykusu gelmemişti..." Böyle başlıyor gece hikaye, PonPon bütün ormanda dolaşıyor ve bütün hayvan arkadaşlarının teker teker uyuduklarını görüyor. Sonra evine gidiyor, tavşan kardeşleriyle babasının anlattığı masalı dinliyor, ama yine en son o uykuya dalıyor :) Aslında sanırım PonPon, hem zor uyumasıyla hem de afacanlığıyla bizim minik adama çok benziyor! Bu yüzden de Çınar bu kitaba bayılıyor! Uykusuz PonPon'u defalarca okuyoruz... hatta gece minik adamı yatırırken, ışıkları söndürüp, kucağımda masal olarak anlatıyorum bu hikayeyi. Normalde kurtlanıp 10 saniyede kucaktan kurtulmaya çalışan oğlum, öykü bitene kadar yerinden kıpırdamıyor. En sonunda "PonPon da uyumuş, hadi sen de uyu" deyince, eliyle "sus" işareti yapıyor ve kendisini yastığın üzerine atıyor :)

9- İlk Adımlar Dizisi -Sözcükler (12-18 Ay):
Bu kitabı da Çınar 15 aylıkken aldım, ikinci "kelime" kitabımız. Normalde pek yüz vermedğiğim kelime kitaplarından biraz daha farklı. Her sayfada bir tema var, kıyafetler, banyo, yiyecekler gibi... ve altında da kitabı interaktif okumak için soru önerileri "hangileri yuvarlaktır?", "hangisini gece yatarken giyeriz?"... Soru önerilerinden de yararlanıyoruz kitabı okurken ama ben daha çok kendim o resimleri hikayelerle anlatmayı, ya da "Çınar'a anlattırmayı" seviyorum! Mesela banyo sayfasında küveti gösterip "tavşan küvette ne yapıyor?" diye soruyorum, minik adam da elleriyle göğsünü ovuşturuyor -yani banyo yapıyor demek istiyor. Ya da lazımlığı gösterip "burada ne yapıyoruz biz Çınar?" diyorum, o da "çişşşşş" diye yanıtlıyor :)) (yok, hala bezimiz var, ama teorimiz tamam :P). Pijamayı gösterip "bunu ne zaman giyiyoruz?" diye sorunca da hemen "eee eeeeeee" diyerek uyuduğu zamanı anlatmaya çalışıyor :) Bir de en sevdiği sayfa çeşitli meyvelerin olduğu "mamma" sayfası. Ne zaman kendisi de meyve isimlerini söyleyecek bilmiyorum ama her seferinde 20 kere falan elma demek bana çok komik geliyor :)
Bu serinin bir de "Hayvanlar" olanı var. Sanırım Çınar onu da sever, ama gittiğim bir kaç kitapçıda bulamadım... bakalım...

10- Haydi Beni Bul -Renkler/Sözcükler:
Bu da en son aldığım (16 ay) ve yine sevdiğimiz bir diğer kelime kitabı serisi. Şekillerin hepsi sanki oyun hamurundan yapılmış gibi, bence çok güzeller. Bizim minik adam da bu serideki şekillere bakmayı çok seviyor. Yine boş geçmiyoruz, baktığımız şekillere hikayeler yazıyoruz...
"Bu uçak... dayı uçağa bindi, vuuuuuu diye İstanbul'a askere gitti. Sonra yine binecek, yanımıza gelecek!" (Bu sırada Çınar da "vuuuuu"luyor tabii...)
"Bak çocuk kaydıraktan kayarken düşmüş, dizi acımış, ağlamış. Nasıl ağlıyor çocuk? (Çınar ağlama taklidi yapıyor) Peki öper misin geçsin? (Çınar eğilip kitabı öpüyor)"
Aslında bence, hikaye kitapları çocuklara bu kelime kitaplarından daha fazla kelime öğretiyor. Ama zaten ben Çınar'a illa bir şey öğrensin diye almıyorum bu kitapları, keyifli zaman geçirsin, kitapları sevsin diye alıyorum... 10 kelime söylemiş, 1000 kelime söylemiş çok da umrumda değil, kitaplarla ne kadar haşır neşir olduğunu görmek, kitapları sevdiğini görmek, iyi vakit geçirdiğini görmek yetiyor bana!


Ufak bir not olarak sevmediğim kitap türlerini de yazayım hemen: "eğitim dizisi" adı altında herşeyi çocukların gözlerine gözlerine sokarak anlatan kitapları sevmiyorum. Bir de "konuşan" kitapları! Elektronik bir ses niye okusun yani onlara? Ya annesi/babası/bir sevdiği okusun kitapları çocuklara, ya da alsınlar sayfaları kendileri çevirsinler, varsın okuyamasınlar, ama hayal güçleriyle kendilerine sessiz hikayeler kursunlar...