eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2012 Cuma

4+4+4... (Bu da Zaytung'dan! Neden Olmasın???)


Hayır yani, 4+4+4 gibi bir sistem yaratılabiliyorsa, bu aşağıda yazılanlar da gayet yapılabilir... Çok sürpriz olmaz hiçbirimize, değil mi?

Kaynak: Zaytung

TÜBİTAK, Milli Eğitim Bakanlığı İçin Geliştirilen "Random Eğitim Reformu Generator" Uygulamasını Tanıttı


Hükümet tarafından meclise sunulan yeni eğitim sistemi ilgili yasa tasarısının yankıları halen sürerken, TÜBİTAK uzun süredir üzerinde çalıştığı eğitim reformları otomasyon uygulamasında son aşamaya gelindiğini duyurdu. Kurum binasında gerçekleştirilen bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurulan uygulama, her yeni öğretim yılı öncesinde temel eğitim süresinin, sınav isimlerinin ve puan hesaplamalarındaki katsayıların otomatik olarak değişmesini sağlayarak yeni sistem türetilmesinde devamlılığı sağlayacak.
"Reformlar, sadece bir tuşa bakar
TÜBİTAK'ın Ankara Tunus caddesindeki binasında gazetecileri ağırlayan kurumun Genel Sekreteri Murat Ali Duymazer, büyük bir titizlik ve gizlilik içerisinde yürüttükleri çalışmaları sonuçlandırmaktan dolayı duydukları memnuniyeti dile getirdi. "Random Eğitim Reformu Generator 1.0" (kısaca REGEP-1) ismini verdikleri yazılımın Türk eğitimine çok büyük katkı sağlayacağına inancının tam olduğunu vurgulayan Duymazer, "Toplamda 1 bilgisayar mühendisimizin, yaklaşık 1 haftalık çalışması nihayetinde ortaya çıkan programımız sayesinde artık her sene başka bir eğitim sistemine geçmemiz sadece bir tuşa basmaya bakacak" diyerek, yaşadığı mutluluğu kamuoyuyla paylaştı.
Nasıl çalışıyor?
Toplantıda programla küçük bir demo da gerçekleştiren Genel Sekreter, "Bakın mesela, şimdi diyelim yeni bir reforma imza atmak istiyoruz... Tek yapmamız gereken programımızdaki 'Generate' tuşuna basmak.. Alın işte, bu kadar basit.." diyerek şöyle devam etti:
"Gördüğünüz gibi gayet basit bir ara yüze sahip programımız, gelecek sene için 1+3+7 sene temel eğitim ve sınav isimleri için de FBS, HRS, BBS, MEPS sonuçlarını verdi. Buyrun size eğitimde dev adım. Ha, olmadı diyelim. İçinize sinmedi. Öteki sene başka bir devrim, yeni bir reform yapmak istiyorsunuz. Buyrun, yine basalım tuşa ve karşınızda 4+0+2+9 sene temel eğitimli, sınav isimleri YPFS, ERS, LTRS ve SSS olan bir başka eğitim sistemi. Böyle böyle, önümüzdeki 10 senenin eğitim reformları daha şimdiden hazır. Herkes gönlünü ferah tutsun, çocuklarımızın geleceği bizlere emanet..."
Burs Müjdesi
Milli Eğitim Bakanlığı'nın bünyesinde sırf her yıl yapılacak reformları planlamak için 60 kişi istihdam ettiğine de dikkat çeken Duymazer, "O 60 kişinin yapacağı işi tek tuşla yapacak bu program sayesinde iş gücünde de tasarruf edilmiş olunacak" dedi.
Basın toplantısında hazır bulunan Milli Eğitim Bakanlığı müsteşarı Salih İncesular ise, uygulamanın devreye girmesenin ardından bakanlığın öğrenciler için bir yarışma düzenleyeceğini ilan ederek, bir sonraki senenin eğitim reformunu doğru tahmin eden 50 öğrenciye Bakanlık tarafından karşılıksız burs verileceğini müjdeledi.
Eğitimciler, veliler, öğrenciler ne diyor?
TÜBİTAK ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın ortak projesi olan Random Reform Sistemi bu şekilde basına tanıtılırken, konu hakkında görüşleri sorulan eğitimciler, veliler ve öğrencilerin açıklamaları şu yöndeydi:
Alp Uraz (15) - Öğrenci: Valla bana farkmaz panpa, her sistemde sene sonunda o hocayı dövücem ben... Bi tek sigara versene...
Irmak Opak (16) - Öğrenci: O da olur, ne biliym... Sadece okul bittiğinde birisi bana haber verirse sevinirim. Babam iphone alacak o zaman...
Osman Arapgil (52) - Veli: Ya bizim oğlanın okuyacağı yok ama işte sistem değişti, mistem değişti derken üzerine de fazla gidemiyoruz. Bahanesi oluyor eşşoğleşşeğin. Ben ona üzülüyorum biraz...
Metin Eydir (48) - Matematik Öğretmeni: Ben en son kredili sisteme kadar takip edebildim. Bir de ÖYS-ÖSS vardı o ara. Sonra ne oldu bilmiyorum. YGS, KGS, ABS derken ipin ucu kaçtı bi yerde. Sadece sabah 9'da okulda olmaya gayret ediyorum, ne sistemi çıkarsa artık o gün...

