14 Mayıs 2010 Cuma

"Ağaç Yaşken Eğilir"

Nurturia'da ElfAna sormuş, "Başakçelik, nedir senin 'unschooling*' olayın? Anlat bakiyiim." diye...

Aslında ne zamandır aklımdaydı buraya da yazmak, vesile oldu. Buyrun, işte benim "unschooling" yaklaşımım (bu kelimenin Türkçesi yok, ama yazının en sonuna bir tanım koydum.):

Çocuğunu 20,5 aylıkken yuvaya verecek bir anne olarak bana "hangi 'unschooling' Başak'cım?" diyebilirsiniz pek tabii ki! Zaten, çalışan (çalışmayı hem seven, hem isteyen, hem de biraz zorunda olan) bir anne için "unschooling" biraz ütopya bence (değil derseniz beri gelin, içimde bir umut ışığı daha yakın!). Ama, eğitim sistemimiz yüzünden çıldıracak raddeye gelmişken, Seda'nın bana "homeschooling'i (evden eğitim) de boşver, bir de 'unschooling' varmış" diye verdiği link, hem ufkumu açmış hem de içimi rahatlatmıştı!

Ben hep "çok disiplinli", deyim yerindeyse, "konvansiyonel" bir öğrenci oldum! Dinle, oku, araştır, çalış, öğren, yap! İtiraz etmeye kafam basmazdı benim hiç, "eğitim sistemi" bana ne sunarsa o! Uysaldım yani... Üniversitede de çok ayılmadım da, asistan olduktan sonra biraz gözüm açıldı! Minik adamla birlikte tam uyandım!

Hiçbir kişisel fark gözetmeden dayatılan, pardon verilen, her sene daha da ağırlaşan, öğrenmeyi değil ezberlemeyi teşvik eden, çocuğu sindiren, çocuğun kendisini ortaya çıkarmayı değil de bambaşka bir çocuk yaratmayı hedefleyen bir müfredat var önümüzde... Ve fakat, 1 yıllık gözlemle bile anlamıştım ki, bizim minik adama dayatma sökmez -babası kılıklı çünkü o! Öyle de olsun zaten. Her çocuk gibi, içindeki ışığı dışarı çıkarmaya ihtiyacı var, bastırıp söndürmeye değil... Ama bu eğitim sistemiyle nasıl yapacağız bilmiyorum, kara kara düşünüyorum, derken... işte o anda  karşılaştım "unschooling"le. Biliyorum, yukarıda da söylediğim gibi, benim için ütopya "unschooling". Ama yaklaşımını mevcut eğitim sistemiyle harmanlayabilirim. Elimden gelenin en iyisini yapabilirim. Muhtemelen okuldaki bütün öğretmenlerle papaz olacağım Çınar'ın eğitim hayatı boyunca, ama yılmayacağım! İşte benim "unchsooling" planım (aslında doğası gereği buna "anti-curriculum/müfredat karşıtı" plan da diyebilirim...):

1- Güzel bir yuva bulduk minik adama, Binbir Çiçek Çocuklar Evi. Yuva maceralarımızı daha önce yazmıştım (1 ve 2). Burası bir Montessori okulu. Ama yüzü asık olanlardan değil. Minik adam daha başlamadı yuvaya, ama bizim ziyaretlerimizden anladığımız kadarıyla, insiyatif çocukta! Yani "hoop resim saati, hooop ingilizce saati, hooop serbest oyun saati" gibi "saatlik" zorlamalar yok. Bu anlamda, "unschooling" felsefesine çok uygun. Bir sürü malzeme/oyuncak arasından çocuk istediğini seçiyor, oynuyor. Öğretmenler de çocuğa bu konuda yardımcı oluyorlar. Yönlendirme kısmı çocuklara sunulan malzemelerin içeriğinde. Çocuk kendi istediği şeyi yapabildiği için de sakin sakin, huzur ve mutluluk içinde vakit geçiriyor. Kısaca işleyiş bu. Çınar yuvaya başladıktan sonra daha çok fikrim olur, daha çok yazarım... Böylece ilk 6 yılı kurtarmış olduğumu umuyorum!

