25 Eylül 2010 Cumartesi

T.A.T.İ.L. -Hiç bitmesin dediğimiz şey...

İlk defa bu sene, bu kadar uzun bir tatilden sonra, "keşke hiç bitmeseydi" dedim! Genelde uzun tatillerin sonunda sıkılırım, evimi özlerim, normal yaşantımı... bu sene öyle olmadı! Hem kaldığımız yer, koşulları, hem hava çok güzel olunca, etrafımda canlarım, kocam, annem, babam ve kardeşim, yanımda "biteeene" yavrum ve son derece mutlu olunca ve de "gerçekten" dinlenebilince, tatil niye bitsin ki?




Ama bitti. Bana da anıları yazmak kaldı! Bol fotoğraflı, az yazılı bir anı olsun istedim! Bakalım becerebilecek miyim?

Çok güzel bir rutin tutturduk tatilde! Bir kez daha anladım ki, ben düzen seviyorum! Hem de çok! Sabah bizim evin horozu oğlumun 6-6:30 arası ötmesiyle uyandık (anneanne uyandı, ben 8'e kadar uyudum, annem sağolsun)! Anneanne Çınar'a kahvaltı getirdi (domates, peynir, omlet ya da haşlanmış yumurta, zeytin, süt); minik adamın kahvaltısı bitince ev halkını uyandırdık, bu sefer biz kahvaltıya gittik. Çınar biz yerken kah masada oturup arabalarıyla oynadı, kah kendi videolarını izledi, bazen de etrafta koşturdu... Yemekleri bu şekilde hallettik hep, böylece "etraftaki kalabalıktan ilgisi dağılmadan" yemeğinin tamamını bitirebildi, anneannesi ve annesinin de içi rahat etti!


Sonra soluğu denizde aldık! Sabahtan Akdeniz çarşaf gibi oluyordu, öğleden sonra dalgalı! O yüzden sabahları denizde geçirdik daha çok, öğleden sonra havuza girdik! Çınar önce denizden biraz ürktü, ayağı yere basmadığı için tedirgin oldu. Kumlar eline yapışınca sıkıntı bastı! Ama sonra "denizde pipiyi açabiliriz" deyince, birden bütün bu sıkıntıları yok oldu, koşa koşa denize gitmeye başladı. Denizde en çok dalgadan kaçmayı sevdi, havuzda da kaydıraktan kaymayı ve dalmayı!!! Suyu ve "yüzmeyi" o kadar çok sevdi ki minik adamım, bir hafta daha kalmış olsak, muhtemelen yüzmeyi öğrenecekti.

 Çocuk havuzundaki kaydıraktan keyifle kayarken...

Sol üstten: Kendi kendine dalmayı (!) keşfetti, ve de "neredeyse" balıklama atlamayı... Sonra babası kafasının tamamını suya sokabileceğini gösterdi, hiç korkmadı! Alt: 1 ay öncesine kadar havuzdan yardımla çıkıyordu, gittiğimiz ilk gün hop diye kendisi çıkıverdi! Ve de, gerçekten biraz daha kalsak, yüzmeyi öğrenecekti!


 Uyanık olduğu her anı "suyun içinde" geçirdi Çınar, oyunlarını bile suda oynadı! Muhtemelen tatilde geçirdiği zaman, onun da hayatının en güzel günleriydi!


En keyifle yaptığı şeylerden biri, suda harcadığı enerjiyi yine havuz veya deniz kenarında kuruyemiş ve meyveyle geri kazanmak oldu :)

Bu keyifli anlara öğlenleri uyku arası verdik... zaten o kadar çok yoruluyordu ki, yatırdığımızda resmen bayılıyordu! Çınar'ın 2-3 saatlik öğlen uykularına biz de eşlik ettik çoğu zaman, sayesinde epeyce dinlendik!



Akşam olup da havuzdan çıkma vakti geldiğinde, duşumuzu alıp ördekleri beslemeye gittik. Çınar bayıldı ördeklere! "Mama" yemelerine, "aaa-aaa-aaa" diye bağırmalarına, kazların "tısss"lamalarına, kanatlarını kocaman açmalarına... Gerçi, her akşam "ördet"ler için götürdüğümüz poğaçanın yarısını kendisi yedi ama olsun; sonuçta, benim oğlum birebir ördek taklidi yapabildiğine göre, mamanın yarısını da yemeyi hak ediyor demektir!