4+4+4... (Gazete HaberTürk'ten)

Lütfen, ama lütfen birileri bu sistemin getirilmesine engel olsun...


Kaynak: Gazete HaberTürk


Sabancı Üniversitesi bünyesinde kurulan ve eğitim alanındaki çok sayıda STK'nın da üyesi olduğu Eğitim Reformu Girişimi (ERG), TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen ve zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran, 4+4+4olarak bilinen yasa ile ilgili kapsamlı bir araştırma yaptı.

Uluslararası karşılaştırmalar da yapılan Prof. Dr. Üstün Ergüder direktörlüğündeki ERG, araştırma sonuçlarını 18 soru-cevaplık bir deklarasyonla kamuoyuyla paylaştı. Yasa teklifinin eğitim ve çocuk gelişimi açısından ciddi riskler içerdiğine dikkat çekildiği görüldü.

1. Kesintisiz temel eğitim ne demek?

* Kesintisiz temel eğitim, çocuklara en azından liseye başlayana kadar ortak bir öğretim programı ile eğitim sunulmasıdır. İrlanda dünyada 8 yıllık kesintisiz eğitim verilen tek ülke değil. ABD, İngiltere, Fransa vb. ülkelerde ilkokul ve ortaokul ayrımı var ama öğrenciler 16 yaşından önce eğitim programları arasında seçim yapmaz.

2. Yasa teklifi kademeler açısından ne yenilik getiriyor?

** Türkiye'de 5 ve 3 yıllık iki kademeden oluşan ilköğretim, çocukların gelişim özelliklerine uygun. Yeni yasa teklifiyle, 4'er yıllık kademelerle eğitime başlama yaşı geriye çekilirken, çocukların gelişim dönemlerine uyumsuz bir sistem yaratılıyor. Çocuk, işlemler dönemine geçmeden 5 yaşında ilkokula, soyut işlemler dönemine geçmeden 9 yaşında ortaokula ve 13 yaşında ortaöğretime başlıyor. 9 yaşından itibaren çocukları farklı programlara yönlendirebiliyor. Dünyadaki deneyimler bu yaşta farklı programlara ayrıştırmanın eşitsizliklere neden olabileceğini gösterdi.

3. İlköğretimde temel becerilerin edinilmesine ayrılan süre değişecek mi?

** İlkokul 1. sınıf 5 yaş grubuna göre yeniden tasarlanır ve ilk yıl müfredatı bu yaş grubuna göre uyarlanırsa ilkokul eğitimi fiilen 4 yıldan az olacak. Çocukların ortaokulda seçmeli dersler almaya başlamadan önce temel becerileri edinmek için daha az zamanı olacak. Ortaokuldaysa temel eğitim ve farklı programlar arasında kurulacak denge belirsiz.

