3 Mayıs 2010 Pazartesi

Aktivite Yapmayı Sevmeyen Çocuğu Anlama Rehberi

NOT: Bu başlık, Bir Dolap Kitap'ın çok sevdiğim bir yazısından esinlenerek atılmıştır...

Başlarken...

Kendimi sorguladığım bir dizi yazı yazmayı düşünüyorum bu ara; bu ilki... Öncelikle, bu yazı dizisinin tamamen kendimle, kendi anneliğimle ilgili olduğunu yazayım ki sonra başka annelere kötü örnek olduğum kanısına kapılmayın.

Diğer yazılarımı takip etmişseniz, bir ara bu aktivite konusuna kafayı takmış olduğumu da okumuşsunuzdur. Aslında, derdim aktivite değil; oyundu. Bizim minik adamın oyuna ve oyuncaklara karşı genel isteksizliğiydi. Hala öyle çok aşama kaydetmiş değiliz, zaten araya bahar da girdi, mümkün mü güzel havalarda evin içinde dursun! Öğle uykusu dışında adamın hayatı parkta geçiyor, neredeyse yemeklerini bile bahçede yiyecek! Tabii, oyun, oyuncak hak getire! Ama bence sağlıklısı da bu! Atlasın, zıplasın, sallansın, kaysın, yorulsun, iştahla yemeğini yesin, sızsın! (Dünkü gibi, bir rekora imza atıp 2.5 saat öğle uykusu uyusun mesela; sonra yine yorgunluktan gece de her zaman yattığı saatte uyusun kalsın!)

Oyun/oyuncak ayrı konu da (ya da aynı konudur, ama benim demek isteyeceğim farklı), "aktivite" konusuna takmıştım ben! "Herkesin" çocuğu kaptan kaba, bardaktan çanağa fasülyeleri, mercimekleri, nohutları şıkır mıkır aktarırken benim oğlum niye önüne koyduğum "materyallere" bön bön bakıp sonra da fırlayıp Vileda'nın sapıyla banyonun ışığını açıp kapamaya çalışıyordu? Ya da çocuk dergilerinden çıkan eşleme kartlarını tombik elleriyle itip aile albümlerini "ıh ıh" diye göstererek bin kere sorduğu kişileri neden yeniden soruyordu? Pekii peki, "tüm çocuklar" parmak boyalarıyla çılgınlar gibi eğlenirken bizimki elini kutuya bandırıp da zevkten çıldırmış şekilde önündeki boş sayfaya süreceğine neden "gggııııııhhhhhaaaaaaaaa!!!!!" şeklinde dehşetle sarıya boyanmış eline bakıp "çıkarın ulan bu şeyi elimden, pis pis, ne buuuu, neeee???" dercesine çığlık atmıştı?

Hadi diğerlerini "daha vakti vardır belki, biraz daha büyüse nasıl da güzel eşleştirecek de küçük daha annesi" diye geçiştirmeyi başarsam da, şu son parmak boyası olayında çok bozulmuştum! Yani babayla hiçbir masraftan kaçınmamıştık: boyama önlüğü, odasını kaplayacak genişlikte yer matı, kocamaaan resim defteri... yapılır mıydı bu bize yani? Pilavı avuçlayarak yiyen oğlum parmak boyasını pis mi bulacaktı? Bu da başıma gelecekti?

O günün hayal kırıklığıyla şu cümleyi bile kurdum eşime: tamam, bundan sonra heveslenip Çınar'a hiçbir şey almayacağım! Ben niye hevesleniyorsam? Oynayacak olan Çınar, Çınar mı dedi bana sanki "anne, ellerimi boyaya bandırıp bandırıp soyut şeyler çizmek istiyorum; bu aralar 18-24 aylık çocuklar arasında trend buymuş!" diye. Tamam, küçücük çocuk talep edecek durumda değil, annenin/bakıcının bir şekilde yönlendirmesi lazım; ama, heryerde "çocuğu gözlemlemek çok önemli" diye atıp tutan ben, nedense bu aktivite, zeka geliştirici etkinlikler serisi, minik Einsteinlar yaratalım oyuncakları ve oyunları işine kendimi, çocuğumu bile gözlemleyemeyecek kadar çok kaptırmıştım! Neyse ki, silkelendim ve kendime geldim.

