13 Mayıs 2010 Perşembe

Çok Okuyan mı Bilir, Çok Çocuğu Olan mı?

Ya da herşeyi bilmek zorunda mıyız?

Ya da bildiğimiz herşey doğru mudur?

Evet, kendimi sorguladığım yazı dizisinin ikinci yazısını yazmaya başladım... umarım kafamda uçuşan binlerce garip fikri toparlayıp yazabilirim. Çünkü bu konuda o kadar dertliyim ki!

Benim "bilmek" serüvenim hamilelikte başladı. Düşük tehdidi, pozitif ikili test sonucu, amniyosentez, vb. türlü saçmalık başıma geldiği için hamileliğimde, bir yandan doktora tezimi yazdım, bir yandan da internet üzerinden "jinekoloji" yan dalımı tamamladım! Gözlerim pörtleyene kadar forum/blog/yazı/kitap/makale okuduğumu, Uzman TV'ye saatlerce dadandığımı bilirim... Bizim zamanımızda Nurturia da yoktu ki! Annem o zaman "şanslı mısınız, şanssız mı bilmiyorum... şimdiki hamileleri çok didikliyorlar" demişti! Ah annecim, yalnızca hamilelikte didiklenseydik keşke; 40, bilemedin 42 haftada kurtulurduk bu "bilme" sevdasından...

Ama asıl "bilme, daha da çok bilme, herşeyi bilme" derdi minik adam doğunca başladı...

Günde ne kadar, kaç saat, ne kadar süreyle emzirmeli? Yalnız anne sütü mü, mama da verilmeli mi? Hangi hallerde mama verilmeli? Sütün yetip yetmediğini nasıl anlarız? En iyi pompa hangi pompadır? Beslemek için bebek uyandırılır mı, yoksa varsın uyusun yavrucağız mı denir? Normal dediğin bebek günde kaç saat uyur? Bebeğe günlük düzen/gece uyku rutini nasıl oluşturulur? Kolayca dalınan uyku için kundaklasak da mı saklasak, kundaklamasak da mı saklasak? Peki kundaklama işine ne zaman son vermek lazım? Odasını ne zaman ayırmalı? Bir bebek gece uyanmamaya ne zaman başlar (ne kadar naif bir soru!)? Bebek dediğin nasıl uyutulur ya da uyur? Gaz sorunsalı ne zaman biter? Gece emmeleri ne zaman kesilmeli, ya da kesilmeli mi gerçekten? Gaz için ilaç kullanılır mı/kullanılsa da sonuç alınır mı? Bebek ne zaman oyuncağına uzanır/oyuncağını tutar/elden ele geçirir/yüzükoyunken kendini kaldırır/döner/doğrulur/oturur/emekler? Ayına göre boyu/kilosu normal mi (normal yetmez Türk annesine, ilerde mi, değil mi? Hangi yüzdelik dilimde???)?

Daraldınız mı? Bunlar daha ilk 6 ayın soruları, naber? Üstelik de, benim aklıma gelen kısmı yalnızca! O aylarda, ben kafayı yemiş bir şekilde bu soruların yanıtlarını şablonlara oturtmaya çalışırken (ve de minik adam haliyle bildiğini okuyup kendi şablonunu yaratırken) annem yine demişti ki: "Başak'cım, doktora tezi değil bu, herşeyi kitaplardan okuyup uygulayamayabilirsin; azıcık rahat ol." Ve fakat ne mümkün! Şimdiye kadar herşeyi kitaplara baka baka yaptım ben; deneyim mi, o da ne? Halbuki azıcık "harmanlamaya" bassaymış kafam, ne dert kalacakmış bende ne tasa! Lohusalığıma veriyorum şu an; yalnızca 40 gün sürmüyor bazılarında o süreç, uzuyor da uzuyor :)

6 aydan sonra, sorular/bilmemiz gerekenler seviye atladı tabii: Ek gıdalara ne zaman, hangi besinle geçmeli? Sebze çorbasını direkt pütürlü mü vermeli? Mama sandalyesi şart mıdır? Blenderdan bir-iki kez yemek geçirirsem çocuğum 10 yaşına kadar herşeyi püre olarak mı yer (yalaaaannnnnnnn!!!!)? Yumurta ne zaman, ne kadar verilmeli? Pekiii, et/balık/tavuğa ne zaman başlanmalı? Dişler ne zaman çıkar? Diş, ateş ve ishal yapar mı? Ne zaman ilk kelimelerini söylemeye başlar? Ne zaman taklit etmeye başlar? Ne zaman kitap okumaya başlamalı? Yürüme için yürüteç almalı mı almamalı mı? Ters oto koltuğu mu, düz mü? Ne zaman ilk adımlarını atar? Denize ne zaman girebilir? 10 aylıkken sofraya bizimle oturmaya başlar mı hakikaten? Şekerden/baldan kaç yaşına kadar uzak tutmalı? Peki ya tuzdan? Uyumamakta direniyorsa ne yapmalı? Ayakta/kucakta sallamak çok mu ayıp şeyler? Kendi kendine uyutmak için hangi yöntemler denenebilir? Doğal ebeveynlik varmış bir de, o ne acaba?..