4. Eğitim sisteminde yaş hesabı nasıl yapılır?

** Eğitim sisteminde yaş hesabı, bitirilen yıla göre yapılır. Örneğin, 60 ay yaşamış bir çocuk 5 yaşında, 72 ay yaşamış bir çocuk 6 yaşındadır.

5. Halen geçerli olan düzenlemede çocuklar ilköğretime kaç yaşında başlıyor?

** 6 yaşında... Örneğin 2005 doğumlu çocuklar, 6 yaşında, yani 2011-2012'de ilköğretime başladı.İlköğretim Kurumları Yönetmeliği gereği, belirli bir yılın başından sonuna dek 72 ayını dolduran çocukların tamamı aynı yıl okula başlıyor.

6. Yeni düzenlemeyle kaç yaşında ilköğretime başlanılması öngörüyor?

** Bakanlık, yeni düzenlemeyle birlikte, çocukların 60-72 ay aralığında, yani 5 yaşlarının içindeyken okula başlamalarını öngörüyor. Buna göre, 2012-2013 öğretim yılında 2006 doğumlu çocuklara ek olarak 2007 yılında Eylül'e kadar doğmuş çocuklar da ilköğretime başlayacak. Eylül 2012'de hem 2006'da hem de 2007'nin ilk dokuz ayında doğan çocukların okula başlamasıyla, okula başlayan çocuk sayısı 1,2 milyon yerine 2 milyona çıkar.

7. Çocukların kaç yaşında ve hangi hazırlıkla okula başlaması gerekir?

** Çocuklar gelişimsel olarak ilköğretime hazır olduklarında başlamalı. Bunun için okula başlamadan en az bir yıl okul öncesi eğitim önemli. 177 ülkede çocuklar okula 6 ya da 7 yaşında başlıyor. Bilimsel araştırmalara göre; 7-11 yaş somut işlemleri, 12 yaş üstü ise soyut işlemleri kavrayabiliyor. Türkiye'nin de aralarında yer aldığı 18 ülkede yapılan araştırmaya göre; çocuklar arasındaki öğrenme beceresi ülkemizde 10 yaşında daha yüksek iken 15 yaşına geldiğinde düşüyor.

8. Çocukların okula 5 yaşında başlaması ne sonuç doğurur?

** 5 yaşındaki çocukların birçoğu henüz ilkokula gitmeye hazır ya da okuma-yazma becerilerini edinebilecek durumda olmayabilir. Anaokuluna gitmeden ilköğretime başlayacak olan çocuklar, yeterli bilişsel, duygusal, sosyal ve fiziksel gelişimi sağlayamadan ilköğretimde sunulan becerileri edinememe riski var. Bu sayı artışı öğretmenler ve kademeler arası geçiş/sınav sistemleri üzerinde kalıcı bir baskı yaratabilir. Artan öğrenci sayısı nedeniyle ortaya çıkan sistemdeki bu şişkinlik üniversite kapılarına dek sürer ve tüm çocuklarımıza istediğimiz kalitede eğitim vermemiz riske girebilir.

9. Farklı türlerde ortaokullar mı olacak?

** Ortaokullar tek başına kurulabileceği gibi ilkokul ya da liselerle beraber de kurulabilecek. Çocuklar 9-13 yaşları arasında ortaokullarda farklı seçmeli dersler ve programlar alabilecek. Eğer çocuklar devam etmek istedikleri liseye göre ortaokul seçmeye yönlenirse, çocuklara erken yaşta yanlış seçimler yaptırılması riski doğabilir.

10. Ortaokula geçiş nasıl olacak?

** Şu an ortaokula nasıl bir geçiş ve bu süreçte nasıl bir seçme sistemi olacağı belirsiz.

11. Ortaokulda seçmeli dersler mi sunulacak?

** İlköğretim ikinci kademede seçmeli dersler mevcut sistemde de var; Örneğin Medya Okuryazarlığı, Düşünme Eğitimi vb. temel eğitimi ve yaşam becerileri edinimini destekleyecek seçmeli dersler sunuluyor. Yasa ile yapılan değişiklik, ortaokullarda seçmeli derslerin ortaöğretimi yani lise eğitimini destekleyecek şekilde oluşturulacağının ve öğrencilerin "yetenek, gelişim ve tercihlerine göre verileceğinin belirtilmesi. Teklif, ortaokullarda oluşturulacak program seçeneklerini MEB'in takdirine bırakıyor. Seçmeli ders ve programların ilişkisi ise belirsiz.