Buyrun vardığım sonuçlar ve kendi çocuğumu anlama rehberim:

1- Çalışmaya başladığımdan beri, Çınar'ın günlük gereksinimleriyle ilgili gözlemlerimi hala başarıyla sürdürsem de, oyunla ilgili gereksinimlerini tam takip edemiyorum. Bunda aslında biraz da "Ne yapıyorsunuz Mine Abla?" diye açtığım telefonlara Mine Abla'nın hep aynı "Hiç kızım, iyiyiz işte" diye yanıt vermesinin de etkisi olabilir. Belki de gerçekten bir şey yapmıyorlardır, belki de benim için aslında çok önemli olan Çınar'ın o gün hangi kitaplarla ilgilendiği, koltuğa kaç kez tırmanıp indiği, arabasının tekerleklerini kaç dakika boyunca çevirdiği, hangi oyuncağına sardırıp hangisiyla o gün daha az ilgilendiği Mine Abla için çok gündelik bir bilgi olduğundan paylaşmaya değer bulmuyor olabilir. Akşam ben eve gelince de bizim minik adam beni deli gibi özleyip kimseyle konuşmama izin vermediği için yüzyüze soru-yanıt faslı da yapamıyorum bakıcımızla. Dolayısıyla, çocuğumu -bu konuda- tanıyamayan, anlayamayan bir anne oldum çıktım!

2- Çocuğu anlayıp tanıyamayınca, gereksinimlerini de, neden hoşlanabileceğini de kaçırıyorum haliyle. "Benim istediğim" aktiviteleri yapmayınca da "niye böyle oldu bu çocuk, niye hiçbir şeye ilgisini çekemiyorum?" diye hayıflanıp duruyordum haliyle. Son zamanlarda, tatil dolayısıyla da, minik adamla daha çok vakit geçirdim ve aslında bilinçli olarak daha çok gözlemledim. Ve fark ettim ki, bizimkinin isteği öyle oturduğu yerde kartlarla, bandırmalı boyalarla, baklagillerle oynamak değil. Oturup yaptığı şeyler de var, ama hiçbirini benim dayatmamla yapmadı: matruşkaları iç içe dizmek-parçalarını eşleştirmek, kitap okumak, albümlere bakıp "kim kimdir" oynamak, mutfak çekmecelerini boşaltıp bütün aletlerin işlevlerine bakıp yeniden doldurmak... Hem de en "cool" tavrıyla.

3- Zorlama aktiviteye hayır! Bizimkinin sloganı bu. Nurturia'daki şu meşhur aktivite sorusunu sorduğumdan beri neredeyse her akşam hevesle eve gelip "bak şimdi sana ne yapacağım Çınar, çok seveceksin bence" diye türlü şey denedim, sonuç hepsinde hüsran! Bir tek neyi sevdi? Koltuk minderlerini yere indirip koltuktan aşağı atlamacayı! Niye? Fiziksel bir çocuk çünkü, ihtiyacı olan şey daha çok hareket! Hatta, kısıtlanmadan daha çok hareket! Yani, iş yine dönüp dolaşıp madde-1'e geldi mi? Geldi! O zaman aslında benim burun kıvırdığım ama fiziksel ve hatta ruhsal gelişimini gayet de olumlu etkileyen futbol (topa dan dun vurmaca), saklambaç, yakalamacılık, yatak üstünde zıplamacalık gibi "sıradan" oyunlar önemli miymiş? Aslında önemliymiş. Peki sorun ne? "E herkesin çocuğu bunları oynayabilir!" Oynasın arkadaşım, seninki de tek ve biricik bir çocuk, üçgen şekilli delikten üçgeni atınca mı farklı olacak yalnızca?

4- Yaşına uygun aktivite... Bu yaş konusunda sıkıntılıyım aslında. Bazen ayından ileride davranabiliyor, ben de buna kanıp yığıyorum çocuğun önüne 2+ malzemeleri/oyunları/oyuncakları. Bazen de, arkadaşların çocuklarından görüp, dur bakayım, bizimki de yapar mı ki, diye bir deneme yapıyorum. İkisinde de sonuç hüsran, tabii! Hala ısrarla anlamadığım şey şu: bu çağlarda, iki çocuk arasındaki 15-20 gün bile önemli! Kaldı ki, zamanından önce zorladığım bir şey onda güvensizlik/becerememe duygusu yaratmış bile olabilir. Buyrun burdan yakın bakalım!

