1 Temmuz 2010 Perşembe

Yuvada Bir Gün


Başlamadan...

Çınar her geçen gün biraz daha alışıyor yuvaya -aslında, benden ayrı olmaya. Çünkü, geçen günler içinde anladım ki, derdi yuvaya gitmek değil, gerçekten benim orada olmamam! İkinci hafta izlenimlerimizi, nasıl gittiğimizi haftasonu yazacağım. Şimdi, yuvada neler yapıyorlar, onu anlatma zamanı!

Sabah

(Ağlama fasıllarını geçtikten sonra) yuvada gün saat 9 civarı kahvaltıyla başlıyor! Sıraya girip merdivenleri pıtır pıtır çıkıyor afacanlar, lavabo sırasında beklemeye başlıyorlar! Sonra minik eller yıkanıyor ve minik masanın etrafındaki minik sandalyelere diziliyor çocuklar. Herkesin tabağına kahvaltısının konması bekleniyor, bu arada "put your hands on your lap, lap, lap (ellerinizi dizlerinize koyun)" şarkısı söyleniyor. Arada tabii, kimseyi beklemeyen "anarşikler" de çıkabiliyor (bkz. minik adam). Onlar da zamanla ne yapmaları gerektiğini öğreniyorlar -mış :)

Kahvaltıdan sonra dişler fırçalanıyor ve 18-24 ay grubu kendi oyun odasına, 24-36 ay grubu da diğer oyun odasına gidiyor. Aslında şimdi "circle time/paylaşma zamanı" ama 18-24 ay arası afacanların hepsini aynı anda bir arada tutmak mümkün değil! Bizim minik adamın da dahil olduğu bu grupta 7 çocuk var: Çınar, Sude, Öykü, Ezgi, Hamish, Daniel, Aiace. Hepsi çok şekerler, cin gibiler! Sude ve Öykü grubun annesi tadında; hele Sude, Çınar'ın adını bile öğrenmiş! Sabah karşılarken "Çınaaa, Çınaaa" diyor :) Öykü daha mahçup, ama Çınar'la çok ilgileniyor (annesinin arkadaşının oğlu olduğunu biliyor olabilir mi acaba?).  Ezgi ve Daniel yeni alışanlardan. Yani, Çınar'la birlikte gürültücü ekipten :) Aiace, bildiğiniz Tazmanya canavarı! Hem yemek yemesi, hem de yürümesi (gerçekten, döne döne yürüyor, acayip sıcakkanlı bir çocuk; tam İtalyan!). Hamish tam bir İngiliz. Kontrollü, mesafeli; gel gör ki, o da pek şeker! Daniel'la pek iyi anlaşıyorlar -daha önceden de tanışıyor olabilirler, emin değilim.

İşte bu 7 kafadar ve öğretmenleri önce odada çeşitli oyuncaklarla oynuyorlar, 2 sınıf öğretmeni her biriyle teker teker ilgileniyor, oyun konusunda yönlendiriyorlar. 10:30 civarı "atıştırma zamanı" -ya da Hilal Hanım'ın deyimiyle "bu grubun circle time'ı". Çünkü ancak kraker ve meyve geldiğinde minik sehpanın başında aynı anda bir arada olabiliyorlar :) Yani, bu yaşın paylaştığı şey, deneyimden ziyade, meyve! Atıştırmalıklar bitince, temizlik işlemleri yapılıp (çoğunda bez var) doğru bahçeye çıkılıyor.

Bahçede Çınar'ın favorisi kum havuzu! Kürekle kovaya, ve bazen yerlere, doldur boşalt yapmak en büyük keyfi! Eğlenceli bir çocuk parkı var yuvamızın. Kaydırağın merdiveni yok mesela, tırmanma halatı var! Dağa dırmanır gibi tırmanıp sonra kayıyorlar. Salıncak ve sallanan at var. Merdiven olan tahta ev köşesi de yine tımanma duvarıyla bitiyor (dik değil, makul bir biçimde eğimli). Çınar ilk gördüğünde çok şaşırdı -merdivensiz kaydırak, kaydıraksız merdiven??!!!???? Çabuk alıştı ama, pıtır pıtır her yeri keşfediyor! Bahçede kümeste tavuklar var, içinde henüz ne olduğunu keşfedemediğim bir de gölet (etrafı demir tellerle çevrili).