----------
Ama asıl mücadele ondan sonra başlıyor: eğitim sistemine giriş -ilköğretim okulları! Anaokulundan, oyuncaklarının arasından fırlamış minik elleri/beyinleri sıralara beşlik simit gibi dizip "evet efendiiiim, eğlence bitti; artık bir şeyler 'öğrenme' zamanı" diye cendereye sokuveriyoruz bir anda! Önümüzdeki 6 yılın sonunda, çocuğun kişisel gelişimine, birey olarak kendisine değer veren okullar açılmazsa, bizim minik adamın içine gireceği sistem de bu ne yazık ki! Bizim ailenin benden beklentisi (ya da bende gördükleri potansiyel) şu aslında: Başak o kadar disiplinli, o kadar disiplinlidir ki, bu çocuğa nefes aldırmaz; her akşam muntazaman ödev yap-tı-rılır, sınavlara birlikte çalışılır, en en en başarılı Çınar olmak zorunda kalır!

Hepsini şaşırtacağımın farkında değiller. Öncelikle bu tarz benim "unchsooling" felsefeme ters :) O zaman plana devam ediyorum:

2- Öğretilen şey ilgisini çekmeyen bir çocuğun başında bin saat bile otursanız, belki ödevini yaptırırsınız ya da yaparsınız, ama o şeyi öğretmiş olmazsınız! En iyi ihtimalle, ezberletmiş olursunuz -ki çağımızın sorundur bence! Dolayısıyla, ilgilendiği ama anlamadığı şeyi birlikte çalışarak anlamayı/öğrenmeyi talep ederse evet, yardımcı olacağım. Ama istemezse, kendi seçimi.

3- Ödev konusunda da babasıyla tavrımız net: bu onun sorumluluğu; yaparsa, yapar. Yapmazsa, sonuçlarını karşılayabilmeli. Ama, bana bile anlamsız gelen, aslında anne-babayı çalıştırmayı hedefleyen abuk subuk "performans ödevleri" verilirse, öğretmenle papaz olacağım ilk konu budur! Kendi yeteneklerini aşan bu tür saçmalıklardan uzak durmayı seçerse, en büyük destekçisi ben olacağım! İsterse "0 alsın, otursun aşağı!"

4- Okulda öğrendiği ve ilgisini çeken şeylerle ilgili gerçek hayat deneyimleri sunmaya çalışacağım. Örneğin, taşıtlar mı konuları, tüm toplu taşım araçlarına bineceğiz. Meslekler mi, çeşitli meslek gruplarından tanıdıklarımın iş yerlerine götüreceğim. Bitkiler, böcekler, hayvanlarsa konu, haydi kırlara, ormanlara, hayvanat bahçelerine... Kültürel konularla ilgili ödevlerini "internetten araştırma ödevi" (tüylerim dikeeen dikeeen oluyor!) olarak hazırlamak yerine  müzelere, resim galerilerine, kütüphanelere, tiyatrolara, sinemalara gideceğiz birlikte. Tabii ki çağı yakalamak lazım da, buralara dokunmak, bu ortamları koklamak lazım! "Dışarıda" olmak lazım!

5- Matematik gibi, sosyal hayattan kopuk gibi görünen konularda da kendimce malzemeler oluşturmaya çalışacağım. Okuyunca anlaşılamayan bir olguyu deneyimleyerek yaşamak bambaşkadır çünkü! Havuz problemi çözerken kuveti doldurup doldurup boşaltmak gibi :) Ya da artık, matematikçi arkadaşlarımdan yardım isterim (Evren'cim, duy sesimi!).

6- Tüm bunları yaparken beslendiğim ana nokta yine bizim minik adam olacak: gözlem, gözlem, gözlem! Neyi bilmek/öğrenmek istiyor? Neyle hiç ilgilenmiyor? Hevesli oldukları şeyler konusunda onu destekleyip, ilgisini çekmeyen konularda ısrarcı olmayacağım. Varsın "başarısız" olsun bazı "derslerinde"! Ben başarılı oldum da ne oldu sanki?