5- Farklı koşullar, farklı çocuklar: kreşe giden bir akranıyla ya da evde kardeşi olan bir akranıyla aynı aktiviteleri yaptırmaya "zorlamak", ilgisini çekmeyince de "bak işte, hiçbir şeye ilgisi yok, hiiiç" diye hayıflanmak da aslında bizim minik adama büyük haksızlık! Başka çocuklarla, özellikle de kardeş gibi bir örnekle bir arada yaşayan çocukların dinamikleri ile bütün gününü evde kendisinden 40 ila 60 yaş büyük biriyle geçiren çocuğun dinamikleri arasında dağlar kadar fark var!

6- Aktivite aktivite diye çocuğu zorladığım şeylere bir bakalım... hepsinin entellektüel bir tarafı var! Olmayıversin arkadaş! 19 aylık çocuk, daha kreşe bile başlamadan eğitilmeyiversin! Montessori de demez mi, zorla eğitim olmaz, öğrenmek istediği zaman, ilgisini çeken şeyi verin çocuğa! Bizimki de gündelik hayatla, hayatıniçinden şeylerle ilgili. İstemiyor kağıtları yırtıp yapıştırmak, önüne konan kaptan diğer kaba nohut aktarmak, "bu resmin aynısından hangi kartta vardı? hmm şunda!" deyivermek... Ama mesela kendisi mutfak dolaplarını açıp kavanozlar arası hububat transferi yapıyor. Üstünde aynı türden resim olan süt ve meyve suyu kutularını ayrı bir köşeye dizebiliyor, anneannesinin koltuklarının üzerindeki melek figürlerini "orda da var, orda da var" diye gösterebiliyor. Kendi materyalini kendi yaratıyor yani, herşeyi devletten beklemiyor!

7- Yönlendirme, önüne imkan sunma güzel bir şeydir; ama, sürekli yeni yeni şeyler sunulduğu zaman bizim minik adamın ilgisi de doğru orantılı olarak azalıyor! Sakin sakin yaklaşmak, "eğleneceği" aktiviteler konusunda insiyatifi biraz da onun eline bırakmak ve teker teker gitmek lazım! Bir anda her akşam çocuğa "belki bunu sever" diye türlü aktivite sununca çocukcağız da "höööyt, ne oluyor, teker teker gelin!" dedi haliyle...

Ben bunları neden yazdım? Hem kendi kafama artık bu iş dank etsin, diye; hem de, benim gibi bu "aktivite konusuna takmış anneler" varsa "yalnız değilsiniz ama bakın ben ne buldum?" diyebilmek için.

Burada bahsi geçen ve bizim minik adamın hiç mi hiç ilgisini çekmemiş olan aktiviteleri bebeleriyle birlikte başarıyla uygulamış, eğlenmiş, öğrenmiş, keyiflenmiş annelere de selam eder, başarılarının devamını dilerim!

Sevgilerimle... Başak

Dipnot: Gelecek yazımı "çocuk bakımıyla/eğitimiyle ilgili bu kadar çok şey bilmeye çalışmak ne kadar yorucu, değil mi?" konusunda yazacağım... bilginize...

20 yorum:

İlknur dedi ki...

O minik adamin bir baska modeli bizim evde var. Hic merak etme yalniz degilsin. En cok bes dakika bir seye ilgisini cekebilirsin. Iki yapar sonra poposundaki dikenler battigi icin kalkar etrafi teftis eder. Ben acikcasi onun ilgisizligine hic kafayi takmiyorum. Bana gore her cocugun fitrati ayri. Benim cocugum hayatin kendisinden baska seylere ilgi gosteren bir cocuk degil nokta. Kap kacakla oynasin. Babasinin saatiyle oynasin. Bos pet siselerle vakit gecirsin. Koltuk tepelerine inip ciksin bunlari seviyor. Annemlerde kaliyor su anda. Ev telefonu cep telefonuna duskun olmus herkesin elinden kapiyor zararlidir diye gidip oyuncakcidan gayette gercegine benzer bir telefon almislar. Suratina bakmadi. Hala ev telefonun, teyzesiin telefonunun pesinde geziyor.