12. Ortaokulda sunulacak seçmeli derslere ve programlara ilişkin nelere dikkat edilmeli?

** İlköğretim, temel becerileri edinme çağı. Çocuklar toplumsal yaşama en iyi biçimde katılabilmek için Türkçe ve matematik becerileri kazanmalı, fen ve sosyal bilgiler edinmeli, eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeli ve İngilizce öğrenmeli. Programlar temel eğitimin ağırlığını azaltarak mesleki ya da dini yönlendirme ve eğitime ağırlık verirse, çocukların temel becerileri edinmesi zorlaşır. Seçmeli dersler, "yetenek ve gelişimlerine" verilecek denmesine karşın henüz yetenekleri tam olarak şekillenmemiş ki bu durum tamamı olmasa da öğrencilerin çoğunluğu için geçerliöğrencilerin yanlış derslere yönlendirilme olasılıkları var 9-13 yaş çocuk gelişiminin henüz oturmadığı bir yaş aralığı. Özel gereksinimli ve risk altındaki çocuklar için de sakıncalar doğabilir.

13. Din derslerinin seçmeli dersler arasında olması ya din eğitimi ağırlık bir program olması çocukları nasıl etkiler?

** Çocuklar okul, aile veya akran baskısına maruz bırakabilir ve çocuklar arasında ayrımcılığa yol açabilir. Bu olumsuzlukları aşmanın bir yolu din eğitiminin "seçmeli" değil, "isteğe bağlı"
sunulmasıdır. Çocukların gelişimini önceliklendiren bir denge, okulda temel eğitim almaları ve müfredat dışı saatlerde, aileleri ve kendi talepleri doğrultusunda, yani isteğe bağlı din eğitimi almaları sağlanabilir.

14. Yeni düzenlemede zorunlu yapılmayan okul öncesi eğitim neden önemli?

** Bireyin yaşam boyu edineceği becerilerin temeli okul öncesi dönemde atılır. Gerekli becerileri edinerek okula hazır başlayan çocuklar okul ortamındaki beklentileri daha kolay karşılarlar.İlköğretime hazırlık kapsamında okumayı ve yazmayı öğrenmek ve matematiksel işlemleri yapabilmek için gerekli sözel ve sayısal becerilerin çocuklara kazandırılması ancak okul öncesi eğitimle gerçekleşir.

15. Okulöncesi eğitim ve ilköğretim arasında fark var mı? Varsa bunlar nelerdir?

** Evet; anaokulları ya da anasınıflarında öğrenim programları, öğretmenlerin aldıkları eğitim, fiziksel ortam ve kullanılan eğitim yöntemleri ve araçları ilköğretimden farklı. Okula başlama yaşı ne olursa olsun, tüm çocukların en az bir yıl okulöncesi eğitime devamı tavsiye ediliyor.

16. Türkiye'de 5 yaşındaki çocukların yüzde 65-70'i okul öncesi eğitime gidiyor. Zorunluluk gerekli mi?

** Okulöncesi eğitim, en çok, yoksul ve daha az eğitimli ailelerin çocukları için yararlı. Bu çocuklar okulöncesi eğitim aldıklarında daha iyi koşullara sahip ailelerin çocuklarının bilişsel becerilerine yetişiyorlar. Böylelikle ilköğretime eşit koşullarda başlama olasılıkları artıyor. Şu anda ailelerden ayda 50-200 TL arasında ücret alınıyor ve bu yoksul aileler için engel oluşturuyor. Zorunlu olursa bu ücret alınmaz ve herkes çocuklarını okulöncesi eğitime gönderebilir.