Bütün gün süren bu kadar aktivitenin sonunda ne kadar yorulmuş olduğunu ben anlatmayayım, siz fotoğraflardan anlayın lütfen... Özellikle sol üstteki fotoğrafı çekerken, aylarca uyumaya nasıl direndiğini hatırlayıp kahkahalarla gülmekten kendimi alamadım!

Tatildeki bu rutinin yanı sıra, zaten harika olan tatilimizi daha da güzelleştiren şeyler de oldu! İlk 3 gün Ersel'cim, Balca'm ve canım yengem bizimleydiler! Çınar "Balka"sını özlemiş, Balca da "kaaadeşini"... hep el ele gezdiler... Balca gidince, Çınar epeyce bir süre, geçen bütün uçakların ardından "Balka eyye gitti" dedi durdu (Balca'nın eve uçakla gittiğini söylemiştik de). Balca'nın babasıyla benim aramda 2 ay var. Balca ve Çınar arasında da 13 ay. Ersel'ciğimle geçmişimizi, kardeşliğimizi düşününce, Balca ve Çınar'ı böyle görmek beni çok ama çok duygulandırıyor... Umarım bizim kadar, hatta bizimkinden bile güzel bir arkadaşlıkları, kardeşlikleri olur!

Balka ve kaaadeşi :)

Balca Prenses'in 3. yaş gününü de bu vesileyle hepbirlikte kutlamış olduk...

Bu kadarla da kalmadık, tatilimizin son haftasında Antalya'yı bizim için daha da ısıtan iki güzel anne ve iki tatlı kuzu da bizi kampta ziyarete geldiler! Yasemin&Gazihan ve Pınar&Efe günümüzün neşesi oldular! Yasemin yanında Gazihan'ın bütün "bavuu"larını getirmişti neredeyse (ve Çınar'a da hediye bir bavuu! Pınar Teyze'si de harika bir kitap almıştı yine Çınar'a, uykudan uyanınca -ve sonra bütün tatil boyunca, "ü-ürü-üüü" diye diye okuttu Çınar!), çocuklara ilaç gibi geldi -hele de oyuncaklarını özleyen Çınar'a!!! Önce denizin ve kumsalın tadını çıkardı kuzular, sonra soluğu havuzda aldık! Kaydıraktan kayarken hepsi çok eğlendiler. Biz de, buluşmalar için en uygun yerin havuz olduğuna karar verdik: ilk defa çocuklu bir buluşmada iki çift laf edebildik! Ne yazık ki, öğlen yemeğinden sonra arkadaşlarımı ve oğlumun arkadaşlarını uğurlamak zorunda kaldık... Ne diyeyim, tadı damağımda kaldı Pınar ve Yasemin, Antalya güneşinden daha sıcak, daha ışıl ışıl arkadaşlarım, sizleri gerçekten özledim!


Tatilin her anı keyifliydi de, benim unutamayacağım iki komik anı; ilk gün yemekhaneye giderken Çınar'ın sulanmaktan göl olmuş çimleri görüp havuz sanarak içine dalması (bkz. aşağıdaki fotoğraf) ve kaybolan arkadaşı Irmak'ın başından geçen "maceraları" bize bir gece boyunca "Imak, gittiiii, kaaaboooo, eeeee!" (meali: Irmak gitmiş, kaybolmuş, teyzesi bulunca kızmış) diye diye "anlatmasıydı".
  
Ortalıkta dolanan kaplumbağa ve havuz zannedilen çimler...

"Dönmeyelim Ankara'ya, gitmeyelim, hayatımızın sonuna kadar burada, bu kampta yaşayalım" diye az söylenmedim dönüş yolunda... ama her güzel şey gibi, bu tatil de bitti. Dönüş yolunda tek tesellim, Beyşehir'de yaşayan börülcem Sibel Abla'ma uğramak, Çınar'ın Mehmet Abi'sini ve Emre'sini görmek ve onlarla 1 gün geçirmekti. (Beyşehir'i, sevgili "çüçüt" börülcem Serap için ayrıca yazacağım.)

 Evet... siz bu yazıyı okurken, ben de bu fotoğraflara bakıyor ve iç geçiriyor olacağım. Ve tamam, canımın içi yavrucuğumla, sevgili ailemle bu kadar güzel bir 15 gün geçirebildiğim için ne kadar şanslı olduğumu da aklımda bulunduracağım!