Benim yandigim sey ben niye hala bunu kabullenipte cocuga oyuncak almayi kesmiyorum. Kendimi tatmin etmek icin sanirim. Goruyorum hosuma gidiyor aliyorum onun oynamayacagi belli iste kadin para mi batiyor, sanirim batiyor. Kac defa kendime dedim. O talep edene kadar almayacagim diye. Gene gordum begendim aldim o bu derken valizlere zor sigdirip goturecegim Turkiyeye.

Ay ne uzun yazmisim. Daha fazla baymadan keseyim bari.

arzu aydoğan dedi ki...

Parmak bastığın yerde, aynı duygular içindeyim; Başakcığım çok doğru tespitlerde bulunmuşsun, ellerine sağlık. Benzer durumları bande-bizde yaşadık. Anne heyecanı ile eve getirilen yeni bir malzeme ve aktivite konusu çocuk tarafından aynı heyecanla karşılanmıyor her zaman. Annenin gereksiz asabiyete girmesine gerek yok (ben girdim bir kaç kere) çünkü çocuk bildiğini, istediğini, ihtiyacı olanı yapıyor hep... Galiba bizim biraz rahatlayıp, yavrucakları da rahat bırakmamaız lazım.

Başak Çelik dedi ki...

İlknur,

Ne güzel, en azından kafayı takmıyorsun! Ben de artık takmıyorum :) Yazmak iyi geliyor! Sizinle paylaşıp bu yorumları okumak da! O eve yeni oyuncak getirme kısmına da noktayı koyduk artık. Ancak bir nedenle bir oyuncakçıya birlikte girdiysek de Çınar gezindiğimiz süre boyunca severek oynayacağı bir şey bulduysa (ki genelde çek-bırak arabalar oluyor) alıveriyoruz. Her zaman elimizde oyuncakla oyuncakçıdan çıkmadığımız için de sorun yok :)(Bu arada, niye bayasın, ne güzel paylaşıyoruz işte!)

Arzu,

Ah o asabiyet işini hiç sorma! Yani çocuk sevmedi bir şeyle, ilgilenmedi diye bozulur mu insan? Hadi bozuldu, sinirlenir mi? Kesinlikle rahatlamamız lazım! Neyse, ben başladım, oluyor yavaş yavaş :) Darısı hepimizin başına :)

Herkese sevgiler!

Batuhanın annesi dedi ki...

Bravo.Süper bi yazı.Kendimi ve oğlumu buldum başakçım.
Aynen batu da bu modda şekerim hiçç üzme kendini.Onların da tarzı bu.
Bizim favori oyuncaklar:Elektrik süpürgesi,blender,rende,şarjlı süpürge,saç kurutma makinası.Kısaca ses çıkartan her şey.Ha bi de tornavida,pense gibi şeylere merkalıydı oyuncaklarını aldık.Daha iyi.Düğme açsın kapasın,eline anahtar alıp kapıları açmaya çalışsın.Uçak,araba gibi şeyleri taklit etsin.Araba hastası zaten.İşte öyle yalnız değilsin.

Başak Çelik dedi ki...

Ah Çiğdem, elektrikli ev aleti sevdası! Beyaz eşya dükkanlarından çıkaramıyoruz Çınar'ı! Evde zaten çamaşır makinesi çalışıyorsa, bitene kadar başında bekliyor. Deterjan ve yumuşatıcı koymayı öğrendi, artık kendisi koyuyor! (Çamaşır sepetinin üzerine çıkartıyorum, ben eşlik ediyorum tabii ama yapıyor artık!) Araba sevdası bizde de var. Bu aralar kamyona düştü gerçti! Demek ki normal gelişimleri böyle, hepsi de tesadüf olamaz ki :)

Yalnız, buraya bir kız çocuk annesi de yorum bıraksa pek sevineceğim! Erkekleri anladık, kızlarda durum nasıl acaba? :)

Seda dedi ki...