17. Okulöncesi eğitim zorunlu olursa köy ve mezrada yaşayan çocuklara ne olacak?

** MEB, UNICEF ve Avrupa Birliği desteğiyle 2009'dan bu yana yürüttülen 16.8 milyon Euro bütçeli, "Okul Öncesi Eğitimin Güçlendirilmesi Projesi" özellikle dezavantajlı bölgelerde, farklı koşullara sahip ailelerin çocuklarının erişebileceği, alternatif okulöncesi eğitim modelleri oluşturmayı hedefliyor. Dolayısıyla taşımalı eğitim şart değil.

18. Dünyada okulöncesi eğitimi zorunlu kılan ülkeler var mıdır?

** Avrupa'da Polonya, Lüksemburg, Macaristan, Letonya, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve Bulgaristan'da okulöncesi eğitim zorunlu.İsviçre'de kantonların yarısından çoğunda okul öncesi eğitim iki sene için zorunlu. Ayrıca Avrupa'da birçok ülkede okulöncesi eğitimde okullulaşma yüzde 90'ın üzerinde. Orta ve Güney Amerika'da Arjantin, Kolombiya, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, El Salvador, Meksika, Panama, Peru, Uruguay ve Venezüella'da okulöncesi eğitim zorunlu. Batı Avustralya eyaleti de 2013'te zorunlu okulöncesi eğitime geçiyor.

Gazete HABERTÜRK

8 Mart 2012 Perşembe

ÇOCUKLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM!

Okulumuzdan gelen e-postayı sizinle de paylaşmak istiyorum... 
Çocuğumun geleceğini hiçbir çıkara emanet etmemek için orada olacağım!


Değerli Velimiz,
"İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" ile ilgili kamuoyu oluşturmak ve aileleri bilgilendirmek amacıyla, Ankara'daki tüm özel okulöncesi kurum velilerine yönelik bilgilendirme toplantısı yapılacaktır. Tüm ailelerimizin duyarlılığımızı göstermek amacıyla katılımını dileriz.
YER : ATLI SPOR KÜLÜBÜ GAZİ SALONU
TARİH : 11 Mart 2012 Pazar
SAAT : 13:00-15:00
Özel Okul Öncesi ve Etüd
Eğ. Kur. Birliği Derneği

14 Mayıs 2010 Cuma

"Ağaç Yaşken Eğilir"

Nurturia'da ElfAna sormuş, "Başakçelik, nedir senin 'unschooling*' olayın? Anlat bakiyiim." diye...

Aslında ne zamandır aklımdaydı buraya da yazmak, vesile oldu. Buyrun, işte benim "unschooling" yaklaşımım (bu kelimenin Türkçesi yok, ama yazının en sonuna bir tanım koydum.):

Çocuğunu 20,5 aylıkken yuvaya verecek bir anne olarak bana "hangi 'unschooling' Başak'cım?" diyebilirsiniz pek tabii ki! Zaten, çalışan (çalışmayı hem seven, hem isteyen, hem de biraz zorunda olan) bir anne için "unschooling" biraz ütopya bence (değil derseniz beri gelin, içimde bir umut ışığı daha yakın!). Ama, eğitim sistemimiz yüzünden çıldıracak raddeye gelmişken, Seda'nın bana "homeschooling'i (evden eğitim) de boşver, bir de 'unschooling' varmış" diye verdiği link, hem ufkumu açmış hem de içimi rahatlatmıştı!

Ben hep "çok disiplinli", deyim yerindeyse, "konvansiyonel" bir öğrenci oldum! Dinle, oku, araştır, çalış, öğren, yap! İtiraz etmeye kafam basmazdı benim hiç, "eğitim sistemi" bana ne sunarsa o! Uysaldım yani... Üniversitede de çok ayılmadım da, asistan olduktan sonra biraz gözüm açıldı! Minik adamla birlikte tam uyandım!

