3 Şubat 2012 Cuma

MTA Tabiat Tarihi Müzesi -Bölüm:2 (Söyleşi)

Ne zamandır yazacağım müze gezimizi; ama, altyapının oluşmasını bekliyordum. Bu yazı iki bölüm: İlk bölümde, bizim müze gezimizi anlatacağım. İkinci bölümde ise, Çınar'ın konservatör olan ve aynı zamanda müze eğitimi yüksek lisansı yapan halasıyla, müzeler ve çocuklar ile ilgili yaptığımız bir söyleşi ve onun Fransa'da yaptığı gözlemler sırasında çektiği kareler var.

(NOT: Bu kısım biraz uzun gelebilir size... ama ben Serap'ı keyifle dinledim; siz de umarım keyifle okursunuz...)

Minik Adamın Maceraları: Merhaba Serap'cım. Ben biliyorum seni; ama, bilmeyenler için kendini tanıtır mısın?
Serap Özdemir: Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü Öğretim Görevlisiyim. Restoratör Konservatörüm. Ayrıca, tez aşamasında olmakla birlikte, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müze Eğitimi Ana Bilim Dalı'nda Yükseklisans yapıyorum.


MAM: Kaç yaşından itibaren çocuklarımızı müzeyle tanıştırabiliriz? Ya da tanıştırmalıyız?
SÖ: Aslında burada, müzelerin nasıl ortaya çıktığından bahsetmek gerekir öncelikle... 19. yüzyılın başında müzelerin kuruluş amaçlarından biri eğitmek ve bilgilendirmekti. İnsanların içinde yaşadıkları dünya hakkında bilgi edinme fırsatına sahip olmaları için doğal dünyadan ve geçmişten nesneler biriktiriliyordu. Müzeler, temel olarak uzun bir eğitim alma fırsatı olmamış insanların kendilerini eğitmek için yararlanabilecekleri eğitim kurumları olarak görülüyordu. Ayrıca müzelere toplumu birleştirme görevi verilmişti. Müzeler her sınıftan insanların aynı zeminde bir araya gelmeleri için ideal kurumlar haline geldi. 

Birinci dünya savaşı sırasında ise müzeler, çocuklara eğitim vermede ve sergiler yoluyla genel halka önemli fikirleri iletmede büyük rol oynadılar. Bebek bakımı ve diğer sağlık ve hijyen konularındaki sergiler, müzelerde yaşamlarını geliştirme kaygısı taşıyan insanlar tarafından hevesle ziyaret edildi. Öğretmenlerin askere çağrılması ve binalara el konulması nedeniyle okullar çalışmalarına ara verdikleri zaman müzeler yardıma koştu.


Bu nedenle diyebilirim ki, müzeler aslında büyük küçük her yaştan insan için uygun yerlerdir. Dış dünyayı algılamaya başladıkları andan itibaren çocuk, müzeyle tanıştırılabilir.


MAM: Müzede çocuklarımızın nasıl davranmasını beklemeliyiz? Ya da, müzeler bizim çocuklarımıza neler sunmalılar?
SÖ: Türkiye'de müzeciliğin yaklaşık yüz elli yıllık bir geçmişi var. Batı ülkelerine göre kısa sayılabilecek bir süre içinde müzecilikte epeyce mesafe kaydettiğimiz, yeni müzeler açtığımız, müzecilikte yeni anlayışlara ulaştığımız söylenebilir. Ancak uygulamada, nesneye yönelik müzecilikten, insana yönelik, eğitim ve iletişim ağırlıklı müzeciliğe yeterince geçtiğimiz pek söylenemez. 

Günümüzde bile müzeler eserlerin depolandığı, çok kasvetli ve sessiz ortamlar olarak düşünülmektedir. Oysa ki müzeler çocukların özgürce hareket ettiği, eğlendiği ve aynı zamanda öğrendiği mekanlar olmalıdır. Ayrıca unutulmaması gereken bir nokta da, müzelerin yaşam boyu eğitim veren kurumlar olduğudur. Yani müzeler, çocukların dış dünyayı algılamaya başladığı andan yetişkinliğe ardından olgunluk döneminde ziyaret edebilecekleri ve öğrenebilecekleri mekanlardır. Müzelerde resimden matematiğe, geometriden tarih, coğrafyaya aklınıza gelebilecek her konuda eğitim verilebilir. Müzeler bu konularda okullarla yapılacak ortak çalışmalarla bir eğitim ortamı olarak kullanılabilir.


