20 Aralık 2011 Salı

Toplu Taşıma...

Ankara pek toplu taşıma dostu bir şehir değil. Hatta bazen, kendimi Amerikan kentlerinde yaşıyor gibi hissediyorum. Arabasız şehrin iki uzak noktasına gitmek yeterince zor değilmiş gibi, arabalı gitmek de -örgün bir toplu taşıma ağı olmadığından- trafik nedeniyle işkenceye dönüşebiliyor. Eskişehir yolu boyunca kazılmış olan metro tünellerimiz var; ama, trenlerimiz olmadığından metroyu kullanamıyoruz. Günün her saati, Eskişehir Yolu, Konya Yolu ya da Atatürk Bulvarı üzerinde yoğun trafik var. Evden ya da işten kaçta çıkarsanız çıkın trafiğe takılmadan A noktasından B noktasına gitmeniz olanaksız. Yeterince dolmuş, otobüs ve yer altı taşıma aracı olmadığından ve şehrin ulaşım ağı son derece plansız olduğundan insanlar arabalarıyla ulaşımı tercih ediyorlar. Her arabada genelde tek kişi seyahat edince de, 4 milyon nüfusu olan bir şehirde, bütün şehri otobana çevirmiş olan alt geçitler ve köprülü kavşaklar bile bu plansızlık ve yetersizliğin içinde trafiği hafifletmede etkili olamıyor! 

Oh, trafikle ilgili içimi bir nebze de olsa döküp rahatladıktan sonra asıl konuya gelebilirim. Biz de genel olarak hayatı arabada geçen bir aileyiz. Minik adam ve babası sabahları birlikte okula ve işe gidiyorlar arabayla, ben genel olarak servisi kullanıyorum. Hafta sonu ise, hem zamandan kazandırdığı hem de pratik olduğu için gideceğimiz yere arabayla gitmeyi tercih ediyoruz. Geçen ay, "yavaş bir cumartesi" geçirelim, dedik ve arabamızı evde bırakıp, şehrin bütün toplu taşıma araçlarını Çınar'a tanıtmaya karar verdik!

Önce, evimizin önünden dolmuşa binip Kızılay'a gittik. Kızılay'dan Ankaray ile AŞTİ'ye kadar gittik. Çınar dolmuşta zaten çok mutluydu; ama, Ankaray'a bayıldı! Calliou Metroda kitabından ezberlemiş olduğu bütün replikleri teker teker döktü ortaya. Kendi de çok keyif aldı, bizi de çok eğlendirdi! AŞTİ'den taksiyle Bahçelievler'e geçtik (Ankaray servisleri de varmış; ama, iki saatte bir geliyormuş...). Bahçeli'de gezip dolaştıktan ve klasik olarak Mado'da dondurmamızı yedikten sonra caddeden geçen Çankaya otobüsünü fark edip kendimizi otobüse attık. İstikamet Kuğulu Park. Çınar'ın neşesine diyecek yoktu! Bayıldığı otobüsün içinde yarım saat yolculuk etmek rüya gibi geldi çocuğa! Kuğulu Park'ta salıncakta sallanıp kuğulara baktıktan sonra yine taksiyle evimize döndük.


O akşam minik adam yorgunluktan 8'de sızıp uyudu. Hareketli ve keyifli bir günün ardından yapılacak en güzel şey!

Arabayı bir kenara bırakıp yavaş hareket etmek bize de iyi geldi. Çocuğumuzun coşkusunu görmek de cabası :)

Öneririz, sevgiler...

5 yorum:

SENAYC dedi ki...

Biz de Yiğit le ananeye giderken birkaç kere metro ile gitmiştik. Önce dolmuşla kızılay,sonra metro ile batıkent. Yiğit her fırsatta aynısını istiyor. Ne iyi yapmışsınız:)

Bahar dedi ki...

Biz bu aralar arabasız olduğumuzdan sıklıkla böyle yapıyoruz, uykusu gelmedikçe sorun olmuyor. Ama en keyiflisini belirtmeden geçemeyeceğim. Otobüsle Kadıköy, oradan vapurla Karaköy, yürüyerek Eminönü ve oradan tekrar otobüs, ana-oğul çok eğlendik :)

kezbant dedi ki...

peki başak yolculuk bitip, inmek zorunda kalınca ağladı mı hiç :S çınarla haftasonu dolmuş, otobüs yapıp keçiörene gittik :) akşam dönerkende otobüs taksi yaptık. otobüsten inmek, taksiye binmek istemedi. otobüüüüsss otobüsss diye ağladı :)

bveç dedi ki...

Bayılıyorlar değil mi Şenay?

Ya Bahar, İstanbul'un vapur keyfi ayrı zaten, geçen sene biz de binmiştik neyse ki :)

Kezban, Çınar taksiyi de, diğer bütün taşıma araçlarını da çok sevdiğinden, bir sonraki araç için çok heyecanlanıp sorun çıkarmamıştı :)

peyibal dedi ki...

Başakcım çok güzel olmuş:)) Efe de metroya bayılıyor, daha şimdiden pazarlıklar başladı, Ankara'da metroya ve otobüse binmek için :))