Bitti mi? Biter mi hiç! 12 aydan sonra, bebekken çocuk olunca birden minik adam, bu sefer de öz bakımla ilgili soruların yerini "ilk çocukluk" soruları almaya başladı: Ne zaman kendi kendine yemek yemeye başlamalı? Ne zaman koşmalı/atlamalı/zıplamalı/merdiven inip çıkmalı? Hangi ayda kaç küp şekeri üst üste koymalı? Hangi ayda kaç kelime söylemeli, iki kelimeyi yanyana ne zaman getirmeli? Bağırıp çağırdığında, sağa sola vurduğunda, anne-babayı dinlemediğinde, inatlaştığında, ağladığında ne yapmalı/yapmamalı? Disiplin 3 yaşına kadar verilmeli mi, verilmemeli mi? Hangi ayda hangi aktiviteyi yapmalı? Yapbozla oynamayan çocuğa ne demeli? Bırak yapbozu, oyuncaklarıyla bile ilgilenmediği dönemde ne yapmalı, panik olmalı mı olmamalı mı? TV hiç izletmemeli mi, azıcık da izlese zararı olur mu? Anane/babane mi, bakıcı mı, kreş mi? Hangi kreş? Montessori mi, Waldorf mu, geleneksel Türk usülü anaokulu mu? Yabancı dili ne zaman öğretmeye başlamalı? Tuvalet eğitimi hangi ayda başlamalı? Lazımlık mı klozet adaptörü mü? Bezli bebek mi bezsiz bebek mi? "İki yaş bunalımı", nam-ı diğer terrible two, ne zaman başlar, işaretleri nelerdir, nasıl davranmak gerekir?.........

İİİİİİ-DAAAAAATTTT!!!!! (Çınar'ın dilinde "imdat" demek)

Yeter yahu, tamam anayız, süperiz, herşeyi hallederiz de, biz de insan evladıyız! Tüm bu soruların yanıtlarını bulmaya, herşeyin en doğrusunu yapmaya çalışırken de olanlar oluyor işte! Deli gibi "o öyle yapılmaaaazzzzz!!!" nidalarıyla ev halkına (hatta yakın çevreye) saldıran anne oluveriyorsun! Haliyle, senden korkudan sinmiş bir ev halkı (ve hatta yakın çevre) yaratıyorsun etrafında -ki gerçekten sağlıklı değil :) Eskiden ne rahatmış anneler, anne/kayınvalideden biri mutlaka "eskiler"le başlayan bir cümle kurarmış, kalan herşey ona göre yapılırmış! Eskiler herşeyi bilirler ya, kafa rahat! Yok, hala bana göre değil bu yaklaşım; ama, ara sıra da kıskanmıyor değilim o kadar rahat olabilen anneleri :)

Herşeyi "eskiler"in dediğine göre yapmaya kalkmak da, çocuğumla ilgili her bir şeyi kitapların yazdığı gibi yapmaya çalışmak da bana uymuyor, onu anladım en sonunda! Araştırmak, okumak, öğrenmek güzelmiş de, kendini kaptırmamalıymış insan! Çünkü, her çocuk birmiş, tekmiş, eşsizmiş ve o yukarıdaki soruların tek bir doğru yanıtı yokmuş! Hiçbir zaman da olmayacakmış (tamam belki ufak bir kısmının vardır; oto koltuğu ve mama sandayesi gibi :D)...

Esas olan çocuğu gözlemekmiş, dinlemekmiş, anlamakmış...

Ve okunacaksa eğer, "onun yazdığı kitabı okumakmış*"...


* Pek çok yerde de rastlamıştım bu cümleye ama en son Esra Özlem'den duyduğum için, bana bunu yeniden hatırlattığı için, kendisine burdan bir teşekkür! 

6 yorum:

arzu aydoğan dedi ki...

Başakcım, yine tercümansın.. :) eline sağlık... çok mesajlı, çok anlamlı, çok rahatlatıcı bir metin(iç döküş) olmuş:)ben aral'ın kitabını(erkekliğin kitabı gibi oldu) yeni yeni çözüyorum..

batuhanınannesi dedi ki...

Lohusa zamanlarımı hatırlamak bile istemiyorum kabus gibiydi.Kızım şöyle yapalım,biz şöyle yapardık diyen bir anne,hayır anne yaptığım araştırmalara göre şöyle şöyle olmalıymış diye bıt bıt konuşan hiç bir şeye izin vermeyen batuhanınannesi..Ayy kabus gibiydi ne eziyet ettim hem kendime hem anneme.
İnanmayacaksınız belki ama annem doğar doğmaz şekerli su verelim dedi,sarılığı olmaz kızım dedi.Hayır anne ben doktorum ben bunu yaparsam olmaz.Önce anne sütü cık cık cık dedim.Bi DÜNYA nasihat ettim.Sonuç ne?20 bilirübinle 24 saat çift fototerapi alması gereken bir çocuk.
Eğer bir çocuk daha yaparsam dediği herşeyi dinliycem söz veriyorum:)))

İlknur dedi ki...