Hiçbir kişisel fark gözetmeden dayatılan, pardon verilen, her sene daha da ağırlaşan, öğrenmeyi değil ezberlemeyi teşvik eden, çocuğu sindiren, çocuğun kendisini ortaya çıkarmayı değil de bambaşka bir çocuk yaratmayı hedefleyen bir müfredat var önümüzde... Ve fakat, 1 yıllık gözlemle bile anlamıştım ki, bizim minik adama dayatma sökmez -babası kılıklı çünkü o! Öyle de olsun zaten. Her çocuk gibi, içindeki ışığı dışarı çıkarmaya ihtiyacı var, bastırıp söndürmeye değil... Ama bu eğitim sistemiyle nasıl yapacağız bilmiyorum, kara kara düşünüyorum, derken... işte o anda  karşılaştım "unschooling"le. Biliyorum, yukarıda da söylediğim gibi, benim için ütopya "unschooling". Ama yaklaşımını mevcut eğitim sistemiyle harmanlayabilirim. Elimden gelenin en iyisini yapabilirim. Muhtemelen okuldaki bütün öğretmenlerle papaz olacağım Çınar'ın eğitim hayatı boyunca, ama yılmayacağım! İşte benim "unchsooling" planım (aslında doğası gereği buna "anti-curriculum/müfredat karşıtı" plan da diyebilirim...):

1- Güzel bir yuva bulduk minik adama, Binbir Çiçek Çocuklar Evi. Yuva maceralarımızı daha önce yazmıştım (1 ve 2). Burası bir Montessori okulu. Ama yüzü asık olanlardan değil. Minik adam daha başlamadı yuvaya, ama bizim ziyaretlerimizden anladığımız kadarıyla, insiyatif çocukta! Yani "hoop resim saati, hooop ingilizce saati, hooop serbest oyun saati" gibi "saatlik" zorlamalar yok. Bu anlamda, "unschooling" felsefesine çok uygun. Bir sürü malzeme/oyuncak arasından çocuk istediğini seçiyor, oynuyor. Öğretmenler de çocuğa bu konuda yardımcı oluyorlar. Yönlendirme kısmı çocuklara sunulan malzemelerin içeriğinde. Çocuk kendi istediği şeyi yapabildiği için de sakin sakin, huzur ve mutluluk içinde vakit geçiriyor. Kısaca işleyiş bu. Çınar yuvaya başladıktan sonra daha çok fikrim olur, daha çok yazarım... Böylece ilk 6 yılı kurtarmış olduğumu umuyorum!

----------
Ama asıl mücadele ondan sonra başlıyor: eğitim sistemine giriş -ilköğretim okulları! Anaokulundan, oyuncaklarının arasından fırlamış minik elleri/beyinleri sıralara beşlik simit gibi dizip "evet efendiiiim, eğlence bitti; artık bir şeyler 'öğrenme' zamanı" diye cendereye sokuveriyoruz bir anda! Önümüzdeki 6 yılın sonunda, çocuğun kişisel gelişimine, birey olarak kendisine değer veren okullar açılmazsa, bizim minik adamın içine gireceği sistem de bu ne yazık ki! Bizim ailenin benden beklentisi (ya da bende gördükleri potansiyel) şu aslında: Başak o kadar disiplinli, o kadar disiplinlidir ki, bu çocuğa nefes aldırmaz; her akşam muntazaman ödev yap-tı-rılır, sınavlara birlikte çalışılır, en en en başarılı Çınar olmak zorunda kalır!

Hepsini şaşırtacağımın farkında değiller. Öncelikle bu tarz benim "unchsooling" felsefeme ters :) O zaman plana devam ediyorum:

2- Öğretilen şey ilgisini çekmeyen bir çocuğun başında bin saat bile otursanız, belki ödevini yaptırırsınız ya da yaparsınız, ama o şeyi öğretmiş olmazsınız! En iyi ihtimalle, ezberletmiş olursunuz -ki çağımızın sorundur bence! Dolayısıyla, ilgilendiği ama anlamadığı şeyi birlikte çalışarak anlamayı/öğrenmeyi talep ederse evet, yardımcı olacağım. Ama istemezse, kendi seçimi.

3- Ödev konusunda da babasıyla tavrımız net: bu onun sorumluluğu; yaparsa, yapar. Yapmazsa, sonuçlarını karşılayabilmeli. Ama, bana bile anlamsız gelen, aslında anne-babayı çalıştırmayı hedefleyen abuk subuk "performans ödevleri" verilirse, öğretmenle papaz olacağım ilk konu budur! Kendi yeteneklerini aşan bu tür saçmalıklardan uzak durmayı seçerse, en büyük destekçisi ben olacağım! İsterse "0 alsın, otursun aşağı!"