Bahçenin diğer yanında ise yuvanın ektiği sebzelerin bulunduğu büyük tahta saksılar var. Çocuk bahçesinde yerler çakıl -çarpamalarda darbeyi en çok emen madde. Bir de yağmur yağınca, çakıllar yıkanıp suyu aşağıya geçiriyor (malum, hidrolik iletkenliği en yüksek maddelerden), üst hemen kuruyor, ve çocukların oynayabileceği hale geliyor :)

Öğle

11:30 civarı "clean up, clean up, every body, every work (haydi herkes herşeyi toplasın)" şarkısıyla çocuklar yine dizilenip el yıkamaya ve yemek yemeye üst kata çıkmaya başlıyorlar. Yemekler çok lezzetli! Çeşit bol! Bu ayın yemek listesi için şuraya bir tık lütfen! (Not: umarım Google Docs çalışıyordur... açamazsanız, isteyenlere email atarım) Öğle yemeğinden sonra yine dişler fırçalanıyor, temizlik yapılıyor ve çocuklar yavaş yavaş uyku odasına geçiyorlar. Pijamalar giyiliyor, uyku rutinleri yapılıyor, 1'e doğru neredeyse tüm çocuklar uyumuş oluyorlar... Genelde çocuklar kendileri uyuyorlar, ama yeni başlayanları, kendilerini nasıl rahat hissediyorlarsa, öyle uyutmayı tercih ediyorlar (kucakta, pışpışlayarak, ayakta sallayarak...).

İkindi

15:00-15:30 arası çocuklar uyanıyor ve hazırlanıp ikindi kahvaltısı için 24-36 ay grubunun oynadığı odadaki minik masanın etrafına, minik sandalyelerine diziliyorlar. İkindi kahvaltısı tam onların seveceği atıştırmalıklardan oluşuyor -ve içinde mutlaka süt ya da sütlü bir ürün bulunuyor. Kahvaltıdan sonra yine biraz oyun odasında, biraz bahçede oynuyorlar. 5'te meyve servisi yapılıyor; yine aynı oyun odasında, afiyetle meyvelerini yiyorlar. Bu saatten sonrası biraz serbest zaman. Kim, ne isterse onu yapıyor. Zaten aileler de yavaş yavaş gelip çocukları almaya başlıyorlar. Çocukların her birinin bir defteri var; gün içinde yaptıkları, yedikleri, uyku saatleri ve diğer bazı önemli notlar bu defterlere yazılarak çantalarına konuluyor. Hepsinin çok şirin turuncu sırt çantaları var. Minik adamın sırt çantalı bir fotosunu buraya koymayı çok istedim, ama şimdilik çantayı bana taşıtmayı tercih ettiği için mümkün olmadı!

Oyun odalarında çoğunlukla ahşap oyuncaklar var -yapbozlar, delikten şekil geçirme kutuları, ahşap mutfak, meyve/sebzeler, bloklar... Bunu yanında ahşap olmayan eğitici oyuncaklar, kuklalar ve kitaplar da koymuşlar! Benim bayıldığım, su dolu leğen koymak için yaptırmış oldukları sehpa! Sehpanın ortasına, leğenler için yer yapmışlar, böylece çocuklar hem suyla oynayabiliyor, hem de üstleri ıslanmıyor! Tabii ki önlük de giydiriyorlar!

Yuvanın dili İngilizce. O yüzden öğretmenlere "Ms ..." diye hitap ediliyor. Çocuklarla İngilizce konuşuyorlar, ama yeni gelenler için "ne anlama geldiğini" anlatıyorlar. Şarkıların hepsi İngilizce, şarkıları söyledikten sonra da, o şarkıda ne yapılması gerektiğini, ya da şarkıda ne anlatıldığını da açıklıyorlar. Katı bir dil eğitimi söz konusu değil. Günlük hayatın içinden, eğlenceli bir "öğrenme hali" var.

Bitiriken...

1.5 gün kaldım o ortamda, ama şunu söylemeden geçemeyeceğim: yuva dediğiniz şey, bilhassa 18-36 ay kısmı, bildiğiniz tımarhane! Öğretmenlerin hepsine sabır diliyorum, gerçekten işleri hiç kolay değil; ama, gördüğüm kadarıyla, bizimkiler işlerini gerçekten iyi yapıyorlar!

4 yorum:

Toprak Büyürken dedi ki...

Çınarın böyle bir düzene alışması bir bakıcıyla evde kalmasından bin kat iyi birşey. süper.

Başak Çelik dedi ki...

Ben de aynen senin gibi düşünüyorum Toprakana'm :)

anneyazar dedi ki...

Çınar'cım umarım en kısa zamanda kendi yuvan gibi benimsersin o mekanı dualarım sen ve annenle.

Başak Çelik dedi ki...

Teşekkür ederiz Anneyazar Teyze'miz :)