Basak bir iiii-daaaat ta benden vallahi. Bir de bunlar iyi gunlerimiz. Bunun ilk gencligi var ergenligi var. Oralar daha beter.

Hele internetin bu kadar yaygin olmasiyla bircok bilgi var ama bir o kadar kirlilik var. Bir seyler okuyoruz ediyoruz aklimiza yatarsa tamam diyoruz ama dogru mudur degil midir bilmek cok zor. Envayi cesit yaklasim var ve dun dogru bulunan bu yaklasim bugun yalnis bulunabiliyor. Bizim bir alt neslin cocuklarinin tumden fazla simartildigina, yetenekleri olmayan seylerde bile inanilmaz bir ozguven kupu olduklarini dusunuyorum mesela. Bu cocuklarda o zamaninin cocuk yetistirme tarzina gore buyutulduler gibi. Bizimkiler ne olacak, neler degisecek artik omrumuz yeterse torunlarimizda gorecegiz.

BERİL... dedi ki...

yeşilin rahatlatıcı etkisi bile etkisiz kaldı o soruları okurken.. benim bile idaaat diye bağırasım geldi :)) doğru/orta yolu bulmak ne kadar zor!!

Asli Ercin dedi ki...

iiii-daaaaaaat!!!Basak Yagmur dogmadan bunalima soktun beni... acikcasi ben de internet/kitap vs. okumak ve olaya biraz bilimsel yaklasmak; biraz klasik yontemleri kullanmak; ama en onemlisi cocugun kendi kisiligine, yapisina, huyuna en uygun olacak sekilde herseyi harmanlayarak hareket etmeyi planliyorum/istiyorum/umuyorum. ama ne kendimde o kadar seyi okuyacak enerjiyi bulacagimdan, ne istemedigim birseyi yaptirmak isteyen buyukler oldugunda tam olarak karsi cikabilecegimden, ne de bunlari gercekten istedigim gibi harmanlayabilecegimden supheliyim. su dogum oncesi korkulari sardi beni galiba. boyle yazilari okudukca da depresiyor galiba...

Başak Çelik dedi ki...

Arzu,

Teşekkürler :) Sana iyi okumalar!

Batuhan'ın annesi,

Aaah, ah.. hikayemiz başkaydı ama, biz de yaşadık o fototerapi günlerini! Ve muhtemelen ben de içirmezdim şekerli su falan (hala da içirir miyim, emin değilim :)) ). Geldiğin noktada haklısın; ben de hiçbir şeyi kulak ardı etmeyeceğim... ama yine de aklıma yatanı/daha önceden deneyip de onayladıklarımı yaparım gibi geliyor :))

İlknur,

o ergenlik kısımlarını hiç düşünemiyorum... insanın en çaresiz kaldığı anlar o zamanlar mıdır ki?
Bir de, internet konusuna katılıyorum! O kirlilikten doğru bilgiyi çekmek çok zor. Ayrıca, bir yıl "doğrudur" denen, ertesi yıl "çok yanlış" olabiliyor. Sanırım, akıl süzgecinden geçirip gözlemle hareket etmek bu işin çözümü. Çınar'la ilgili konularda "hislerime" de çok güveniyorum artık. Çocuğu tanıyabilmekle de ilgili ama, özellikle son zamanlarda, bir "yaklaşım/yöntem/öneri" okuduğumda "ne hissedersem" o çıkıyor :)

Beril'cim,

Yeşiller işe yaramamış, ha? Hay allah :) Benim gibi yapmazsan, azıcık anne olarak içgüdülerine, aklına güvenirsen, çocuğunu tanımaya ve anlamaya çalışırsan, doğru/orta yolu bulmak o kadar zor değil... Etraftaki insanlarla mücadele etmek zor ama :)

Aslı'm!

Şimdiden böyle sıkıntılar yaşamana gerek yok, bak önünde bunları yaşamış ve deneyimlerini yazan biri (hatta pek çok kişi) var. Anne olunca birden bambaşka davranmaya başladığını fark edeceksin; hamileyken olmuyor, daha öyle hissetmiyorum, deme! Tamam, herşey ulvi bir şekilde beynine "download" edilmiyor belki ama bebeğinle ilgili ne yapman gerektiğini herkesten iyi bilmeye başlıyorsun. Canın isterse, fırsat buldukça oku, araştır tabii... Beril'e yazdığım gibi, azıcık anne olarak içgüdülerine, aklına güvenirsen, çocuğunu tanımaya ve anlamaya çalışırsan, doğru/orta yolu bulmak o kadar zor değil... Etraftaki insanlarla mücadele etmek zor ama :) Bir de ben biliyorum, Yağmur'um çok uslu, akıllı bir bebek olacak :)

Herkese sevgiler...