Şüphesiz, bir yetişkinle bir çocuğun aynı biçimde bir müzeyi gezmesi beklenemez. Çocuklarla birlikte müze gezerken, bir kaç noktaya dikkat ederek, çok daha keyifli zaman geçirebilirsiniz:

1- Dikkat ve ilgi çeken nesneler üzerinde odaklanın, doğal olarak merakı kışkırtacak nesneleri seçin.
2- Çocuklara müzedeki her şeyi göstermek gerektiği duygusuna kapılmayın. Eğer her şeyi görmeye kalkışırsanız, müzeler büyüklüğüne bakılmaksızın çok yorucu olabilirler. Eğer evden uzaktaysanız ve her
şeyi tek bir ziyarette görmek zorunda hissediyorsanız, birkaç nesneyi derinliğine çalıştıktan sonra müzenin geri kalanı için hızlı bir tur atın.
3- Çocuk tek başına ya da başkalarıyla birlikte çalışabilir. Yalnız çalışmak son derece uygun olsa da başkalarıyla çalışmak bazen daha eğlencelidir.
4- Zaman ayırın, acele etmeyin. Sanatçı Georgia O'Keefe şöyle der: "Görmek zaman alır, tıpkı arkadaş sahibi olmanın zaman aldığı gibi"Durun ve bir nesneyi tam olarak keşfedin.
5- Önce etiket okumaktan kaçının. Bir şeyleri etiketlemek -nesnel bir bilgiyle bile olsa- onu tanımlamaya başlamaktır. Yaratıcılığı denemek amacıyla çocukların dikkatini bir nesne hakkında müzenin anlattığı değil onların ilgilendiği şeye yoğunlaştırın. Kendileri yaratıcı biçimde uğraştıktan sonra, etiketleri ve seçtikleri herhangi başka bilgiyi okumakta özgürdürler.
6- Çocukları zihinsel riskler almaya cesaretlendirin. Düşünceleri gülünç, delice ya da aptalca göründükleri için engellemeyin ya da başkalarının engellemesine izin vermeyin.
7- Nesneler hakkında ortak yargılarda bulunmaktan uzak durun."Çok iyi değil" gibi yargılar birlikte yapıldığında, bireysel düzeydeki açık zihinli görüşler genellikle sona erer. Olumlu yargılar bile bir şeylerin nasıl algılandığını tanımlayabilir ya da daraltabilir.



MAM: Avrupa'da yaşadığın şehirdeki müzelerde ilginç uygulamalarla karşılaştın mı?

SÖ: Fransa'nın Poitiers şehri arkeoloji müzesinde (Musée Saint Croix)  gözlem yapma fırsatım oldu. Burası küçük bir müze olmasına rağmen her ay düzenli olarak eğitim programları planlayan ve bunları gerçekleştiren bir müze. Sanırım fotoğraflar bu müzede çocukların ne kadar özgür ve mutlu olduğunu gösterecektir. 

Gerçekleştirilen eğitim programlarının birinde, çocuklar müzedeki müzik aletlerini keşfettiler. Daha sonrada müzenin ortasında oturup müzik aletlerini çalmayı denediler çocuklar. Ziyaretçiler de vardı ve herkes halinden

son derece memnundu. 



Başka bir eğitimde, müzedeki eserler arasında maskelerin olduğu eserler incelendi. Onların anlayacağı bir dille eserler anlatıldı. Sonra, dışarı çıkıp yapraklar ve bitkiler topladılar. Eğitim odasında kilden maskeler yaptılar ve bu yaprak ve çalı çırpıyı onları süslemede kullandılar. 


Bir diğer günde ise, müzenin çok önemli ünik bir eseri vardı: Dragon. Onu incelediler ve özel bir malzemeyle, eğitim odasında dragonlar yaptılar. Ve bu ürünleri evlerine götürdüler. 

Benim de gözlemci olarak katıldığım bu eğitim programları sırasında dikkatimi çeken en önemli nokta anne babaların çocuklarını müzeye getirip müze eğitmenine emanet ettikten sonra müzeden ayrılmaları oldu. Konuştuğum aileler, 2 saatlik bu sürede kendilerine zaman ayırdıklarını söyledi. Hem anne ve babalar hem de çocuklar çok mutlu ve yeniden görüşmek üzere müzeden ayrıldılar.

MAM: Serap'cim, bu güzel bilgiler ve fotoğraflar için sana çok teşekkür ediyorum! 
SÖ: Ben teşekkür ederim. Çocuk cıvıltılarının bol olduğu müzelerin çoğalması dileğiyle...


3 yorum:

Ulu Çınar... dedi ki...

Keyifle takip ediyorum sizi. Çok yararlı bir paylaşım oldu bu yazı benim için. Eğitimde bir hayli uzak ve eksik olduğumuz; aslında dahil edildiği zaman çok farklı dünyalara uzanabileceğimiz farklı bir diyardır müze. Bunu bana hatırlattığınız için teşekkür etmek istedim.

bveç dedi ki...

Asıl ben size bu güzel yorumunuz için teşekkür ederim! Ben de müzeler ile ilgili olarak görüşünüzü paylaşıyorum...

Sevgilerimle, Başak

Zeynep dedi ki...

Başak eline sağlık.. Müzecilik geç ama hızlı gelişiyor şükür ki..Ben çok yabancı olduğum bu konuda Arda yabancı kalmasın, müzede, sergide vakit geçirmekten keyif almayı öğrensin, ötesinde gerçekten keyif alsin diye önce kendimi eğitmeye çalışıyorum. Bu yazı çok güzel bir yol haritası oldu benim için de :)