Gördüğün gibi ElfAna, "unschooling" diyemeyiz de benim yaklaşımıma, "Çocuğunu okula göndermek zorunda olan ama müfredata boyun eğmeyecek anne yaklaşımı" diyebiliriz. Adım Hıdır, koşullarımı düşündüğümde gerçekçi olarak elimden gelecek budur :) Yuva ve İlköğretim safhasını bu yaklaşımla kazasız belasız atlattık mı, minik adama "kendi içindeki ışığı" gösterdik mi, arkası gelir diye düşünüyorum. İnsan beyni o yaşlarda şekilleniyor sanki.

Derler ya "ağaç yaşken eğilir"...

Ama eğip bükmesek de biz çocuklarımızı, bıraksak serpilseler?



*Unschooling: Çocukların, belirli bir eğitim müfredatı yerine, kendi yaşamlarının getirdiği deneyimlerden (oynadıkları oyunlar, yaptıkları ev işleri ve diğer bireylerle sosyal etkileşimleri) yola çıkarak "öğrenmelerine" izin vermektir. "Unschooling" yaklaşımında insiyatif çocuktadır; ancak, büyükler de çocuklara bu süreçte yardımcı olmaktadırlar. (Wikipedia'daki tanımdan altıntıdır.) İlk defa, 1970'lerde, John Holt tarafından kullanılmıştır.

12 yorum:

blogcuanne.com dedi ki...

Güzel, tuttum ben bunu... :)

Çocuğu işe götürmek konusunda: Amerika'da "take your child to work day" diye bir gün var. Her sene belirli bir günde çocuklar anne-babalarıyla birlikte işe gidiyorlar. Gereksiz bulanlar, uygulamada sorun yaşayanlar oluyor fakat bence güzel bir fikir. Belki burada da öyle bir şey başlatabiliriz :)

Başak Çelik dedi ki...

BlogcuAnne,

Evet ya, bence de böyle bir şey başlatabiliriz! Kesinlikle de gerekli, çünkü çocuklar "yerinde görmeden" meslekleri algılayamıyorlar. Annemin üye olduğu ceza dairesi dolandırıcılık suçlarına bakıyor. Aynı dairede çalışan tetkik hakimlerinden birinin oğluna, kreşte öğretmeni "baban ne iş yapıyor?" diye sorunca "dolandırıcııı" demiş :)) Kuvvetle muhtemel, benim oğlan da "annem çöpçü" diyecek! (Hoş, yalan da sayılmaz ya... :>)

Sizin "emzirme reformu" gibi bir çalışma yapsak mı acaba? :)

Bu arada, şu son yazdığım iki postu, biraz da sayende yazdım! Baktım iki çocukla birden günde 3-5 post yayımlıyorsun sitede, utandım :)

Sana ve oğullarına kocaman sevgiler!

ElfAna dedi ki...