E yaziyim bari :)Kiz annelerine soz hakki dogdu.

Benim minik de degisik evrelerden geciyor, bazi oyuncaklarla ilgileniyor ama sadece 3-5 dakika, bazilarinin ise yuzune bakmiyor.

Basak'la cocuklar napiyor, hangi evrelerden geciyor diye yazisiyoruz sik sik. Benim de sijkayet ettigim zamanlar cok oldu bu aktivite ilgisizliginden ama simdi bu yaziyi okuyunca baska birsey farkettim (erkek annleri kizmasin):

Benim kafama bu kadar cok takilmiyor bunlar, ilgilenmediginde napsak,baska ne oyuncak-aktivite bulsak diye dusunuyorum ama o kadar.Cabucak unutuyorum.

Anahtar, mutfakta bilumum ivir zivir, telefonlarimiz, cekmeceler vs. hep cok cekici kizima ve bunun normal oldugunu dusunuyorum. Bunu aktivitesizlik olarak gormedim.

Gecen o blogdan bu bloga dolasirken, hatirlamiyorum birisi "erkek anneleri daha cok blog tutuyor" diye yazmis. Ilginc bir tespit.

Dusununce erkek anneleri paylasmayi, kiyaslamayi daha mi cok seviyor acaba diye dusundum. Cok kafa yorup kiyaslayinca, tabii ki hersey normal mi diye daha cok gelir akla.

Kizmayin dedim ama :)

Allah bilir hangi evrimsel icgudu, dusunce kiz ve erkek bebek annelerini boyle dusunmeye, davranmaya itiyordur.

Başak Çelik dedi ki...

Oooo, cinsiyet ayrımcılığı ha? Evren, nerdesin kuzum? :))

Yok, erkek annesi işi -blogger erkek anne sayısı fazlalığı- tesadüf olmuş. Benim bildiğim pek çok kız annesi blogger da var: YavruSu, Özgüranne, Mira'nın Bahçesi, Anneyazar... bunlar ilk başta aklıma gelenler, unuttuklarım alınmasın :)

Ben şimdi 15 ay baktım, sonra işe başladım ya; biraz ondan "control freak" oldum gibi aslında :) Hani "ben evde olsaydım böyle olur muydu acaba?" durumu var biraz bende sanırım. Kız-erkek annesi olmak düşünceyi etkilemiyor da, çocuğun yapısı daha çok etkiliyor gibi :) Yani, yerinde oturup da 5 dakikadan fazla bir boyayla, şununla bununla ilgilense (Sıla gibi mesela), belki kafama takılmaz da, sürekli mobilize yaşayınca, insan ster istemez "ilgi eksikliği mi var ki?" diye düşünüyor! Halbuki alakası yok, dün koyduk suyu, kabı kacağı önüne (lavaboya eğilmekten bükülen bellerimizi rahatlatmaktı amaç), 45 dakika yerinden kalkmadan oynadı. İlgisini takip edebilmekle ilgiliymiş herşey de, ancak anladım ben! Çalışmaya başlayınca çocuk bakımında sudan çıkmış balığa döndüm :)

İşte bunlar da hep çok bilmekten (dedim ya, onunla ilgili de yazacağım). "Eskiler" olsa "zeki çocuk hareketli olur" der bir de mutlu olurlardı; biz, pfiiyuuuuuvvvvv (ıslık sesi :>). Aklımıza ilk etapta neler geliyor neler? ADD'sinden (senden öğrendim, hemen burda satayım :P), hiperaktivitesine kadar kuruyoruz da kuruyoruz (tamam, çok kurmasak da aklımızdan geçmiyor mu?).

Böyle işte Sedacım. Sen hep böyle "cool" kız annesi olarak kal, ne güzel. Biz de erkek anneleri olarak kendimize bir çeki düzen verelim :) Ben başladım, hadi hayırlısı :)

Sevgiler, Başak

Başak Çelik dedi ki...

NOT: Sedacım, sen Nurturia'ya biraz daha takıl, ya da Montessori bloglarını biraz daha oku da gör bak bakalım bunalıma giriyor musun girmiyor musun o aktivits annelerle? :))

Aaahhh, vurma ikiçocukannesi, aaahhhh :))

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

"erkek anneleri daha cok blog tutuyor" tespiti
bana ait, ben yazdıydım

Başak Çelik dedi ki...