4- Okulda öğrendiği ve ilgisini çeken şeylerle ilgili gerçek hayat deneyimleri sunmaya çalışacağım. Örneğin, taşıtlar mı konuları, tüm toplu taşım araçlarına bineceğiz. Meslekler mi, çeşitli meslek gruplarından tanıdıklarımın iş yerlerine götüreceğim. Bitkiler, böcekler, hayvanlarsa konu, haydi kırlara, ormanlara, hayvanat bahçelerine... Kültürel konularla ilgili ödevlerini "internetten araştırma ödevi" (tüylerim dikeeen dikeeen oluyor!) olarak hazırlamak yerine  müzelere, resim galerilerine, kütüphanelere, tiyatrolara, sinemalara gideceğiz birlikte. Tabii ki çağı yakalamak lazım da, buralara dokunmak, bu ortamları koklamak lazım! "Dışarıda" olmak lazım!

5- Matematik gibi, sosyal hayattan kopuk gibi görünen konularda da kendimce malzemeler oluşturmaya çalışacağım. Okuyunca anlaşılamayan bir olguyu deneyimleyerek yaşamak bambaşkadır çünkü! Havuz problemi çözerken kuveti doldurup doldurup boşaltmak gibi :) Ya da artık, matematikçi arkadaşlarımdan yardım isterim (Evren'cim, duy sesimi!).

6- Tüm bunları yaparken beslendiğim ana nokta yine bizim minik adam olacak: gözlem, gözlem, gözlem! Neyi bilmek/öğrenmek istiyor? Neyle hiç ilgilenmiyor? Hevesli oldukları şeyler konusunda onu destekleyip, ilgisini çekmeyen konularda ısrarcı olmayacağım. Varsın "başarısız" olsun bazı "derslerinde"! Ben başarılı oldum da ne oldu sanki?

Gördüğün gibi ElfAna, "unschooling" diyemeyiz de benim yaklaşımıma, "Çocuğunu okula göndermek zorunda olan ama müfredata boyun eğmeyecek anne yaklaşımı" diyebiliriz. Adım Hıdır, koşullarımı düşündüğümde gerçekçi olarak elimden gelecek budur :) Yuva ve İlköğretim safhasını bu yaklaşımla kazasız belasız atlattık mı, minik adama "kendi içindeki ışığı" gösterdik mi, arkası gelir diye düşünüyorum. İnsan beyni o yaşlarda şekilleniyor sanki.

Derler ya "ağaç yaşken eğilir"...

Ama eğip bükmesek de biz çocuklarımızı, bıraksak serpilseler?


22 Mart 2010 Pazartesi

Yuva Notları -II

"Bugün pazartesi, Bebek Koala anaokuluna vardı bile. (...) Eşyalarını dolaba yerleştiriyor, dolap kapağına güzel bir resmini yapıştırmayı da unutmamış.
(...) Bam bam bam, badabam! Gün müzikle başlıyor.
(...) Her yerde boya kalemleri, keçeli kalemler, fırçalar var. (...) Bebek Koala önlüğünü giyip resim yapmaya başlıyor. Burnunun ucuna bile boya bulaşmış!
(...) Bebek Koala ve arkadaşları bahçede oynuyorlar. Salıncaklar, kaydıraklar, hayvanlar, tahterevalliler...
(...) Eğlenceli bir öğle yemeğinden sonra Bebek Koala yoruluyor. (...) Anaokulunda sanki gece oldu, herkes uyuyor. Şışt, sessizlik lütfen!
(...) Bebek Koala ve arkadaşları evcilik oynuyor, taklalar atıyor, jimnastik oynuyorlar! Ne kadar eğlenceli! (...) İkindi kahvaltısından sonra öğretmenleri çocuklara en sevdikleri hikaye kitabını okuyor.
(...) Bebek Koala anaokulunu çok seviyor. Yeni arkadaşlar da edindi. (...) Günün bitmesini hiç istemiyor!"