Basakcigim, herhangi bir "alternatif" sunumu cok cok az henuz ulkemizde. Ustune ustluk bir de zorunlu egitim yasi dusuruldukce dusuruluyor. Ozel kreslerden coktan gectim ben. Seneye MEB in yarim gunlerinden birine-yemeksiz- gondermeyi planliyorum. Sirf oyun oynasin, birlikte resim yapsin, eglensin diye. Ilkogretim ise benim icin de gercek bir kabus. Elim ayagim baglanmis hissediyorum kendimi. O bela velilerden birisi de ben olacagim sanirim! Calismaya donecekmissin. Nasil yapmayi dusunuyorsun tum bunlari? Cocuk okuldan yorgun argin , sen isten yorgun argin donecekken? Gozunu para hirsi burumus kurum sahipleri birbiri ardina yeni okullar acarken, temiz,iyi niyetlerle acilanlari da duyuyorum. Umarim ilkogretim icin de gecerli olur bunlar. Ozel okullara da guvenemiyorum. Anasinifinda cocuklarini ozele gondermis eski velilerimle genellikle ayni yerde tikaniyoruz. O paranin hakkini vermek icin, goz boyamak icin, ogretmenin performansini kokune kadar gosterebilmesi icin veya sirf cocuklarin eglenebilmeleri icin denilsin, adi ne olursa olsun, %90 lik bir kesim nisan sonunda yilsonu gosterileri icin cocuklarin anasini aglatiyorlar. Homeschooling/ev okulu yapiyoruz Alpi ile. Mutluyuz. Bazen konular kendi ilgi alani dogrultusunda gidiyor, bazen ben yonlendiriyorum. Ama egleniyoruz sonucta. Montessori konusuna da deginmek istiyorum. Sanilanin aksine; cocuklari faaliyet, etkinlik veya aktiviteye bogan bir sisitem degil. Hem de hic! Yanlis aksettiriliyor. Cok okumak, gozlemlemek -varsa sans- lazim. Cocugunu iyi tanimak, ihtiyaclarini ve ilgi alanlarini gozardi etmemek lazim. Unschooling benim yapabilecegim birsey degil. Bununla beraber, gonul isterdi ki ebeveynler arastirip kendi yollarini cizebilsin..

Başak Çelik dedi ki...

ElfAna,

Alpi ile ev okulu etkinliklerinizi takip ediyorum. Çok da hoşuma gidiyor... evde olsam ben de yapabilmek isterdim.

Ben çalışmaya başladım bile aslında, 4 ay oluyor. Şimdi Çınar'ın bakıcısı var evde, ama taşınacağımız için Haziran'da yuvaya başlayacak. Bakıcı defterini kapattım, çünkü istediğim gibi gitmedi işler. Çınar'ı çok sevdi, çok güzel baktı da, sevgi dışındaki hiçbir konudaki yaklaşımı bana uymadı. Neyse :)

Söylediğinde çok haklısın, çalışarak bu işleri yapmak yorucu olacak. Ama haftasonları var, yaz günleri akşam üzerleri var :) Belki çok naif geliyor bütün bu hayallerim, ama ben Çınar'ın merakını giderdikçe çok da eğlenecekmişim gibi geliyor aynı zamanda da :) Dediğin gibi, araştırıp kendi yolumu çizmeye ve o yolda yürümeye çalışıyorum, çalışacağım...

Montessori ile ilgili yazdığın da iyi olmuş. Aslında o "hoop hooop saati" dediklerim geleneksel anaokullarıydı. Montessoriler'e dememiştim. Ama dediğin doğru, Montessori deyince, ha babam aktivite anlaşılıyor. Ya da çok katı, yüzü asık bir eğitim sistemi. Açıkçası, bazı okullar da bunu destekliyor. Bu gideceğimiz yuvada sevdim ben bu sistemi, ondan önce ben de çok temkinli yaklaşıyordum.

Özel okullarkonusunda da ne yazık ki haklısın! İşte en azından bütün bu saçmalıklara yeri geldiğinde bir dur diyebilmek için böyle şeyleri bilmeye, okumaya, düşünmeye, yazmaya ve "eyleme geçmeye karar vermeye" ihtiyacım varmış benim!

Teşekkürler yorumun için, zaman zaman sana danışırım artık :)

Sevgiler, Başak

ElfAna dedi ki...

Danisirim ne demek Basak? Bilgi alisverisi yapariz:) Montessori ile ilgili yazdiklarim sana degildi, ev okulumuzda o felsefeyi benimsedigim icin bir parantez acma geregi hissettim. Hayallerine sozum yok, dedigin gibi istenirse bulunuyor zaman. Baslarda cok zorlanacaksin-bunu zaten biliyorsun- ama olmaz diye birsey yok. Sevgiler

Başak Çelik dedi ki...

Sağolasın ElfAna :) Tamam, bilgi alışverişi yaparız, diyeyim o zaman!