Hülya, yazacaktım ben de, "galiba o tespiti Hülya'nın blogunda gördüm" diye ama emin olamadığımdan yazmamıştım :)

Bu arada, en sevdiğim bloggerlar bir bir bloguma yorum bırakıyor, cıstak cıstak diye karşılama yapasım geliyor :) Yazmadan önce haber verseydin de karşılama babında bando takımı İzmir marşı çalsaydı Hülya :)

Gerçekten arkadaşlar, buradan hepinize sesleniyorum. Hülya'nın Tuna'sı nı okuyun, okutun. Bayılıyorum ben bu kadına!

Bir de YavruSu var, ikisi de bu alemin en havalı anneleridir :) Biz de takipçileriyiz!

İkisine de selamlar, sevgiler :)

Seda dedi ki...

Hulya,
Is aralarinda hizli hizli ordan oraya kosturmaca blog okuyunca, kimden ne okudugumu bilmiyorum, lafini sahiplenmene sevindim. Madem Basakcim, Hulya okunmali diyor, simdi ben de reader'ima ekliyorum.

Montessori'nin asil burada civisi cikmis durumda Basakcim, cok iyi anliyorum ne demek istedigini :)

Ancak Sila'nin uzun uzuuun aktivite yaptigini saniyorsan, ya da ben aktarirken oyle gozukmusse pardon. 2-3 sey disinda 5 dakika hicbirseye ilgi gostermiyor. ADD'likten (ozgurce kullan sekerim)anasi, babasi ayni anda 5 konuyu konusan bir cocuktan zaten fazlasini beklemiyorum artik.

Simdi olaya yeni bir teori getirmek istedim, iskembeden atmak serbest mi? Malum bizim cocuklar ancak annne, babalarina, belki bakicilarina bir de sene 1-2 kez, 1-2 hafta ancak gordukleri diger aile fertlerine nazlanabiliyor. Yani toplamda nazlanacaklari kisi sayisi cok az.

Sizinkiler, ozellikle ayni sehirde kalabalik bir aile icinde buyuyen bebekler, nazlanacak dunya insana sahipler. E bu bebekler cok da cingozler. Acaba Cinar bu kozu mu oynuyor size? Mesela gunduz bakicisina bu kadar naz etmiyor, kendi kendi takiliyor olabilir.

Benim burda arkadaslarimdan gordugum hep bu. Az aile, kaderini kabul eden, az nazlanan, onune konan oyuncakla yetinen cocuk :)

(Bu arada Montessori'ye gitmeyen adama kiz verilmez, ona gore, hehe. Saka bir yana, ilerde boyle bir durum cikabilir bizim cocuklar evlenme cagina gelince. Ama Montessori'yi begenmiyorum sanilmasin. Hala Montessori mi, normal kres mi diye kara kara dusunmekteyim. Hatta tembellik etmeyip su kalan okullari da arayim bari.)

Başak Çelik dedi ki...

Haha, Seda'cım, doğru tespit -Montessorilere diyorum! Hakikaten, Montessori eğitimi görmeyene kız vermeyecekler. E ben de bir erkek annesi olarak hiçbir imkandan kaçınmadım, oğlumu Montessori kreşine veriyorum! Buradan da tüm kız annelerinin bilgisine arz ederim :)

İşkembeden attığın tespitine de katılmamak elde değil aslında. Yani, bizim durumda, etkisi vardır, kesin! Çünkü, aynen dediğin gibi, Mine Abla varken her tür oyuncağıyla gayet güzel oynuyormuş ama biz eve elince (özlediği için de) değişiveriyor çocuk; keza anneannede/babaannede de aynı şekilde. Yalnız, şimdi sen böyle kaderine razı falan deyince pek arabesk olmuş Seda'cım ya, kıyamam Sıla'ma ben! Teyze sevgisine boğacağım ben onu, siz bir Türkiye'ye gelin :)

Bu arada evet, tembellik (!) etme, bak kreşlere. Sen beni biliyorsun, yaklaşımı sevmemle birlikte ana hedefim montessori değildi, ama en beğendiğimiz kreş bu yöntemle eğitim veren kreş çıktı! Belki sizin kafanıza normal kreşlerden biri uyar. Her iki tarafı da araştırmak lazım! Bu arada, ne yöntemler çıkmış; Reggio Emilia, Waldorf... Yok yok, daraldım yine, şu ikinci yazıyı acilen yazmam lazım :)

Öperim! Başak

Seda dedi ki...