Bu arada, 2 yaşına günler kala, benim minik adamımın tatilde ne kadar büyümüş olduğuna bakar mısınız?


14 yorum:

Adsız dedi ki...

çınar inanilmaz bir hizla buyumus, ama cok tatli bayiliyorum ona.
cimenlere havuz sanip dalmasi ve merdivendeki uyuya kalma fotograflari beni bitirdi.
ne diyelim seneye daha guzeli olsun =)
operim Kiraz

ElfAna dedi ki...

Basak, nefis bir tatil gecirmissiniz. Diger yaza kadar olmasa da en azindan bahara kadar idare etmesini umuyorum. Veee evet cinar cok buyumus! Vee bir evet de ben de okuyup fotograflara bakinca, biraz aha kalsaydiniz yuzme ogrenecekmis diyorum. Optum:)

Başak Çelik dedi ki...

İlkay,
O fotoğrafları çekerken ne kadar çok eğlendiğimi sana anlatamam!!! Aaaamin, ayrıca da :)

ElfAna'm,
Evet ya, bahara kadar idare etsin hiç olmazsa. Baharda da yeni bir işim olsun, cumartesi çalışmadığım, sizi görmeye gelelim!

Ben de sizi öptüm :)

burcu.. dedi ki...

Hangi birine yorum yapayım ki süper bütün fotoğrafla. Cıbıl Çınar en güzeli ama :)

Adsız dedi ki...

Tatlı Çınar büyümüş iyice. Büyük bir keyifle yattığı hamağın rengi de gösteriyor ki; akıllı bir adam olacak:)) Ahmet üzülme en azından oğlun mutlu olacak:))

Osman Aydoğan

Başak Çelik dedi ki...

Burcu,
Daha da cıbılları vardı ama kormızı noktalı blog olmasın diye koymadık :))

Osman,
Teşekkür ederiz. Yalnız, hamağın üstünde yatarken giydiği kıyafetin rengine bakarsan, aslında sandığından daha akıllı bir adam olacağını da görürsün bence :))))

Sevgiler :))

Toprak Büyürken dedi ki...

minik adam büyüyor... ben çınarın şu yan yatışlarının hastasıyım.. ne şahsına münasır :) bir Ankaralı bebeye göre de ne su kuşu... öpüyorum yarın da öpüceeem izin verirse :)

Toprak Büyürken dedi ki...

Minik adam büyüyor... Çınarın yan yatışlarının hastasıyım... nası şahsına münasır ve bir çocuğa yakışası... bir ankaralıya göre de nası su kuşu :) öpüyorum yarında öpücem izni olursa :)

yeliz dedi ki...

ben bile iç geçirdim
harika bi tatil olmuş darısı önümüzdeki yıarın başına:)

Yasemin Aktuğ dedi ki...

Başakcım yazın ve fotoğraflarına diyecek kelime bulamıyorum. Sizi tanımak bu yazın en güzel anlarından biriydi. Çınara hasta olmamak mümkün değil hele hele yatarak kamyon sürüşü hala gözümün önünde. İyiki geldiniz her yaz bekleriz

banu dilik dedi ki...

Ay benim bile canim cekti okurken soyle tatile ciksam keske dedim...Bizimle her bir detayi paylasitign icin tesekkurler tekrar canim. Okumasi gercekten keyif veriyor..

Red Riding Hood dedi ki...

Kızım Ashley'nin git gör nolur bi gör şu çocuğu dediği kadar varmış. Şımarık sevimli şey seni. Nasılda tatlı .

Başak Çelik dedi ki...

Özlem,
Gerçekten Ankara'da yaşayan bir çocuk için nasıl bir su sevgisidir biz de anlayamadık; özlem duyuyor sanırım :)

Yeliz,
Amin kardeş :)

Yasemin,
Antalya'yı zaten severdim, bir de siz varsınız orda; artık her yaz geliriz, bekleyin :)

Banu,
Seneye de senin oğlunun tatil maceralarını okuruz umarım :)

Red Riding Hood,
Çınar'a siz mantar demiştiniz değil mi? :)) Bayılmıştım o benzetmeye! Ben de kızınızın fotoğraflarına ve çizimlerine bayılıyorum; lütfen siz de kendisine selamlarımı iletin :)

Herkese sevgiler!!!

Red Riding Hood dedi ki...

Mantar ki ne mantar hemde. Çok selamlar burdanda sizlere. Öpüyorum tekrar :)