Zorlanacağımı biliyorum, ama hep söylüyorum da, anne olmanın kolay bir şey olduğunu kimse söylemedi zaten... bir de, yaptıklarımın işe yaradığını görürsem eğer, vız gelir tırıs gider :)

Ben de sevgiler!

Başak Çelik dedi ki...

Bu arada, babama blog yazılarım maille gidiyor; bu yazımın üstüne mail atıp şu yorumu yapmış. Bilginize:

Basos (Başoş ben oluyorum :P), bu "unschooling" deneyimine en iyi örnek Barbiana Okulu öğrencilerinin mektupları. Hala kitapçılarda var mıdır; bilmiyorum, ama yıllar önce (1970'li yıllar) Barbiana'da Milli Eğitime bağlı olmayan bir okulun 8 öğrencisi tarafından yazılan ve mevcut öğretim düzenini eleştiren "Barbiana Öğrencilerinden Mektup" diye bir kitap çıkmıştı; hatta ben senin de okuduğunu hatırlıyorum. Öptüm.

--------
Evet, okumuştum! Babamın mailinden sonra hatırladım! Demek ki ufak yaşta beynime bunları sokan bir ailem varmış :)) Demek ki neymiş, eğitildiğimiz sistem ne olursa olsun, herşey ailede bitiyormuş! Oh beee!!! Rahatladım :))

Ivır Zıvırcı dedi ki...

Merhaba Başak, bu yazdıkların bir çok anne gibi beni de çooook düşündürüyor. Hatta bulunduğum şehirde Montessori uygulayan bir kreş bile yok, yani ilk 6 yılı kurtarmış bile sayamıyorum kendimi. Okul dönemine gelince bizim ailelerde "Yandı bu kız, siz bunu çok sıkarsınız, hep en yüksek notu alsın, en iyi okullara gitsin istersiniz" diyorlar. Halbuki hiç öyle bir derdim yok. Mutlu olacağı bir işi olsun, mesleğinden pişman olmasın istiyorum o kadar. Yani matemetikten vs.den en yüksek notu alması senin yazdığın gibi benim önceliğim değil. Ama eninde sonunda öğretmeni, arkadaşları veya eş dost bir yerde onu okul başarısıyla değerlendirip ona göre tavır alacaklar. Ben arkasında dururum diyorum ama belli bir yaştan sonra annenin ne düşündüğünden çok çevrenin ne yansıttığı daha önemli olur diyorlar. Ya koruyamazsam yeterince, elimde olmazsa? Düşünüp duruyorum işte.

Başak Çelik dedi ki...

Ivır Zıvırcı,

Yazdığın da doğru ya... o zaman sanırım herşeyden önce "kendine yetebilmeyi" öğretmek gerekiyor, değil mi? Başkalarının "onayı" olmadan da yaşamayı bilebilmek. Nasıl yapılır çok da emin değilim ama, küçük yaştan ufak sorumluluklar vererek özgüvenli ve dolayısıyla da kendine yetebilen bir çocuk yetiştirmek mümkün olabilir. Müdahaleci Türk ebeveyni mantığından sıyrılmak lazım bunun için de :)

Ben hala bu işi kendim için yapabilmiş değilim! Hala biri bana "aferin" desin, çok mutlu oluyorum; "yanlış düşünüyorsun" desin, üzülüyorum! İşte bunun olmasını istemiyorum hiç Çınar'da. Ama bu yazdıklarım insanın karakteri midir, sonradan mı öğrenilir, bilemiyorum...

yeliz dedi ki...

başak selam,
ben de aynı senin gibi bir öğrenciydim ve bizimkiler de arcaya aynı muameleyi yapacağımı düşünüyor:) hevesle takip edeceğim

Başak Çelik dedi ki...

Merhaba Yeliz,

Teşekkür ederim; takip edersen sevinirim, arada yoldan saparsam uyaranım olur hiç olmazsa :))

Adsız dedi ki...

Yazar cok tesekkurler...

Selamlar Neslihan