Evet arabesk olmus biraz :) Tamam gelelim istedigin yap.

Dur daha Waldorf'u yeni ogrendim, Reggio kimmis?

Bu arad alakasiz ama aklima geldi cunku aklim bu ise takik bu aralar: tuvalet egitimi. O konuya egilelim biraz da...Yazarim sana..

tubanne dedi ki...

Oh yahu nihayet brnim gibi düşünen bilinçli bir annenin güzel yazsınıa rastladım.Çok teşekkürler,süper aydınlatıcı olmuş,sevgiler:)Çocuklara özgürlük!

bveç dedi ki...

Tubanne, senin yorumunla yazdığım yazıyı yeniden açtım, okudum. Gülmekten yerlere yattım. neredeyse 4 yıl olmuş yazalı; şimdi ikinci çocuğuma hamileyim ve doğum yapmama 3 ay vat. Dedim kendi kendime, dönüp dönüp okumam lazım şu yazdıklarımı :) Ve evet, çocuklara özgürlüüük!!! Neyse ki ikinci, abisi kadar darlanmayacak tarafımızdan :))) Sevgiler!!!

sibybronze dedi ki...

Peki şimdi nasıl çınar? Benimki 2,5 yaşında ve bu yazı bizi anlatıyor. Geri dönseniz neler yapardınız?

simsim dedi ki...

8 aylık oğlum oyuncak sevmediği için arama yapınca buldum yazınızı. Aynen benimki de öyle. Oyuncakların, kurup düzenlediğim aktivitelerin yüzüne bakmazken anca duvarlara tırmansın, portmantodan ayakkabıları çıkarsın, çekmeceleri karıştırsın. Biraz daha denesem mi yoksa pes mi etsem, daha küçük olduğu için değişir mi, yoksa böyle gelmiş böyle gider mi demek lazım?

Berrak Tanrısever Erensoy dedi ki...

Merhaba,üzerinden çok zaman geçmiş ama konu her zaman herkes için geçerlidir diye düşünüyorum. yazdıklarınız sanki benim oğlumu anlatıyor. İtiraf edeyim yalnız olmadığım için sevindim.Oğlum 28 aylık ve daha hiç ne oyun hamuruna dokunabildi ne de parmak boyaya. kıyamet koparıyor dokunmayı sevmiyor. ben de deli gibi aktivite gereçleri, oyunlar falan alıyorum ama benim oğlum önüne yemesi için koyduğum leblebilerden yol yapıp içinden araba geçiriyor :) su ve köpükle oynamayı sevdiği için, oyunlarımızı ona göre şekillendirdik. bunun haricinde de kesinlikle atlama zıplama, minder atıp üstüne atlama, yatakta zıplama en sevdiği aktiviteler. durum o ki, her çocuk aynı oyunlardan hoşlanmıyor demek ki...

Dennis moms dedi ki...

Bende merak ediyorum çınarı bizim gibi okul sorunu yaşadınız mı mesela? bu ikinci okulumuz 2.5 yaşındayız ve iki ay dolmadan şikayetimiz geldi oğlunuz aktivitelere katılmıyor sınıf düzeni bozuluyor diye :(

Basak Celik dedi ki...

Dennis Moms, Çınar'da okulda sizin gibi sorun yaşamadık; çünkü Çınar'ın okulu onun seçimlerine saygı gözteren ve yapmak istemediği şey için zorlamayan bir yerdi. Önüne seçenek koyuyorlardı, o birini seçiyordu. Büyüdükçe zaten oyunlara olan ilgisi arttı. Belki de okulla siz bu yönde konuşabilirsiniz. Çocuk sınıf aktivitelerine katılmıyorsa bunun nedenini çözmeye çalışsınlar önce diye düşünüyorum... sevgiler...